Friday, September 04, 2015

Timbuktu..

IŞİD deliliğini tamda yerinde ortaya çıktığı ekosistemde öyle kalpten anlatan bir film ki. Birkaç sahne dışında şiddetin gösterilmemesi ise beni en çok mutlu eden unsuru oldu. Öyle ki haberlerde duymaya dahi dayanamadığım yapılanları görmek çok acı olurdu, bakamazdım zaten :((
Karakterler, karakterlerin gerçekçiliği, insanı kamillerin o çok güzel sözlerine, eğitici konuşmalarına rağmen anlamak istemeyenlerin nasıl anlamadığının gösterilmesi ise Çok acıtıcıydı. Haberleri izlerken hep düşündüğünüz "bunlara yaptıklarının yanlış olduğunu söyleyen birileri yok mu?" düşüncesinin aslında yersiz olduğunu, çünkü onlara yaptıklarının yanlış olduğunu çokta güzel anlatan bir çok kişinin bulunduğunu, ancak onlar anlamak istemedikçe aklı selim kişiler ne kadar güzel anlatsa da anlatılanların havada kaldığını çok iyi gösterdi bize.
Filmde işlenen müziğin futbolun yasaklanması olayı her ne kadar onaylamasam da sigara yasağına dair kareler ve daha birçok ayrıntı çok ama çok özenli ve pek güzel bir şekilde ekrana yansıtılmıştı. Denildiği konuşulduğu ve o kadar tavsiye edildiği kadar bence kaliteli olan bir yapım.

Wednesday, September 02, 2015

Cloud of Sils Maria..

Sanırım bu yapımdan fazla şey bekliyordum çünkü hiçbir şey bulamadım. Neden bu kadar abartılmış dergilere sayfa sayfa konu olmuş anlayamadım. Sürekli bir şey olacakmış bir yere bağlanacakmış hissi verdi durdu ancak sonunda hiçbir şey olmadı! Bu da son dönemdeki birçok filmde olduğu gibi oldu, hiçbir şey öğretmedi, düşündürtmedi, etkilemedi. Oysa ki ben her iki kadından da çok daha iyi bir şey bekliyordum. Oyunculuklarında sorun yok harikaydılar ancak konu, konuya gelince koca bir hiç! Çok yazık! 

Friday, August 28, 2015

Lucia De B. / Accused..

Oldukça iyi, gerçek hayattan uyarlanmış, güzel bir Avrupa sineması örneği derim. Bazı şeylerin sadece bizim ülkemizde olmadığını göstermesi anlamında az biraz bizleri rahatlatıcı bir hikaye ortaya koyuyor. Bir kere kadın çok iyi oynamış oldukça gerçekçi bütün hissi izleyiciye aktarmayı başarıyor. Ben çok hüzünlendim sinirlendim etkilendim sonunu merakla bekledim ve nihayetinde de oldukça beğendim. Övgüyü hak ediyor bence.

Wednesday, August 26, 2015

Le Meraviglie..

Çok garip bir filmdi. Survivor ile ütopya karışımının gerçek hayata uyarlanmış gibi bir hali vardı. Ancak bir Şeyler tam yerine oturmamış. Çekimler sanki gerçekte yaşanan bir hayatı gözetliyor gibi gerçekleştirilmiştir. Kısacası bu filmin verdiği gerçeklik istediğim oldukça arttırmıştı. Ancak son kertede bu aralar birçok filmin bana yaşattığı bunda da aynı şekilde oldu. Öyle ki bana konumu itibariyle hiçbir şeyi kapatmadı. Bir ders sağlamadı. Hiçbir şeyi sorgulatmadı. Üzerimde hiçbir etki bırakmadı. Sanırım adının planı çıkmasının tek sebebi başta belirttiğim gibi çekimler oldukça yüksek seviyedeki gerçeklik hissiydi. Demem o ki vaktiniz varsa izleyebilirsiniz ancak izlemezseniz de hiç ama hiçbir şey kaybetmezsin.

Monday, August 24, 2015

White God..

