Wreck It Ralph.. video oyunları üzerinden sıkı bir hayat dersi..

Öncelikle size çok enteresan bir şey söyleyim mi; film bende kesinlikle, video oyunu oynatma isteği uyandırdı. Ama güncel oyunlardan değil de şu 90ların o ilk arcade/konsül oyunlarından oynamayı çok istedim.
Film, ilk kez şu ünlü Şimşek McQueen'in Cars (Arabalar) filmi için düşündüğüm şeyi getirdi yine aklıma: Wreck It Ralph, kesinlikle ancak ABD'de yaşayan, Amerikalı biri tarafından yaratılabilecek, ancak öyle biri tarafından düşünülebilecek bir konuya sahip. Zira oradaki gibi bir oyun konsülü yoğunluğu, çocuklukta-gençlikte sürekli mekanlarda (sinema, kafe, restoran) bozuk parayla oyun oynama geleneği ABD'deki kadar ne başka bir yerde var (gördüğüm, bildiğim kadarıyla) ne de Türkiye'de. O yüzden o dönemlerini bu şekilde yaşamış ve durumu bizzat gözlemlemiş biri tarafından kurgulanabilecek, inanılmaz yaratıcı bir evreni, sanal dünyayı filme taşımış.
Ralph karakteri üzerinden ortaya konan durum ise yine bir çocuk filmi olmasından (ParaNorman'da da olduğu gibi) gayrı, mesaj kaygılı olarak; kötü biri dahi olsan ne olduğunu kabul et, her ne isen onu öncelikle kabullenmen lazım, varlığını reddetme sakın üzerine kurulu.
Filme dair esas ilgimi çeken noktaları şöyle sıralamam mümkün:
- Yıllar öncesinin ünlü Nokia oyunu Snake'in, fişi çekilmiş-yayından kalkmış ve bu yüzden dilenmeye başlamış eski oyun karakterleri arasında görmek
- Ralph'ın 'yeni oyunlar ne zaman bu kadar şiddet yüklü oldu' cümlesiyle güncel oyunlara gönderilen (yerinde) taş
- Her şeyin bir madalya kazanmaya indirgenmesi / tek amacın madalya haline getirilmesine çakılan okkalı selam
- Kötü biri bile olsan, bu dünyada herkesin bir yeri olduğunu, sen olmazsan ya da sadece sen dahi olmazsan içinde bulunduğun yıkılacağı (filmdeki şekliyle, oyunun fişinin çekileceği ve tüm diğer karakterlerin de yok olup gideceği), 'işte sen bu kadar önemlisin' olgusunun süper yaratıcı bir şekilde irdelenmesi, bilinçaltına iletilmesi (Bu bağlamda 'It's a Wonderful Life' filmine de bir gönderme yapılmıyor değil bence).
- Ayrıca sadece kötü değil, iyi ama belki de bir anlamda 'kusurlu' bile olsan yine durumu kabullenmen gerektiği ki, bence filmde 'aksak' ifadesiyle, tanımlanmasıyla gerçek dünyadaki 'engelli' sıfatına gönderme yapılıyor. Ve yine her şey 'her şeyin kabullenilmesi' noktasında çözüme kavuşuyor. Bir kusur dahi olsa sahip olunan her şey, o kişiyi o kişi yapan nitelikler olarak beliriyor. Böylece film çok da iyi bir ders veriyor.
Bunlar ve daha birçok noktada film övgüyü hak ediyor bence. Hatta video oyunlarına aşina kitlenin, filmde çok daha güzel göndermeler yakalayacağına eminim, bu sayede de çok daha keyif alacağına filmden..
Not1: Filmi bitirir bitirmez, app store'dan Fix-It-FelixJr oyununu indirdiğimi, cümle blogosfer âlemi önünde itiraf etmeyi görev biliyorum :)
Not2: Ayrıca filmdeki Vanellope tipine resmen taptım (şu tipe bakar mısınızzzz). Monsters Inc.'deki Boo'yu andırdı bana. Ona da ayrı taparım, o ayrı :)

Popular Posts