Saturday, January 21, 2017

Moonlight..

Evet bazı filmler vardır, daha izlemeden seveceğinizi ve de bir noktada hüzünleneceğinizi, içinize oturacağını bilirsiniz. Işte Moonlight da benim adıma o filmlerden biri oldu. Yönetmenin kendinden esinenerek icrata döktüğünü öğrendiğimde de daha daha içime oturdu!
Öncelikle, kendimi spoiler vermemeye zorlayaraktan birkaç şey ifade edecek olursam; ben hayatımda böylesi zaman atlamalarını güzel, kusursuz, çaktırmadan, resmen su akar gibi hissettirmeden veren bu kadar iyi bir kurgu görmedim. Yapamayanlara ‘utanın utanın’ diyorum, ‘bakın nasıl da güzel, resmen kusursuz yapılabiliyormuş’. Şaştım kaldım resmen.
Diğer yandan oyunculuk ise küçük büyük demeden o kadar iyiydi ki harbiden gerçekmiş gibi ööle ağzım açık seyrettim desem yeridir. Özellikle de çocuk karakter(ler) inanılmazdı. Zaten olayın içinize oturmasına da sebep onların o gerçekçiliği, o gerçekçiliği içinde gerçekte öyle yaşanmışlıklara sahip olanlara dair yarattığı etkileşim idi. O masumiyetin ne kadar çabalanırsa çabalansın nasıl bir an kayıp gidebildiğinin çok acı bir örneği olarak beni mahvettiler.
SPOILER
Evet dayanamıyorum, uyarısını vererek (ki hiç konu okumadan film seyreden ben gibiler için), kanımcı Brokeback Mountain’in Afrikalı-Amerikalı versiyonu olarak klasikleşmeye aday bir film.
SPOILER END
Özetle, izleyin derim. Bu sefer zenciler örneklemi üzerinden olsa da kapana kısılmışların, o döngü içinde ne kadar uzak durmaya çalışsa da olmak istemedikleri karakterlere bürünebildiklerinin, umutsuzluk kokulu bir kesidine, bir kez daha şahitlik edin.
Diğer yandan da Altın Küre’de bu senin dram dalında en iyi film ödülünün sahibi olan ve Oscar’larda da çokça adının duyulacağının haberini çok önceden veren çok kaliteli bir yapımı da şimdiden izlemiş olursunuz derim ;)

Friday, January 20, 2017

Florence Foster Jenkins..

Gerçek hayattan çok tatlı bir kadının, kendisi gibi tatlı bir filmi olmuş, Florence Foster Jenkins. Talihsiz bir olay ile hayatı yön değiştiren varlıklı bir hanımefendinin (gerçekten tam bir hanımefendinin), müzik ve onu içtenlikle seven(ler) tarafından, resmen pamuklara sarılarak nasıl güzel bir yaşamın kendisine hediye edildiğinin hikayesiyle karşılaşıyoruz. Onu kırmamak adına yaratılan tozpembe dünyada, kendileri de isteyerek ve severek bir yaşam alanı yaratan, severek ve sevilerek kendi minik, müzikli kürelerinde mutlu mesut yaşayan insanların umut dolu hikayesi. Kötü, kaba tiplerin bile bu yumuşaklık karşısında nasıl da değişebildiklerini gösteren çok tatlı bir yaşamın çok tatlı bir hikayesini, tüm içtenliğiyle bizlere anlatmışlar.
Hatta o kadar içtenlikle yansıtmışlar ki son sahnelerde dudaklarımı büze büze ağladığımı itiraf etmem gerek.
Anlatılan hikayenin geçtiği dönemin de vaktinde yaşanan başka bir savaşlı! zaman zarfında yaşanmış olması da, geçtiğimiz Altın Küre Ödül Töreni’nde baş roldeki M. Streep’in neden öylesi bir konuşma yaptığını ve içimize işlediğini anlamımızı sağlıyor. ‘Küçük kalp kırıklıklarını sanata dönüştürme’ aşkına.. diyor ve böylesi saf güzellikte bir kadını tanımak adına dahi olsa sırf, izlemenizi istediğimi eklemek isterim.

Thursday, January 19, 2017

ABM Happy Mail June 2016..

Evet itiraf ediyorum bu geçmiş Happy Mail setini, o macaron kutusu ve renkli jel kalem için istediydim :) Neden bilinmez, vaktinde yani yayınlandığı ay, hiç kargo ödemeden hazır oralardayken görmüş ve almaya niyetlenmiştim ancak sonra nedense pintiliğim tutmuş ve almamıştım! Sonra da aklımda kalmış, yıl sonu toplu eski setler indiriminde görünce gözlerim ışıldamıştı :) Neyse güzel bi indirimle daha daha ucuza edinmiş oldum. Kutu ve kalem çok fazla aşık olacağım şekilde olmadı ancak yine de estetikliğine bayıldım. Ayrıca şansıma çok beğendiğim bir art print ve güllü kare kart edinmiş oldum. Kısacası bunlar en favorim oldu. Onların dışındaki içindekiler listesini işe şu şekilde paylaşabilirim.
  • Bu arada genel A Beautiful Mess Happy Mail aboneliği yazım için: http://bit.ly/happymailaboneligi
  • Diğer birkaç ABM Happy Mail yazım için de: http://jaleninalemi.blogspot.com.tr/search/label/happymail
  • Satın almak isterseniz de (aylık, güncel Happy Mail setlerinden): 
Haziran 2016 tarihli, yukarıdaki resimde görülen zarftan çıkanları listeleyecek olursam:
3 adet büyük boy kart, her birinin ayrı renk (düz renk) zarfı ile (biri şeffaf zarflı)
2 adet orta-büyük boy kart, her birinin ayrı renk (düz renk) zarfı ile
2 adet orta-klasik boy kart, her birinin ayrı renk (düz renk) zarfı ile
1 adet klasik boy kart, ayrı renk (düz renk) zarfı ile
1 adet kare ebadında, klasik boy kart, ayrı renk (düz renk) zarfı ile
1 adet kalın kartondan 'art print' dekor kartı (8x10 inch ebatında)
1 koçan tek sıralı, büyük boy ekru renkte yuvarlak etiket (5 tane)
1 adet gökkuşağı renginde (bittikçe, sırasıyla 7 renkte yazabilen) jel tükenmez kalem
1 adet makaron biçiminde mini saklama kutusu (açılır kapanır kapaklı)

Wednesday, January 18, 2017

Hell or High Water..