Belki de Çin'deki Yulin katliamı gerçekleşirken izlenebilecek en iyi filmdi. O kadar etkili o kadar çarpıcı o kadar güzel kurgulanmış ki. Ben bir anti hayvan sever değilim ancak eğer olsaydım bu filim beni inanılmaz etkiler tokat gibi suratıma çarpardı. Köpeğin oyunculuğu bir yana, o yaşadıkları ve kendisine yaşattırılan paralelindeki dönüşümü, gösterilen sevgi karşısında asla kayıtsız kalmaması ve tüm bunların tersi istikamette insanların acımasızlığı düşüncesizliği ve kendinden olmayana yaşattıkları akıl alacak gibi değil. Olay köpekler ile insanların imtihanı olsa da aslında hiçbir şeyin karşılıksız kalmadığını ve kalmayacağını da gösteren bir film. Şiddetle tavsiye ediyorum, kesinlikle son dönemin en etkileyici filmlerinden.

Friday, August 21, 2015

Hungry Hearts..

Çok garip bir durum sonrasında başlayan bir o kadar garip bie ilişkinin anlatıldığı çok garip bir film.
Sonu konusunda ne yazık ki hiç ama hiç bir şey diyemiyorum çünkü bambaşka...
Ancak sona gelip de filmin bir İtalyanca kitaptan (Il Bambino Indaco) uyarlandığını öğrendiğimde anladım neden birçok yerin havada kaldığını ve pek çok sorunun cevapsız kaldığını. Kadının davranışlarının altında yatan mutlaka bir neden var ve bu neden mutlaka ya babası ya annesiyle ilgili ancak tüm film boyunca bu soru bir türlü yanıtlanmıyor. Kadının yemek konusundaki davranışı, tam bir taraf seçmemizi sağlayacak kadar net bir şekilde ortaya konmuyor. Bir kere filmde adamın dediği gibi eğer ki kadın davranışını yaptığı pek çok araştırmaya ve okuduğu pek çok kitaba dayandırıyorsa o eksik kaldığı izlenimi veren durumun (spoiler vermemek için daha açamıyorum!) mutlaka sorunu bir şekilde çözmüş olması, duruma bir şekilde çözüm bulmuş olması gerekir diye düşünmeden edilmiyor.
Karşı tarafın da bu kadar belirgin, göze batar ve rahatsız eder şekilde söz konusu eksilik unsuru üzerinde durması çok garip duruyor, nedeni kafamızda sürekli sorgulanıyor ancak film buna da bir cevap vermiyor.
Aslında ben şahsi olarak kadının davranışını onaylıyorum, ancak dışarı-güneşe çıkmam- durumu ve dediğim gibi eğer gerçekten o eksikliği giderici çözüm bulamıyorsa o açından ki yanlış davranışı tüm eğiliminin de benim kafamda sorgulanmasına yol açtı. Ancak bu kitap uyarlama eksikliğinin sebebi ise o durumda işte tıkanıyor, bir şey diyemiyorum!
Bu kadar belirsizlik içerisinde belirgin olan tek bir şey var ki filmdeki bebek, bugüne kadar filmlerde gördüğüm en ama en tatlı ve en sevimli bebek!
Neyse sonuç itibariyle bu dönem adından çokça söz edildiği için ve hiç karşılaşmadığım bir açıdan kadın-erkek ilişkisini sorgulattığı için izlemenizi öneririm.

Wednesday, August 12, 2015

Bikutumutluluk Karpuz kutusu..

