Sunday, February 01, 2015

Birdman..

Hemen söyleyeyim, bir kere çok orijinal bir film! Garip, değişik, alışılmadık bir film, öykü, konu, kurgu, çekim.. 
Şimdi konu ne deseniz, bişi diyemeyeceğim, tanıtımlarda yazan kafi. Çünkü anlatılmayacak bir yapıya sahip. Gerçekten öyle çünkü dediğim gibi garip bir film.
Beğendim mi? Bilmiyorum, sanırım çok çarpmadı. Sıkmadan izledim ama belki de verdiği merak o alışılmadıklığındandır, onu bile bilmiyorum.
Ancak o kadar konuşulan, olay olan, ve bu kadar da ilginç olduğu kesin bir filmi, hele ki en iyi film adayı olmuşken izleyin derim. 

Wednesday, January 28, 2015

BiKutuMutluluk..

Tam da isminin dediği gibi bir kutu dolusu mutluluk yolluyorlar evinize.
Sonunda serzenişlerimi duyanlar olmuş ve Amerika’daki o birbirinden güzel cici mi cici aylık abonelik kutularının bin bir çeşidinden biri Türkiye’de de yapılır olmuş. Birchbox ve Ipsy muadili Lilakutu ve Vanilya Club dışında, güzellik kutusu haricinde bir abonelik kutusu daha girmiş oldu böylece hayatıma, hayatımıza.
Tesadüfen Instagram’da, Buse Terim’in hesabında gördüm ve açıp ne olduğunu görmemle vuruldum ve 15 dk. İçinde, aylık kendime tanıdığım şımarma limitimi aşmış olmama rağmen, dayanamayarak hemen sipariş verdim! Ne yazık ki aylık üyeliği yok, en az 3 aylık abone olunuyor, bu da tek seferde biraz yüklü bir meblağı gözden çıkarmaya sebep oluyor.
Neyse bunları geçiyorum siz sitelerinden bakarsınız. Ben bayıla bayıla kutudan bahsedeyim :)
Neler var içinde resimde görüyorsunuz, hepsi çok kaliteli, cici tasarımlara sahip objeler. Ben bu aylık abone kutu konseptini, olay ne olursa olsun sevdiğim için buna da tapındım tabii ki. 
Bu ay -Ocak- yeni yıl / yılbaşı konseptine sahipti, pek tabii Şubat da Sevgililer Günü olacak. Ancak beni en çok meraklandıranı, satışı olmayan, soruma aldığım cevaptan öğrendiğim kadarıyla sadece markanın tanıtım-konsepti dahilinde hazırlanan İtalya kutusu! İnşallah bir gün onu da yaparlar.
Kısacası siz de benim gibi kutu seven delilerdenseniz, duyanlar duymayanlara anlatsın, tek deli biz değilmişiz onu öğrendim :) Yaşadık kızlarrr :)

Thursday, January 22, 2015

İncir Reçeli 2..

Zaten bu aralar en ama en sevdiğim şarkı Galata idi, film de onla başlayınca değmeyin keyfime...
Efendim şöyle başlayım ki, ben bu filme ba yıl dımmmm...
Çok ama çok güzeldi, keyifliydi, hüzünlüydü, mutluydu, komikti.. Her şeydi..
O kadar keyifle izledim ki size anlatamam, en son ne zaman bu kadar keyif alarak bir film izledim hatırlamıyorum, hele ki Türk filmi hiç izlemedim!
Müzikler için bir şey demiyorum, Halil ve son albümü diyorum ve de susuyorum.. Deeermişimmm :))
Konu çok tatlı, çok romantik, çok ciciii.. Kız bir harikaaa, tam oturmuş, Halil'e çok yakışmış. 
Halil zaten bir harika, son tipiyle daha da bir hoş ve karizma olmuş..
Yardımcı çocuk, bardaki garsonlar, esprileri, sözleri çok ama çok iyi, çok yerinde, çok yerli yerinde. Gülmekten geberdim resmen. Hala bazı sahneler, spoiler vermeden diyim görünce anarsınız beni :) şarkı söylemesine laf atan bardaki müşteriler.. kopardı beniiii.
Sonlara doğru ortaya çıkan o sürprizi inanın ben de hiç düşünmemiştim, sanki eski ve ünlü bir film vardı, şimdi menşeini bile söylesem pat anlayacaksınız sürpriz bozulacak diye onu da diyemiyorum :) sorry guys and girls :)
Kısacası düşündürtmemiş olmaları da beni çok sevindirdi, zira hep yabancı filmlerde bilemeyiz tahmin edemeyiz sürprizleri, Türklerde pek şaşırtılamıyoruz ne yazık ki. Ondan dolayı bu klasiği de yaşatmaması çok süper oldu.
Benim için bazı filmler vardır, ara ara o verdikleri keyfi bir daha yaşamak için izlemek isterim.
Bknz. City of Angels, Before Sunrise, Before Sunset, Under the Tuscan Sun..
Ve mutlulukla söylüyorum ki İncir Reçeli 2 de bu listeme girdi. Şu an 2 hafta oldu izleyeli ama bir daha izlememek için zor tutuyorum kendimi. Eğer Golden Globes kişisel maratonuma başlamamış olsaydım hiç düşünmez her Cumartesi akşamımı ayırırdım, o kadar keyif aldım diyim ben size. 
Son olarak şöyle demek istiyorum; yaaaaa çok güzeldiiiiii…. 