Şahsen ben, nedense afişine bakınca eski dönemlerde geçen bir Vahşi Batı filmi sanmıştım. Ancak sonradan, oldukça konuşulan ve yüksek puanlar alan, geçmişte değil de günümüz Teksas eyaletinde geçen bir yapımla karşılaştım. Özellikle Amerikan sistemi, mortgage yapılanması, petrol şirketleri ve bankaların insanların yaşamları üzerinde yarattıkları kara bulutları, onları sürükledikleri çıkmazları ve ümitsizleri, tek bir kesit odağında anlatan, anlatabilen, bir 1.5 saate sığdırabilen bir filmdi. Insanların artık kendilerini kurtaramayacaklarını anladıklarında çocukları için bir şeyler yapabilme umuduyla çırpınışlarını irdeleyen güzel bir filmdi. Hüzünlü ve acıtan bir filmdi. Ve aslında hiçbir şeyin pek de değişebileceği umudunun taşınamadığını da gösteren bir filmdi.
Kısacası çok fazla beklentiye girmeden, iyi bir Pazar akşamı filmi modunda seyredebileceğiniz kaliteli bir yapım diyebilirim, gönül rahatlığıyla.

ABM Happy Mail February 2016..

Geçen Şubat ayında verilen ve o zaman kaçırdığım bu seti, sonunda, yıl sonu indiriminden kaptım. Zira o mührü ilk gördüğümden beri aşığım! Ancak mührün kendisi, ilgili markanın normal satışında değil, ABM için özel yapılmış. Kanımca da illa ABM olmayan her mektubu da uyan bi mottoya sahip. Hoş satışı olsaydı da, normalde el yapımı olan bir mühür yapım markasının ürünü olduğu için tekil mühürleri bile kargosuz 20$ gibi bi fiyattanmış. O yüzden hele ki bu kit normal fiyatından da ucuz olduğu için hem de diğer kartları ve etiketleriyle resmen bayağı ucuza geldi. Hoş vakti zamanında orijinal fiyatından da almış olsaydım, mühür yine çok ucuza gelecekti. Kaldı ki gelmeseydi de değer nitelikte olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Resmen bayıldımmmm. Kullanmaya bilem kıyamıyorum desem :)
Neyse uzatmadan, hem belki ilerde yeniden satışa çıkar diye, hem de Wallah Block markasını iletmek ve de önceki post’larıma denk gelmediyseniz ABM Happy Mail aboneliğini anlatmak adına içindekileri paylaşacak olursam..

Şubat 2016 tarihli, yukarıdaki resimde görülen zarftan çıkanları listeleyecek olursam:
3 adet büyük boy kart, her birinin ayrı renk (düz renk) zarfı ile
3 adet orta-büyük boy kart, biri hariç her birinin ayrı renk (düz renk) zarfı ile
3 adet orta boy kart (2’si zarfsız)
2 adet klasik boy kart, her birinin ayrı renk (düz renk) zarfı ile
1 koçan tek sıralı, büyük boy kırmızı kalp etiket (5 tane)
1 adet Block Wallah. marka, el yapımı, tahtadan, ‘happy mail’ yazılı ve zarf desenli mühür

Tuesday, January 17, 2017

Toni Erdmann..

Hanımlar ve beyler, oldukça enteresan ve orijinal bir Alman filmiyle karşınızdayım. Hemen baştan söyleyeceğim iki klasik cümlem olacak; öncelikle Toni Erdmann, son dönem ödül sezonunun çokça adı geçen bir yapımı. O yüzden eğer öne çıkan filmlerle ilgiliyseniz, ‘this is a must’ diyim ben size :), zira ben bu anlamda ne zamandır kovalıyordum ve sonunda izleyebildim. İkincisi ise, ilk özellik paralelinde ifade bulacağı üzere tam bir festival filmi. Yok ben o tipleri hiç sevmem diyorsanız hiç 2 saat 45 dakikanızı vermeyin, sıkılabilirsiniz. Ama yok ben festival filmine alışığım, arada severim de, sevmesem de değişik tip bir film izlemiş olurum diye düşünenlerdenseniz de tam üstüne basmış olursunuz. Zira ben ne zamandır bir Alman filmi izlememiştim, oldukça farklı oldu.
Film, bizden biraz değişik bir ailesel yaşam ve ilişki tarzını anlatıyor. Ancak diğer yandan da postmodern ‘haldur huldur çalışma ve hayatı kaçırma’ eğilimini de çok tatlı eleştiriyor, ya da gözümüze vuruyor diyim. Önce baba-kız ilişkisi soğuk ötesi gelse de sonradan tüm o soğukluk ve garipselliğe rağmen, ve adamın beni bile deli eden garip ötesi tavırlarına karşın, kendi tarzında kızını kurtarmaya çalışması çok hoş ve güzel geliyor. Bir Alman baba figüründen beklenmeyecek şekilde.. zaten kız da kendi çapında oldukça değişik bi tip :) diyim ben size :) Acayip fikirleri olan, nevi şahsına münhasır biri! Bir anlamda tam babası :)
Ayrıca film, iş yaşantısı sahnelerinin arka planında iyiden iyiye petrol şirketlerini, cooperate büyük holdingleri öyle güzel eleştiriyor ki. Yerel halka, kendi çalışanlarına ve doğaya yaptıklarını. 
Kısacası biraz uzun olsa da oldukça orijinal bir yapım seyreylemek isterseniz Todi amca karşınızda ;)

Thursday, January 12, 2017

FikriMühim - NESCAFÉ White Choco Mocha..