Kelimenin tam anlamıyla baaaaayıııııılllldıııııımmmmm! Daha güzel olamazdı! Resmen aşık oldum! Hangisine bakacağımı, hangisini inceleyeceğimi bilemedim. Daha güzel bir karpuz kutusu, daha incelikli, böylesine düşünülerek hazırlanmış, tasarımlanmış bir kutu dolusu sürpriz olamazdı. Çok ama çok sevdimmm...
Bir kere motto kart bu kadar güzel olamazzzzz. Resmen bir numarama yerleşti hemen. Bayıldımmmmmm.
Hele kesme ve sunum tatlısına inanamadımmmm. Ne zamandır bunlardan almayı çok istiyordum ancak bir türlü hem fırsat bulamamıştım hem de gördüklerim hep çok büyüktü. Bu resmen dehşet güzel! Nasıl düşünmüşler, nasıl tasarlamışlar şaştım. Zaten bikutumutluluk kutuları sayesinde hep beğenip isteyip bir türlü alamadıklarıma kavuşuyorum ya en çok da onu seviyorum.
Aynı konsept devamında kesme yıldızları ise süppperrr. Tabii ki karpuz ve peynirle kalmam her bir şeyleri yıldızlarım ben artık ;)
Veeee hiç tatmadığım karpuzlu puding olayı ise tam benlik, zira ben minik cam kavanozlu tatlı olaylarına bayılıyorumm.. Yurt dışında jar cake'ler bile var. Keşke bizde de olsa.
Yiyecek konsepti paralelinde her biri ayrı yazılı, bir değil iki değil hem de altı tane mini boy peçete olayı da kesinlikle beeeeennnn. Kahve keyiflerim, yine bikutumutluluk sayesinde bir kez daha, daha daha keyiflenecek resmen... Kalp kalp kalp...
Karpuzlu kağıttan kolye ise bugüne kadar ki tüm bikutumululuk aksesuarları gibi inanılmaz orijinal, tam bir tasarım parçası. Çok şık ve çok stil..
Etiketlere ise delirdimmmmm. Zira ben bir kırtasiye malzemesi, özellikle de etiket delisi olarak çoook beğendim ve olmasına deli sevindim. Daha geçenlerde Bando'nun yine deli güzel sırf etiket defteri almış biri olarak beni inanılmaz mutlu etti. Ve tasarımları, renkleri acayip iyi, tam bir arts and crafts markası ürünü gibi. Keşke bunlardan hep olsa içinde. Zira ben o kendi tek logo etiketlerini bilem topluyorum :)
Lipstick ve çantası da çokk tatlııı. Benim için itiraf etmem gerekirse, yine bir bikutumutluluk keseleri manyağı ve koleksiyoner olarak bu kesinlikle en favorim oldu. Zira sunshine, güneş çizimi ve çizgiler tasarımı benim one of all times favorilerimdendir. Her bir yerde bilimum şekilde kullanacağım şimdiden garanti!
Kısacası mimoza ve limonata kutularından sonra üçüncü bir favorim de oldu! Karpuz kutusu aşkına..

Friday, July 31, 2015

Selma..

Ne yazık ki Oscar'lar döneminde izleyememiştim, çünkü Türkçe altyazısına erişememiştim, Afrikalıların İngilizcesi konusunda kendime çok güvenmediğim için de altyazısız izlemeye cesaret edememiştim. Ve sonunda izleme şansına eriştim. Geçen seneki 12 Yıllık Esaret ve Malcom gibi filmlerden kesinlikle daha çok beğendim. Özellikle ülkemizde her seçim öncesi gidin lütfen oy kullanın kampanyalarını gördükçe aslında onu kullanmaya gitmeyenlerin tam bir şımarıklık gösterdiğini anlamaları için mutlaka izlemesi gereken bir film. Çünkü insanların neler çektiklerini, nasıl yıllarca ama yıllarca mücadele ettiklerini ortaya koyan çok etkili bir film. Olayların tabii ki gerçekte de acımasızca yaşanmış olması etkinliğini arttırıyor.
Bize resmen altın tepside verilmiş olduğunu bir kez daha anladığım oy kullanma hakkı için zencilerin, inanılmaz bir anlamsızlıkla, ve kanımca halen çektikleri fazlasıyla fazla eşitsizle birlikte sahip olamadıkları oy hakkı için neler çektiklerini, hiç öyle ağlak ajitasyona kaçmadan çok saf ve öz bir şekilde ortaya koyuyor Selma.
Kesinlikle en iyi film adaylığını hak etmiş. Ve izlenmesi gereken bir yapım olmuş.
En azından bir dahaki seçimden önce halen oy kullanmaya gitmeye üşenenlerce!

Wednesday, July 29, 2015

Bikutumutluluk Gezgin kutusu..