İncir Reçeli..

Evet biliyorum yuh diyorsunuz ancak kısmet işte ne diyim. Ancak bu sefer geç kalmamın şöyle cici bir yanı oldu, zira ilkini seyrettikten 2 hafta falan sonra devam filmini izleme şansım oldu :) ilk kez, 2. film için senelerce beklememe gerek olmadı :) Tabii beklemenin de ayrı bir hoşluğu var o ayrı ancak böylesi de pek hoş :)
Neyse 2. filmi post etmeden önce ilkiyle başlıyorum.
Siz de benim gibi yıllardır izlemediyseniz hemen hemen seyredin diyerek sözlerime başlıyorum.
Ben Halil'i ilk çıktığından beri çok ama çok severim. (Yerim ben onu yirimmm)..
O yüzden film benim için en baştan 1-0 önden başladı, ancak gel gör ki düşündüğümden çok ama çok daha iyi çıktı! 
Bir kere ben kendimi, sonunda deli gibi ağlamaya hazırlamıştım ancak şükürler olsun ki öyle Babam ve Oğlum'daki gibi böğüre böğürte ağlatmadı! En ama en çok burasını sevdim.
Artık, daha doğrusu Yaprak Dökümü'nden beri artık öyle sümküre sümküre ağlamak istemiyorum. Sanırım tüm kotaları tüketmişiz onunla.
Neyse efem diyeceğim o ki, evet sonunda hüzünlendim, ağladım ancak o kadar dozundaydı ki, seviyeyi tutturmuş olmalarını çok takdir ettim. Zira bence o da çok zor bir iş.
Diğer yandan ise filmi izlerken aklımın bir köşesinde sürekli, ben böyle bir konu biliyorum ancak o yabancı filmde böyle bir konu vardı diye düşündüm durdum. Tek ve en önemli fark ise o filmde erkeğin durumunda olan taraf (taraflar tam nasıldı, kadın mıydı erkek miydi hatırlamıyorum) her şeyi göze alıyordu. 
Ancak öyle veya böyle, ondan esinlenmiş olunsa da olunmamışsa da bence çok iyi film kotarılmış.
Araya sokulan, yardımcı çocuk vb. espriler, tipler ve anekdotlar çok ama çok keyifli olmuş.
Ve bence Halil süpperrr oynamış, ondan başka birini düşünemiyorum bile. Hoş bence o da öyle biri olduğu için o kadar iyi olmuş. Yani kendini canlandırmış, oynamasına gerek kalmamış.
Ve çok da iyi olmuş.

Neyse çok uzattım yine, zaten kaç yıldır diyen demiştir ne diyecekse bu film için, ben de eksik kalmamış oldum :)

Monday, January 19, 2015

The Purge: Anarchy..

İlk filmde kafama attığı ve paso düşündürttüğü fikrin nelere kadir olduğunu ve bu noktada yine o fikri yeniden düşünmemize yol açan bir devam filmi, Purge Anarşi.
Ne yazık ki her fikrin, iyi ya da kötü fark etmez nasıl kontrol çıkabildiğinin, çıktığının çok güzel bir örneğini veriyor.
Ne yalan söyleyeyim, anam acep olabilir mi ki demiştim o malum fikre. For greater purpose, mübahtır maabında. Ancak ilk filmde zaten düşünmemizi istedikleri de kanımca buydu ve en azından kendi nezdimde buna vakıf olmuşlardı. Ve şimdi ikincisinde de sen bunu düşündün ama ahan da bak olurda bele bele olur diyip bi yumruk daha oturtuyor.
Evet ilki kadar iyi değil, ancak yine de iyi bir film. İlkinden daha dazla şiddet var, ee doğal olarak.

Uzun lafı kısası, tabii ki izleyin anacım ;)

Friday, January 16, 2015

Starred Up..

Çok vurucu, filmde bolca bulunan yumruklar gibi şak diye çarpan, çok deli bir film.
Eğer çocuk gerçekte öyle biri değilse, fena döktürmüş söyleyeyim.
Konusu çok içe işleyici bir etkililikte, hüzünlü ama çok fena, acı bir hüzün.
Çocuğa zaten çok üzülüyor, aynı zamanda deli kızıyorsunuz ancak adama da aynı şekilde, kızdığımız, bizi öfkelendirdiği ölçüde üzülüyoruz. Sonuçta o da böyle olmak istememiştir, kim ister ki, kim bilir neler onu bu hale getirmiştir. 
Bu senenin ödüllerdeki güçlü adaylarından biri olarak yazılıyor, bu arada.
O yüzden izleyin derim. Hep kuşlar böcekler değil hayat ve sinema nasılsa ;)

Wednesday, January 14, 2015

Kış Uykusu.. / Winter Sleep..