FikriMühim'in senenin ilk kampanyası olarak, hele ki bir kahve severe ve de marka olarak da Nescafe severe iletebileceği en tatlı NESCAFÉ White Choco Mocha paketim gayet güzeldi. Ancak, markanın okuyacağını bilerek ifade etmem gerekir ki, geçen seneki Nescafe kampanyasındaki gibi hiçbir kahve objesi hediyesi olmaması çok gıcıktı. O kadar bizden kazanan böylesi büyük bi markaya yine yakıştıramadım.
Onun dışında derli toplu, baskılı bir kesede gelen paket iyi di. Bolca ürün olması da ekstra puandı, nezdimde. (Bakınız aşağıdaki görsel)
Ürünün kendisine gelince; ben normalde kahve evlerinde de mocha içmem pek. Hep klasik, Starbucks'ta karamel macchiato içerim. Diğer mekanlarda da Türk kahvesi ya da espresso, bazen de filtre kahve içerim. O yüzden benim ağız tadıma pek uymadı, diyebilirim. Sert kahve sevmeme rağmen, bunun içiminde aromatik bir sertlik ve enteresan bi şekilde aynı anda da fazla yoğun şekerimsi bi fazla tatlılık vardı! Kokusunu da hiç beğenmedim. Çekici, "beni iç!" diyen bi koku gibi gelmedi bana. Kısacası bir daha denemem, alım kararım da olmaz. 
Ayrıca organik bi kahve olmaması ve Nescafe'nin organik hiçbir kahve çeşidinin, haaaaalennn..., olmaması da çok üzücü. Bunu da bir kez daha buradan iletmiş olayım. Belki, bi ümit duyarlar!

Wednesday, January 11, 2017

Nocturnal Animals..

Yine bir ödül döneminin çokça konuşulan, hatta geçtiğimiz yılın en iyi filmleri listelerinden bazılarında dahi gördüğüm bir film ile karşınızdayım :) Noturnal Animals ya da Türkçe adıyla Gece Hayvanları. Ancak gelin görün ki ne yazık ki benim adıma hayal oldu :( Zira ben 2015’in en iyilerinden Maps to the Stars filmi gibi, Hollywood yapımı olup çuvaldızı kendine batıran çarpıcı ve beklenmedik bir film bekliyordum. Ne yazık ki hiçbiri olmadı. Başta öyle olacağı yönünde heyecanlandırsa da hiç öyle çıkmadı. Beni de üzdü. Zira çok bekledim durdum ha bir şey olacak diye ama ellerim resmen bomboş kaldı.
Evet bayağı bir katmanlı yapısı var, evet öyküler bağlantılarını kaybetmeyen çok iyi bir kurguyla iç içe geçmiş olarak sunuluyor ancak sürekli bende, bir şey oluyor fakat ben anlamıyorum, anlayamıyorum hissi yaşattı. Belki de harbiden öyledir; filmin benim anlamlandıramadığım ‘mikimmel!’ bir alt metni vardır ancak harbiden ben anlamadım.
Olmazsa bi de bi siz izleyin, anlarsanız ve bana da söylerseniz harbiden çok mutlu olurum. Haydin iyi haberlerinizi bekliyorum;)

Monday, January 09, 2017

DeneBunu - Aralık 2016 kutusu..

Evet geç oldu ancak ben de sonunda DeneBunu.com sitesine üye oldum ve Aralık itibariyle ilk kutuma ulaştım. Sosyal medya üzerinden gördüm ki herkese çikolata, gofret giderken bana deterjan geldi :) Acaba bana bir şey mi demek istiyorlar diye düşünmedim değil :)
Şaka bir yana, eksik çıkan (CH Alpha Kollajen-Hidrolizat ) ürün dışında çok beğendim.
Zira benim çok beğenerek kullandığım iki marka çıktı içinden, öncelikle. 
İlki Bref-Poweraktiv idi. Öyle ki, bu ürünü kullanana kadar, abartmıyorum ama piyasadaki tüm muadillerini kullandım ve hiç mi hiç memnun kalmadım. Ancak Poweraktiv temizleyici, hem kireç anlamındaki etkinliği, hem de kokusu ile muhteşem. Gerçekten abartmıyorum. Hem ben hem annem gözle görülecek kadar belirgin bir şekilde fark ettik, birbirimizden habersiz olarak. Önceki tipi için de bu böyle idi. Zaten yazın, yeni tipinin çıktığını görmüş ve bize ne zaman gelir diye beklemeye koyulmuştum. O yüzden Denebunu’dan yeni Pine (çam) kokulu tipinin çıkması ve geldiğini duymak süper oldu. Kesinlikle kullanın. Parasına kesinlikle değiyor. Broşürde yazan tüm özelliklerini sonuna kadar taşıyor. Sadece Migros dışı marketlerde bulmakta çok zorlanıyor o kadar. Dağıtıma duyurulur..
Gelelim kullandığım diğer marka olan Dr. Beckmann Renk Koruyucu Mendil. Böyle bir ürünün varlığını ilk duyduğumda inanamamış ve bizde olmadığını duyduğumda çok üzülmüştüm. Markette ilk karşılaştığımdan beri de sadece bu markanınkine rastladım. Neyse ki çok memnunum. Kesinlikle etkili bir ürün. Siz de sık sık az çamaşırı, renkli-beyaz karışık atanlardansanız benim gibi, kesin kullanın derim. Hatta kurutma makinesinde de kullanıyorum, zira oraya da ıslakken atıyoruz çamaşırları, o yüzden orada da karışma ihtimali var. Aklınızda olsun. Bu arada Dr. Beckmann markasının kalem tipi acil leke çıkarma temizleyicisi de var ve o da çok memnun kalarak kullandığım bir ürün. Benden söylemesi ;)
Üçüncü (ve benim için son) ürün ise Persil’in gül kokulu sıvı çamaşır deterjanı Power-Jel. Kullandım ve kokusunu çok da beğendim. Harbiden hafif ve hoş bir gül kokusu. Güzel de yıkadı ancak ben tercih etmiyorum bu kadar kimyasal olanları. Doğal, bitki tozlu, bebe deterjanı tipli olanları alıyorum, markasına bakmadan. O yüzden bunu fazla in-organikliği nedeniyle ne yazık ki bir daha tercih etmem.
Son olarak Denebunu aboneliği konusunda ise çok hoşuma gittiğini söyleyebilirim. Zira halihazırda eski bir FikriMühim üyesi olarak, direkt yorum yazmaktan ziyade, birebir cevapları aranan-istenen soruları yanıtlamak çok pratik geldi. Bazı yorumlarda ekstra eklenebilecek not sekmesi vardı, bunun tüm ürünler için standart olması isterdim, o kadar. Bunun dışında, tek bir kutudan tek bir ürün-marka çıkması yerine birden çok çıkması bence çok iyi. Daha iyi bir uygulama. Teşekkürler Denebunu ;) 