Ama bu kutu da çokkk güzellll böyle olmaz kiiii. İnsan hemen seyahat çıkmak ve tüm bunları kullanmak, güzel güzel düz çekim çekmek istiyorum çeşit çeşit hepiciğini kullanarak. Ancak şu an gidemiyorum ve bu kutu beni mahvettiiii çünkü daha da çok istiyorum şimdiiii neden bunlar bu kadar tatlı şeker cici ötesi amaaaaa
Neler mi var? Neler neler..
Bi kere benim deli olduğum, nerede güzelini görsem dayanamadığım şu şeffaf çıtçıtlı plastik purse tipi yani bir nevi küçük boy zarf çantalardan! Hem de deli tatlı pembiş flamingo desenli! OMG OMG OMG
Aynı şekilde güzeli olmazsa takmadığım deli tatlı tam girlish tarzında bir valiz kimlik tag'i.. Hem de 3 farklı cici kartıyla..
Hala kendime alamadığım, kaç sene önce gördüğümde demek ki benim gibi deli çokmuş dediğim o büyükler için boyama kitabı konseptinden bir dünya haritası! Sanki dünyanın 3/4'ünü gezmişim gibi her nerelerde bulundunuz app'i map'i gördüğümde hiç üşenmeden, kaç yıldır gittiğim yer sayısı yerinde saysa da işaretleyip duran biri olarak tabii ki tam benlikkkkk...
Bu ayın motto kartının tasarımı ise tam yine benim gibi mektup delisi, hele ki klasik tasarımı hastası biri olarak bayıldığım cinsten.. Kesinlikle top 3 motto kartı listeme girdi bilem ;)
Saç tüyü olayı süpper ancak benim saçım koyu kestane olduğu için ve tüy de kahverengisinden denk geldiği için ne yazık ki hiç belli olmadığından saçımda kullanamadım ancak tabii ki fikre bittim.
Nuxe markası ile işbirlikleri ise super cool, çünkü çok beğendiğim ve takdir ettiğim bir marka o yüzden onun güneş sonrası kremi olması çok iyi, ve benim gibi güneş kremi sürmeyenler için güneş kremi yerine sonrası için olan bir krem olması tam bir catch dude ;)
Ve tabii ki yeni Damsy Kitchen işbirliğinin çocukluğumun karamelli bayram şekerlerinden biri olarak yer alması ise inanılmaz tatlıııı, hem de ev yapımı ve doğal! Daha ne diyebilirim ki sizi e mutluluk kutularınızı deli seviyommmm.. Kalp kalp kalp..

Wednesday, June 24, 2015

Bikutumutluluk Limonata kutusu..

Ya ben ne diyebilirim ki tabii ki bu kutuya hasta oldum. Çünkü hali hazırda bir kutu mutluluk abonesi ve manyağı biri olarak, biz zaten delicesine limonata biri olarak kendimden geçmem elde değildi. Bir kere Mataracı çok mutlu oldum. Çünkü yanımda Pınar'ın minik cam şişelerinde su taşımaktan çok sıkılmıştım. Var olan pembiş Starbucks termosum ise çok sevmeme rağmen ne yazık ki çantam için fazla büyük kalıyordu. O yüzden bunun boyutunu çok sevdim. Bilezikler ise kutuyu açtığım andan itibaren bileğimde! Deli mutlu oldum tam benim tarzım. Limonata tarifleri rehberi muhteşem bir kutu mutluluk çizimleriyle daha da pek güzel. Siyah-beyaz (en büyük Beşiktaş) pipet iste tabii ki muhteşem. Öyle ki ne zamandır bu kağıt pipetlerden almayı çok istiyordum. O yüzden kutuda görünce deli mutlu oldum. Vücut kremi ise geçen ayki el kremi gibi tamda mevsimine uygun küçük bir mutluluk olmuş kutudaki. Demem o ki hala birkutumutluluk ile tanışmadıysanız bu ay bence tam zamanı!!! 

Tuesday, June 23, 2015

Bikutumutluluk Dilek kutusu..

Belki de benim birkutumutluluk konusunda yorum yapmamam gerek. Çünkü o kadar çok seviyorum ki kesinlikle objektif olamıyorum. Her ayın kutusundaki her biri birbirinden daha sevimli bir mutluluk verici buluyorum her ayı da aynı şekilde birbirinden daha keyifli buluyorum. Bu bağlamda tabii ki dilek kutusunu da çok ama çok beğendim. Öncelikle Amerikan servis olayı beni resmen bitirdi. Üzerindeki çizimler şirinliği o kadar tatlı ki. Bulut broşu da minik olmasına rağmen verdiği mutlulukla çok büyük keyif yarattı. Dilek kartlarına gelince yabancı scrapbook sitelerinde, dükkanlarında görmeye alışık olduğun Türkçe versiyonlarını hem de bu kadar beni çok sevindirdi. Gül kokulu el kremine gelince ise gerçekten çok beğendim, çünkü ne zamandır böyle tatlı güzel gerçek gül kokulu bir arıyordum ve hep bulduklarım yapay geliyordu. Ve bunu hiç denememiştim. Çok ama çok beğendim. Durdukça kurudukça sürüyorum ellerime. Melek kanatlı süslü ise çok sevimli masanın üstünde kitaplıkta acayip tatlı duruyor. Kısacası ben yine yeni yeniden bu ayki kutuyu da delicesine beğendim. 