Hepsini izlemedim ancak birkaç tane Nuri Bilge filmi izlemişliğim vardır. Aklımda kalan Üç Maymun'du, iyiydi ancak aşık olmamış, pek sevmemiştim. Bir de baharlı bir film vardı adını tam hatırlamadığım. O kadar yani! Hani o hiç konuşma olmayanlarından. Bir sinefil olarak çok ama çok sıkıldığım film sayısı sayılıdır. Ancak üzülerek söylüyorum ki o film de onlardan biri idi.
O yüzden Kış Uykusu'na çok çekinerek yaklaştım. Ee tabii ki Altın Palmiye alması etkili oldu ancak esas Oscar Boy da iyi yazınca, tamam dedim, izlenecek.
Ve iyi ki de öyle olmuş. Zira pek bir beğendim.
Evet bazı bağlantılar havada kalmış, belki de bilerek bırakılmış, izleyici istediği gibi zihninde boşlukları doldurup birleştirsin diye, o yüzden sıkıntı yok :)
Zaten ben o kızı çok severim, pek güzeldi yine.
Tasavvuf kırıntıları pek bir güzel yerleştirilmiş, bana zaten son dönemlerde her şey aynı şeyleri gösteriyor, hatırlatıyor, burada da görmek çok hoştu.
Cümleler, her bir karesi kompozisyon olarak resim gibi çalışıldığı her halinden belli sahneler, oyunculuk, her kişinin durumunun iki yanının da olduğunu, tarafa ve yaşadıklarına göre farklılaştığını izlemek pek keyifliydi.

Sevdim ben, hak etmiş naçizane kanımca. O klasik tam bir festival filmi havasında olan iyi bir yapım bence. Yabancı film gibiydi, o klasik deyimce..

Sunday, January 11, 2015

Whiplash..

Ve aylardır her yerde adını, methini fazlasıyla duyduğum, her gün istinasız internete düşmüş mü diye kontrol ettiğim film olan Whiplash, geçtiğimiz gün geldi ve ben de tüm heyecanımla dün gece hemen izledim! 
Hiç ama hiç konusunu okumamıştım, bilerek bir kare fotoğrafına bile bakmadım. Ve iyi ki de öyle yapmışım.. Aman yarrabbim o neydi öyle! Rüzgar gibi başladı, fırtına gibi bitti, yerden yere savurdu! Naçizane kendi çapımda o kadar film ve yabancı dizi izleyen biri olarak, ben hiç bu kadar ters köşe yatırıldığımı hatırlamıyorum! Yani her an tamam şöyle şöyle olacak diye ister istemez, refleks icabı kafamızda bir anlık senaryoyu tamamlarız ya, işte bu filmde her onu yaptığımda hiç ama hiçççç düşünmediğim bir şekilde örgü ilerledi!
Çok ama çok şaşırtıcıydı! Ve tam, aaa bak bu kişi haklıymış, öbürü ne fenaymış dediğim anda öyle bir şey söylendi ya da vuku buldu ki, anam aslında olayın çok fena başka bir boyutu, tarafı da varmış, bak gördün mü, meğer öyle değil böyleymiş dedirtti durdu!
Nasıl bir tempo, nasıl bir hız ben anlamadım gitti.
Sonuç olarak şunu demek istiyorum ki, Oscar adayları daha önümüzdeki Perşembe açıklanacak ve daha yarısında bile olmadığım ödül sezonu film maratonumda olsam da kesinlikle aday olması gerek ve ben diğerlerini daha göremesem de şu an için, benim için

"Leydiiz end cendılmınnn Oskar MUST go to Whiplash"... diyorum ve susuyorum!

Friday, January 09, 2015

Maps to the Stars..

Hiç uzatmadan hemen söylüyorum; bu film pat diye vuruyor, çat diye yere yığıyor sizi, inanılmaz bir tokat atıyor, yumruk atıyor, suratınızın tam da ortasına!!!
Zaten ben bu yönetmen Cronenberg amcayı, teeee ben daha minnak bir çömez üniversite öğrencisiyken Existence [izlemediyseniz, nasıl bulursunuz bilmiyorum ama kessssssinnnn izleyin] diye bir film izlemiş ve kenara yazmış, o günden beri de Memento ile perçinleşen hayranlığım artarak devam etmişti, bunla da iyice sağlama bağladım.
Hoş adı geçen bu iki film, konusuyla da delirtmişti, nasıl bir zihin nasıl bir yaratıcı zihniyet demiş kafamı duvarlara vurduydum, ancak bu film kurgu ana fikri ile değil de yüzümüze baba gibi bir tokat ile patlattığı gerçekliği ile çok fena sarstı! 

Sinema endüstrisi, Hollywood, oyuncu menajerleri, küçük oyuncular, zenginlik, tüketim.... ne ararsanız ve hepsinin altındakiler.. Çok ama çok fena.. Çok etkilendim ben..

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...