Saturday, January 07, 2017

Bacalaureat..

Son dönemde ne zamandır izlemek istediğim, ödül sezonunun en çok konuşulan yabancı filmlerinden biriydi Mezuniyet. Romanya’da geçen ve Romen yaşam tarzına dair iyi bir Romanya menşeli yapım olarak karşıladı beni. Ve bize çok benzer toplumsal unsurlarıyla da şaşırtmadı değil. Bunun yanı sıra da, sanırım geçen sene idi (2015 imiş), yine o dönemin ödül sezonunun öne çıkan yapımlarından Child’s Pose ya da original adıyla Poziția Copilului filmimi hatırlattı. Zira ben sadece bizim toplumda olan, bazı durumlardaki çocuklara aşırı korumacı yaklaşım olayının, nispeten daha açık olan bir toplumda da olduğunu, bir filme dahi yansıyacak kadar yoğun şekilde olduğunu hiç düşünmezdim. Child’s Pose’da erkek çocuk üzerinden olan olay, Bacalaureat’te karşımıza kız çocuk nezdinde çıkıyor. Özellikle çocuk yetiştirme, ebeveynin kendisinin çabalayıp yapamadığını çocuğu üzerinden gerçekleştirme çabasının-arzunun ne kadar uç bir noktaya gide bildiğini; hem çok gerçekçi bir öykü üzerinden anlatıyor, hem de çok ama çok gerçekçi bir kurgu ve çekim olarak karşımıza getiriyor. Zira ben, gerçekten olmuş/olmakta olan bir olay/öykü gibi, bir ‘reality show’ izler gibi merakla izledim.
SPOILER
Sadece sonunun çok daha sonuca bağlanır olarak bitmesini isterdim. Çünkü kanımca, ne o taş atanın kim olduğu, ne de kızın sınavı verip vermediği durumu havada kaldı. Hoş bir yandan da hayatın da öyle olduğuna dair bir atıf olabilir, daha doğrusu, bilinçli bir şekilde muallakta bırakılmış olabilir (ki hayata benzetilmeye çalışılması, filmin gerçekçi kurgusuna da bu noktada oldukça uyuyor) ancak yine de beni mutsuz etti, o belirsizlik.
SPOILER END
Sonuç itibariyle farklı bir kültürün, bize benzerlikler taşıyan, bu kadar da çok konuşulan böylesi gerçekçi bir filmini izlemekte fayda olduğunu düşünüyorum. Hele ki festival filmlerini seviyorsanız, tam biçilmiş kaftan derim ;)

Thursday, January 05, 2017

Everybody Rise / Stephanie Clifford..

Aslında çok büyük umutlarla alıp ne zamandır okumayı çok istediğim, çok merak ettiğim bir kitaptı. Her ne kadar tam istediğim gibi bulamasam da, Windows gibi sonradan açılan :) ilerleyişiyle, ancak 200. sayfalardan sonra bir heyecan ve merak uyandırdı.
Bir de 'keep up with the Johnsons' tipi hikayeye sahip olan kurgumuz, kendisini Gossip Girl tipi arkadaşlarının hayatında hayal eden ve onu gerçekleştirmek için varını yoğunu (her anlamda) ortaya atan Amerikalı bir genç kızımızın serüveni karşılıyor. Ee bayağı bi ipucu oldu vallahi. Eğer böyle bir öyküden hoşlanıyorsanız, yükselmek için, sosyal statü merdivenlerinin en tepesine ama hızla çıkmak isteyen kızımızı tanımak isterseniz ve bir nevi postmodern bir yükseliş hikayesi okumak isterseniz, geçtiğimiz yazın en çok konuşulan ve çok satanlar listesinin üyelerinden Everybody Rise'ı bi deneyebilirsiniz derim ;)

Tuesday, January 03, 2017

Bir Selamınız Varsa Alırdım!..