Wednesday, June 17, 2015

Deux Jour, Une Nuit // Two Days and A Night..

Bir kere fazlasıyla 'zamanının' filmi olmuş. Konu, durum, olaylar, davranışlar, tepkiler, yaşananlar, düşünceler... o kadar bu zamanın ki çok kendimizden, ancak kendimizden derken çağcıl bireyler olarak topumuzu :) toplamamızı birden kastediyorum, o anlamda bizden bir film, öykü.
Oyunculuk da yine Child's Pose'daki gibi, inanılmaz iyi, öyle ki o bizdenliliği o sayede algılayabiliyorsunuz. Her bir karakteri anlayabiliyor, kızmıyor, her birine hak veriyorsunuz.
Geçtiğimiz ödül sezonunun adı çokça duyulan yapımlarından biri idi. Milattan önce izlediydim ancak yeni yazabildim. O yüzden geç kaldıysam sorry dostlar :(
Ancak geç olsun güç olmasın kesin bi bakın derim, ne de olsa çağın insanlarıyız biz de, hazır daha bizim çağkene izleyelim :)

Monday, June 15, 2015

Finding Vivian Maier..

Öncelikle kesinlikle vurgulamak istediğim bir nokta var: o da, yıllar yıllar önce kilometrelerce ötede yaşamış ve hiç kimse tarafından tanınmayan bir kadının oldukça yalın hayat hikayesini ve kendisini yıllar yıllar sonra okyanusun öbür yakasında bilebilmek çok ama çok garip hissettiren bir duygu oldu, benim için. 
SPOILER
Kadın yaşarken kim derdi ki ona, yıllar yıllar sonra tesadüfen bir çocuk onun negatif filmlerini bulacak, tab ettirecek ve tüm yaşamını Oscar'a aday bir film haline getirecek ve tüm dünya onun ve onun muhteşem fotoğraf karelerinin farkındalığına erişecek. Bu durum bana halen inanılmaz geliyor. Bilgisayarlarda yazılan hiçbir şey, silinse dahi asla yok olmaz sonsuzlukta sonsuza kadar yaşamaya devam eder, bu da onun gibi bir durum; aslında yaşanırken fark edilmeyen birçok şeyin gelecekte su yüzüne çıkacağını hiç kimse bilemez, yapılan hiçbir güzellik sonsuza kadar asla saklı kalamaz.
Kadının çocuğa yaşattığı şiddet dışında her şeyi kabul ediyor ve tahayyül edebiliyorum. Zira kardeşinin vasiyetinden ve gazete küpürleri ile dokunulmaktan hoşlanmamasından çok ama çok net anlaşılıyor ki, inanılmaz büyük bir travma yaşamış, çok acı.
Ve tabii ki Searching For SugarMan'deki gibi son bulsun istiyor insan içten içe ancak kadının da dediği gibi eğer yaşasaydı kesinlikle izin vermezdi ve bence psikolojisi kötüleşirdi.
SPOILER BİTTİ.
Kesinlikle izleyin derim, şiddetle tavsiye. Ve tabii ki gönül şimdi de sergisine gitmeyi çok istiyor. Bakalım kısmet. Zira fotoğraftan anlamam ancak gerçekten çok orijinal kareler yakalamış, ben çok beğendim, çok etkilendim.
Bu arada belki günün birinde benim de blogum keşfedilir demeden edemedim izlerken ;) Who knows :))    

Friday, June 12, 2015

Corn Island..

İnanılmaz sade, inanılmaz yavaş, toplasan on kişiyi geçmeyen, temelde de 2 kişi arasında geçen bir zaman kesitini, birkaç ayı, tüm saflığıyla, naifliğiyle anlatan bir film.Ve tüm bu sadeliğine ve yavaşlığına karşın hiç sıkmadı, nasıl olduysa oldu meraklandırdı ve bir nebze de olsa sonu böyle böyle olur diye düşünmemize karşın yine de bitime kadar kendini izlettirdi. Arada böyle hafif festival tadında, başka kültürlerden öyküler izlemek keyif veriyor bana. Hollywood ve Avrupa ekseninde çoğu zaman aynı konuların farklı versiyonları etrafında dönmektense arada değişiklik yapmak bence süper oluyor.Yılların çiçek Abbas'ını görmek ve filmin bu yıl Gürcistan'ın en iyi yabancı film Oscar aday adayı olduğunu bilmek de çok keyifliydi. 