Çok uzun süredir kafamı taktığım ve orada resmen takılı kaldığım bir konu var: “selam vermeme” hali! Ancak bu durum geçen hafta öyle tavan yaptı ki, hatta karşımdakini, bu yüzden olduğunu bilmeden kırdım! Evet pişmanım, keşke yapmasaydım, kendimi az daha tutabilseydim ancak bardağımı taşıran son damla oldu. Belki o kişi o kadar kırılmamıştır (inşallah) ancak ben üzerimdeki gerginlikten ve aslında söylemek isteyip söyleyemediğim şeylerden dolayı, sarf ettiğim cümleleri normalde dile getirdiğim şekilden ve mimiklerden farklı olarak, kendimi kasarak öyle söylediğimi bildiğim için durumu da öyle addediyorum.
Neyse durum şöyle efendim; ben insanların hele ki aynı binada, aynı sokakta yaşayan insanların bir merhabayı çok görmesine illet oluyorum. Hoş bunu evin içinde bir günaydını, telefonda bir alo ya da yine merhabayı çok görenler şeklinde fiile dökenler de var ya hadi onları geçiyorum şimdi!
Oysa ki o burun kıvırdığımız yabancılar öyle mi ki. Hele bazılarının o kadar samimi selam verdiğini hatırlıyorum ki dönüp ‘acaba tanışıyoruz da ben mi çıkaramadım’ demişliğim olmuştur. Hoş ilk böyle bir durumla karşılaştığımda, grup olarak biz de garipsemiştik. Ay bi tuhaf bunlar, nasıl yani falan demiştik. Hatta itiraf ediyorum, kendi aramızda az da dalga geçmiştik. Ancak çok şaşırtıcı bir şekilde, sonradan hepimiz fark etmiştik ki, meğer o kadar güzel bir durummuş ki selamlaşmak. Bir kere insanı iyi hissettiriyor. Tanımadığın biri sana, o da seni tanımadan, saf ve sadece hislerle selam veriyor ya da belki de, onların tabiriyle ‘politically correct’ -politik doğruculuk- olmak adına hafif tebessüm ediyor ancak sebebi nasıl olursa olsun, harbiden, kendini iyi hissettiriyor.
Bir yerden sonra sen de alışıyor ve etrafa, öyle veya böyle minik tebessümler fışkırtıyorsunuz. Aslında istemeden bile olsa ilk selamı siz verin ya da karşı taraf versin fark etmez, suratınız böylece gülen surat ifadesini yapmış oluyor, bedeniniz gülümseme komutunu alıyor ve veriyor ya, işte olay bu, gerisi boş. Bir anlık da olsa şöyle minik bir pozitiflik bedeninizde tur atıveriyor, o işte bence müthiş bir şey.
Biz de bence toplum olarak bunun yani selamlaşmamanın girdabına öyle bir girmişiz ki ben böyle bir gerçeklikle karşılaştıktan sonra fark ettim, o girdabın içinde debelenen bir üye olduğumu! O günden beri de verebildiğimce vermeye ve öyle olmamaya gayret ediyorum. Verebildiğim sürece diyorum çünkü biz de bir de şöyle garip bir mevzu var. Örnekle açıklayacak olursam;
Mesela ablam, biz bu gerçeklikle tanışmamızı takiben ilk sokağa çıktığında, kendi gibi bebek arabası ile cebelleşen birini görmüş ve ona yol verip hafif tebessüm etmiş, hani ‘ay aynı zorlukları yaşıyoruz, çocuklar işte’ dercesine küçük gülümsemiş. Vay sen misin tebessüm eden, kişi öyle kötü bir bakış atıp arkasının dönüp gitmiş ki, ablam gülen suratıyla kalakalmış! Al bi de buradan yak derler ya tam da o durum yani.
İşte demem o ki, böyle selam verdiğinde seni dövecek gibi olanların tepkileri yüzünden, halen bazen vermekten kendimi alıkoyuyorum işte.
Oysa ki kendime dair de, bir de şöyle bir anı paylaşabilirim: Üniversitede iken, muhteşem engelli dostu binalarımız olduğu için! merdivenleri çıkmakta zorlandığımdan, izin alarak öğretmenler asansörünü kullanıyordum, bazı dersler için. (Hoş izin aldım ama bana kötü kötü bakıp, bunun bizim asansörde ne işi var diye bakan-bakış atan hatta soran ‘üniversite hocaları!!!’ [evet üniveriste!] vardı, oldu, olmadı değil!). Neyse efendim işte o sene, tüm sene boyunca o kadar öğretmenle aynı anda asansörü paylaştık ancak inanır mısınız, tanıştığım hocalar dışındaki hiçbir hoca hiçbir zaman ne bir merhaba, ne bir günaydın, ne bir iyi dersler vb. demedi! Ta kii tek biri hariç; o da, hem de bizim fakülteden olmayan biri, ve tabii ki de tahmin edeceğiniz gibi yabancı bir hoca! Hem de her defasında, tüm içtenliği, içinden gelen tebessümüyle, hem günaydın dedi, hem asansörden çıkarken iyi dersler dedi durdu. Tüm bir sene boyunca hiç adımızı sormadık, hiç tanışmadık ama hep selam verdi. Öyle ki bir sabah ben binerken, o binmediği halde, koşarak beni görünce yanıma geldi ve ‘bizi 11 Eylül nedeniyle ülkeye geri çağırıyorlar! O yüzden ben ayrılıyorum fakülteden. Ben de sizi bekliyordum, bir göreyim söyleyeyim diye. Zira her sabah selamlaşıyoruz, beni bir daha göremeyeceksiniz diye haber vermek istedim’ dedi..... inanabiliyor musunuz? Ben kaç yıl geçti, halen öyle bir anı yaşadığıma, birinin öylesi bir inceliği düşünebildiğine, gösterebildiğine inanamıyorum. Bizde bırakın böyle bir durumu, benim, uzak yolculuğa çıkacağımı bildikleri, onlara günü-saati ile birebir söylediğim halde bi kapıyı tıklatıp iyi yolculuklar demeyen tanıdıklarımın olmuşluğu var! Varın adamın inceliğini siz düşünün.. (Buradan da, her nerede, her nasılsa ve her kim ise bir kez daha selam olsun o hocaya)..
Ahhh ahhh.. Ah ki ne ah..
Ancak en başa geri dönecek olursam, tanıdığım, belli bir samimiyeti paylaştığımız, yakın çemberlerimizde yer alan kişiler selam vermeme fiilini uyguluyorsa (hele bir de bile bile, isteye isteğe, bilinçli bir şekilde) sinir oluyorum, tabiri caizse. Bir de bu selamlaşmama durumunun bir üst versiyonu var ki sormayın gitsin. O da ‘bir şey soracak ya da minik veya küçük bir ricada bulunacak olduğunda dahi’ önce ‘merhaba, nasılsınız, uygunsanız bir şey diyecektim’ demeyi çok görme hali!!! Hayır hadi uzun uzun (artık ne kadar uzunsa!) ‘nasılsınız, uygunsanız bir şey diyecektim’i geçtim bi ‘merhaba’ ya da harf sayısı az diye ‘selam’ deyin bari. Yok o bile çok geliyor! Hoş ben, dediğim gibi, telefonda şu üç harfli alo kelimesini demek bile kendisine zul gelen kişiler tanıyorum ya orası bambaşka!
Bir de senin selamınla mutlu olup karşılık verip bunu hemen sizden, normalde sizin asla kabul etmeyeceğiniz ya da istenmesi durumunda sizi üzecek/kızdıracak şeyleri talep etmek için bir fırsat olarak görüp, deyim yerindeyse, hemen kötüye kullanan ve dolayısıyla sizi, resmen (ve belki de en fenası) selam verdiğinize bin pişman eden tipler var. İşte onlar insanı çileden çıkarıyor, sınıyor.
Neyse efendim, şimdi siz diyeceksiniz ki neden bunları anlattın, neden bize söylüyorsun. Çünkü, tam da en başta anlattığım, benim bardağımı taşıran son damladan sonraki gün, instagram’da şöyle bir hayıflanmaya rast geldim: “..... Birbirimizi sevmiyoruz her şeyi eleştiriyor kötülüyoruz. Komşu komşuya günaydın demeyip kapıyı suratına kapatıyor. .....” [@mertvidinli]
İşte bu sözler, selamlaşmama mefhumundan tek benim mustarip olduğum bir durum olmadığını gösterdi. Ve aslına bakılırsa hem yalnız olmadığıma sevindim (hani birbirimizden daha çok şey bekleyen insanlar var başka da anlamında), hem de demek ki öyle yaygın ki diye üzdü. Oysa ki tasavvufun, geleneklerimizin göreneklerimizin ve her şeyden öte toplum olmanın temelinde birbirimize çok daha saygılı-iyi-hoş görülü-toleranslı (her nasıl ifade etmek isterseniz) olmak var. O yüzden de şaşkınlığım, duruma kırgınlığım daha da bir üzüyor :(
Bilmiyorum işte.. yine bilmiyorum.. :( .. Siz ne diyorsunuz, nasıl hissediyorsunuz, sizin oralarda da böyle mi?
Selamlar.. #içimidökmüşoldum

Friday, December 30, 2016

BiKutuMutluluk yeni yıl 2016 kutusu..

Aslında biz BiKutuMutluluk severlere her ay bi dolu yeni yıl heyecanı yaşatılıyor ya en güzeli o bence. Geçtiğimiz iki yıl boyunca olduğu gibi önümüzdeki yepyeni yıl için de tüm mutlulukları dileyen Aralık 2016 kutusu da yine tüm cicileriyle geldi.
Tam bir yeni yıl ağacı altına yakışacak tatlılığındaki kutusunun içi de yılbaşı heyecanına özel ışıltılarla doluydu. Her yeni yılın olmazsa olmaz mutluluğu 2017 takvimi, her biri ayrı tasarlanmış kartlarıyla koca bir yıl boyunca masamdaki yerine almaya sabırsızlanıyor desem ;) Ve tabii ki motto kartımız da pespembe mutlulukta günler dilemek üzere yerini almak üzere, insta-günaydın karelerinde :) 
Yeni yıl konseptli etiketler ise tam da sevdiğim gibi. Zira geçen kitap kurdu kutusundan çıkan etiketlerden beri BiKutuMutluluk kutularımın en favori objelerinden biri oldu bile BiMutlu etiketlerim. Hep ama hep daha daha olsun desem :) Ve hemen eklemem gerekiyor ki bu ayki tasarım kartlarına bir de dehşet güzel yılbaşı kartları eşlik ediyor ki keyfime değmeyin gitsin. Öyle ki tam da o çocukluğumuzdan hatırladığımız yılbaşı temalı kartları andıran tasarımlarını ben çok ama çok beğendim. Hele ki tam da postcrossing olayına girmeye hazırlanırken süper oldu. Hoş tabii yollamaya kıyabilecekmiyim orası henüz meçhul :)
Üzerimizde de BiMutlu güzellikler olsun diye eklenen yıldızlı eldivenler ve kırmızı rengeyiği broşum pek mi bi güzel ne. Zira hem bugünlerde İzmir'de bile kar yağabilir haberleri dolaşıyor hem de Dreamer bereme pek mi pek uyumlu :) Yepyeni broşum ise tam da broş takındımın yeniden depreştiği bu günlerde yeni yıl konseptime hızır gibi yetişti vesselam. 
Ve kartonetten yılbaşı ağacım ise masamdaki yeni yıl objelerine çok uydu. Öyle ki bilen bilir bu sene esaslı bi büyük yılbaşı ağacım olmadığı için önce mühür küplerimden, sonra yeşil yün iplerden ve yıldız etiketlerden, en son da kitaplarımdan yaptığım mini mini yılbaşı ağaçlarıma resmen kardeş geldi :)
Bu arada unutmadan; deneme paketindeki yüz maskesi, hali hazırda kullandığım yüz maskemden desem :) Çünkü kokusu ve içeriğinin zararsızlığı ile seçmiştim. Çok da memnunum, o yüzden ondan bir numune olması çok mutlu etti. Kesinlikle kullanın, çok güzel.
Ve en sürprislisini en sona bıraktım; zira bu ayki BiMutluDergi'nin o keyifli sayfalarına, pijama partisi kutusundan sonra, çok büyük bir mutlulukla ikinci kez konuk oldum :) Yine bir sinema filmi orijinli yeni yıl yazımı, umarım en az benim yazarken aldığım keyif kadar keyifle okursunuz, seversiniz. 
O zaman bir kez daha hepimiz için, herkes için, minik ya da büyük ama hep mutlulukla dolu bi mutlu yıl, bi mutlu 2017 olsun...

Tuesday, December 27, 2016

Wish List 2017..

"Çocuk saflığıyla, kalpten ve güçlü bir inançla istemeniz lazım. 🎐 Mektubu yazıp postaya verir gibi isteğimizi de evrene gönderip unutmalıyız." 📝💌demiş, ne güzel demiş #NuriHaksever
O zaman ben de bir çocuk saflığıyla, yıllardır yapmadığım bir şeyi yapıp #2017 'ye dair #wishlist 'imi postaya veriyorum 🤗📩📨📬📮 #hadihayırlısı #budaburdadursun #2017wishlist #jaleswishlist 

Monday, December 26, 2016

American Honey..

Amerikan gençliğinin de aslında çağcıl dünyada ne kadar üzücü bir durumda olduğunun çok güzel bir tasviri ile karşımızda, American Honey. Öyle ki belki de bizim gençlikten daha kötü haliyle. Çünkü bi kere ne kadar yalnız, ailesel olarak feci kopuk olduklarını çok feci görüyoruz. 
Kahramanımıza ise önce bi, bi güzel kızıyor, sinirleniyoruz, sonra üzülüyor, tabiri caizse acıyoruz. Sonra yeniden deli kızıyor, sonra tekrar üzülüyoruz. Çünkü başka çaresi olmadığını, başka bildiği bir yol olmadığını görüyoruz.
Ancak az spoiler'la karışık şunu demek istiyorum ki gençlerin, o Amerikalıların kendilerine özgü dışa dönüklüğünü, samimiyetini, vericiliğini resmen süistimal etmesi, bir Amerikalı olmasam da beni inaılmaz rahatsız etti ve üzdü. O gençler, o yeni nesil için çok üzüldüm.
Son olarak festivallerde, ödül sezonunda çokça adı duyulan bu filmi, hiç olmadı çağcıl dünya eleştirisi olarak izleyin derim.

Sunday, December 25, 2016

Yogi Surprise / Jewellery Box - November 2016..

Yeni bir Yogi Surprise takı kutusu ile karşınızdayım. Aslında ben Ekim kutusunu sipariş vermiştim ancak hem USPS hem PTT sağ olsun kutu bana ulaşamayınca özür niteliğinde Kasım kutusunu yolladılar. Oysa ki ben sneak peek'inde çok beğenmediğim için Kasım'ı sipariş etmemiştim ama olsun ne yapalım çok tatlı bir boncuk bilekliğim ve organik çikolatam oldu :). 
Bilekliğin ve kolyenin birbirine takım olan boncuklarının nitelikleri kartın görselinde yer alıyor. Şifalı taşları seviyorum. Belki gerçekten bir faydası yok ancak ben yine de olduğuna inanıyorum, öyle düşünmek beni mutlu ediyor. Bu yüzden bunu da özellikle bilekliği çok sevdim ve diğer kutularından çıkan bilekliklerimle takım olarak kullanılabilecek tarzda olmasına sevindim.
Bu arada, önceki kutuların içerikleri ve Yogi Surprise'ın ne menem bir abonelik kutusu olduğunu merak ederseniz diğerleri için linkler de burada.
Meraklısına: Henüz çikolatayı deneyemedim :) tadar tatmaz ek yapıcam, posta ;)

Saturday, December 24, 2016

ABM Messy Box October 2016..

Geçmiş Ekim ayına ait ABM Messy Box kutusu, tam da içinde bulunulan ayın Cadılar Bayramı konseptine uygundu. Hoş ben, itiraf ediyorum ki, hazır da sadece kargo ödemeli fırsatı yakalayınca, direkt kedili yama ve yine kedilisi de olan akrilik mühürler için aldım! Zira kedili tasarıma aşık oldum. Onun dışında beni en mutlu eden parça tabii ki kahve desenli kağıtlar, kartlar ve etiket setleri oldu. Etiket setlerinin her ikisinde de yine aynı kedi figürünün olması da ballı kaymak oldu. Zaten normalde, ben artık kanaat getirdim ki, böyle bir hadi bilemedin bazen iki parçayla sizi yakalıyorlar ve gerisi öyle pek ahım şahım da olmuyor. Böyle her bir parçasını beğendiğiniz, hepsiyle sizi mutlu eden bir kutuya denk gelmek binde nadir oluyor. Ancak sanırım, hazır da sonbahar iken eklenen ilgili tasarımlarla, bu kutu az çok tamamıyla beni tatmin etti diyebilirim. Öyle ki etiketler harbiden çok güzel çıktı.
Yeni açılmış bir kırtasiye kutusunun kokusu gibi yoktur diyor ve içinden çıkanların tam listesini, çekebildiğim kadarıyla görselleriyle paylaşıyorum. Ve mutlaka ayını not edin, indirim döneminde yeniden satışa çıkarsa alın diye de salık veriyorum ;) 
3 adet tek taraflı baskılı kağıt (her biri 9″ x 12″ inch boyutunda) 
8 adet çift taraflı baskılı kartpostal tipi baskılı kart (her biri 3″ x 4″ inch boyutunda)
12 adet çift taraflı baskılı kartpostal tipi baskılı kart (her biri 3″ x 3″ inch boyutunda)
4 adet çift taraflı baskılı kartpostal tipi baskılı kart (her biri 4″ x 6″ inch boyutunda) [tam kartpostal büyüklüğünde olanlar]
1 koçan, tekli kullanılabilir washi tape tarzı desenli, (büyük boy, uzun) bant etiket
1 adet ince parşömen tipi (vellum), 20 tane mini kare şeklinde, ilgili tüm desenleri barındıran etiket koçanı
4’lü akrilik mühür seti
Kedi desenli yama (patch)
Meraklısına: ABM Happy Mail aboneliği ile ilgili ana postum: bit.ly/happymailaboneligi
                     ABM Messy Box aboneliği ile ilgili ana postum: bit.ly/messyboxaboneligi

Friday, December 23, 2016

LilaKutu / 5. Yıl Keşif kutusu - Aralık 2016..

Yıllar önce Birchbox'ı ilk tanıdığımdan beri hep Türkçe'yede de olmasını istemiş ve ne zaman ki Lilakutu hayatımıza girdiğinde de çok mutlu olmuştum ancak sonradan aylık konseptten çıktıklarından beri keşke daha sık yapsalar umuduyla yakalayabildikçi dönemsel keşif kutularını almaya çalışıyorum. Bu 5. yaşlarına özel yaptıkları kutu da diğer özel günlerde yaptıkları kutular gibi beni hiç hayal kırıklığına uğratmadı.
Öncelikle aynalı pratik kutusu inanılmaz güzeldi. Ben daha önce böyle bir kutu görmemiştim ve hiç de sahip olmamıştım, o yüzden kullanışlılığıyla beni çok etkiledi. İçinden çıkan ürünlerin neredeyse tümünün normal boyda olması da ayrıca çok mutlu etti. Hele ki ikisinin içeriğinin tamamen doğal nitelikte olması beni çok sevindirdi.
Yukarıdaki listede görüldüğü gibi içerisinden beş ürün çıktı. Biri (Iva Natura yüz maskesi) hariç hepsini kullandım. Şu ana kadar hepsinden de memnun kaldığımı rahatlıkla söyleyebilirim.
Öncelikle saç bakım köpüğü, gerçekten resmen ballı süt gibi kokuyor ve saçların karışıklığını önlüyor. Şekil verme konusunda benim saçlarım pek tepki vermedi, eskisi gibi normal şekillendirdim ancak dediğim gibi yumuşatması ve kolay açılmasını sağlaması açısından çok memnun kaldım. Hatta bir sonraki bu tarz bir ürün alımımda da marka konusunda öne geçtiğini söyleyebilirim.
Avalon dudak koruyucusuna gelince; zaten sevdiğim beğendiğim organik içeriği nedeniyle tercih ettiğim bir marka idi. Naneli, aloe veralı, shea butter'lı içeriğiyle sürümü çok kolay, kokusu hoş ve etkinliği de kuvvetli bir nemlendirici ve koruyucu olduğunu düşünüyorum. Dediğim gibi, bir önceki ürün gibi bu da bir sonraki alımında öne geçen bir marka tercihi olarak yerini aldı.
Eda Taşpınar imzalı body mist ise ne yazık ki içeriğinin çok doğal olmaması nedeniyle beni üzdü ancak kokusu o kadar güzel ki sanırım bir süre kullanmaya devam edeceğim.
Aynı şekilde DoctorB Örümcek Ağı Serumu da içeriği nedeniyle beni mutlu etmedi ancak yine de birkaç şans verip kullanacağım.
Sonuç itibariyle genel anlamda kutunun çok tatminkar olduğunu ve benim birçok kişisel bakım ihtiyacımı uzun bir süre karşılayabileceğini görmek çok iyiydi. Bu bağlamda umarım LilaKutu, yeniden Birchbox gibi her ay satışı olan konseptine geri döner.

Thursday, December 22, 2016

Studio Calico / planner kit - October 2016..

Ve ilk Studio Calico mimi çantam ile karşınızdayım :) Bu da bir planner yani ajanda - günlük yazımında kullanılabilecek etiketler, kağıtlar ve süslemelerle ilgili bir abonelik. Aslında Studio Calico da sonradan öğrendim ki A Beautiful Mess'in kardeş kuruluşu gibi bir şey. Bu Planner Kit paketi gibi başka daha üç tane aboneliği de var. Benim bunun için yaptığım gibi bir seferliğine sadece shipping ödeyerek (bizim için bu 8$) o paketi deneyebiliyorsunuz.
Bir kere bu ve diğerleri de sanırım, çok tatlı, fermuarlı bir çantada geliyor. Benim için burada bulması zor olan ve kendimce çok orijinal, hiç görmediğim tipte etiketler çıkıyor, çıktı. Özellikle bu seferkinden çıkan mini defter tipli inanılmaz. Zira bu ayınkini alma sebebim oldu. Çünkü bazen, özellikle mini kareli ajandalarda bazı günler ekstra yazacak şey oluyor ve kendi bulduğum çözümler öyle tertipli estetik olmuyor. O yüzden bu süper bi fikir bence. İnanılmaz pratik ve akıllıca.
Diğerleri de hem yazılı olup hem büyük geniş şekilleriyle benim için çok faydalı. Kalpli süs de çok keyifli bir sürpriz oldu. Zaten her ayınkinin içinde böyle bi tane farklı eğlencelik bir parça oluyor. Çok da güzel ve keyifli oluyor.
Kısacası her bir parçası ile çok kaliteli çıktı. Çantası bi kere çok güzel, plastik olmasına rağmen çok değişik ve farklı bir plastikimsi maddeden, dikişli falan. Fermuarından belli ne kadar düzgün ve kaliteli olduğu. Çok da pratik. Çok işime yaradı. Her bir etiket de ayrı kağıt poşetinde paketliydi. Mühür de güvenlikli açılmamış paketteydi, mühürler ve diğerleri de. Her biri de daha ilk bakıştan ne kadar kaliteli malzemeden olduklarını ifade ediyordu, öyle de çıktı.
Son olarak diyecek olursa da, normal abonelik olarak benim için biraz pahalı olsa da; ara ara, ya çok istediğim bir şey olduğunda içinde ya da etiket stoğum azaldığında falan alabileceğim bir set. Çünkü gerçekten çok beğendim ve memnun kaldım. Benden söylemesi ;)