Wednesday, June 10, 2015

20.000 Days on Earth..

Holy Motors'tan sonra altını oldukça duyduğun, çok çok izlenmesi tavsiye edilen çok çok konuşulan bir yapımı idi. Ancak ne yazık ki üzülerek söylüyorum ki ben o kadar beğenmedim. Oysa ki belgeselleri severim, hele ki ismi çok duyulduysa sonuçta çoğu zaman da yapım iyi çıkıyor. Ancak bu sefer öyle olmadı. Sıkıldım mı hayır, beğenmedim mi hayır, ancak beğendim de tam diyemem, zira ortada kalmış durumdayım.
Öyle çok etkilemedi, müzikleri sevdim, iyi kurgulanmış, adam iyi anlatmış.. Söyleyebileceklerim de bu kadar sanırım :/

Monday, June 08, 2015

Fury..

Ödül döneminde ismini çokça duyduğum bir film idi Fury. Bu yüzden de her ne kadar biraz ümitle seyretsem de bir taraftan çok da bir şey bulamayacağımı düşündüğüm bir seçenekti. Üzülerek söylüyorum ki ne yazık ki öyle oldu. Klasik bir 2. Dünya Savaşı durum filminden öteye gidemedi, benim için. Karakterleri yakından analiz etmesine, tek bir grubun üzerine ve sadece onların dahil olduğu mücadelelere odaklanmasına rağmen benim için sonuç çok pozitif olamadı.Demem oki, Brad Pitt'i bitti seviyorsanız ve savaş filmlerinden hoşlanıyorsanız popüler bir yapım olduğu için tercih edebilirsiniz ancak bunun dışında ısrarla önerebileceğim bir film olarak yer almadığını da belirtmem gerekiyor. 

Friday, June 05, 2015

John Wick..

Judge, Fury ve John Wick son dönemde izlenmesi gereken filmler listesinde adını sıkça duyduğum yapımlar olarak yer alıyordu. Zaten Keanu amcayı çok severim o yüzden zevkli oturdum karşısına. İnanılmaz farklı, aslına bakarsanız tam bir erkek filmi çıktı karşıma. Sevdim mi sevdim, beğendim mi beğendim, farklı mıydı evet farklıydı, hoşuma gitti mi evet tüm bu androjen yüklülüğüne ve şiddetliliğine karşın sanırım gerçekten hoşlandım. 
Bir kere devam mı kesin gelecek orası kesin. Çünkü bir konu ortasından cımbızla çekilerek alınmış ve bu filme konu olmuş, sonrasında da o cımbızlı çekilen kısım başka bir yere kadar taşınıp lank diye bırakılmış. Evet film bir yere bağlandı ama esas büyük penceredeki konu sürekliliğini film bitse de bilinmeyen bir evrende sürdürüyor algısı yaratıldı. 
Bir de söylemeden geçemiycem postmodern bir Cüneyt Arkın yaratılmış, yani  Cüneyt Arkın'da son nokta! Ama kesinlikle rahatsız etmiyor kimseyi. 
Bir de; hiç bilinmeyen ama orada bir yerlerde var olan hatta benim kendi çapımda asla düşünmediğim düşünemeyeceğim, öyle bir dünya olabileceğini tahayyül dahi edemeyeceğim bir alemin varlığı da söz konusu. Böylece yine filmler sayesinde hiç bilmediğim bambaşka bir alemin kapısı benim için açılmış oldu. Thanks to sinema endüstrisi.. ;) 

Wednesday, June 03, 2015

Double..

Hani bazı filmler vardır konusu için ne kadar enteresan dersiniz ama diğer yandan da bir şeyi vardır tam anlamıyla sizi bir türlü memnun edemez. İşte Double da tam böyle bir film. Keşke biraz daha uğraşılmış, keşke biraz daha çaba gösterilmiş olsaydı diyorsunuz paso. Ya benim uykusuz bir geceme mi denk geldi bilmiyorum ancak kanımca, filmin senaryo hataları vardı, tam kestiremedim vuku bulan mevzuları. Doğal olarak da böylece tam anlayamadım, tam anlayamadığım için de tam içine giremedim ama keşke anlasaydım, keşke içine girebilseydim demekten kendimi alamadığım da bir yapım çıktı karşıma. Üzüldüm, zira senaryolar insanın karşısına çok sık çıkmıyor keşke biraz daha özenli davransalardı da ben de içine girebilseydim, ya da keşke ben biraz daha akıllı olsaydım da belki anlamam gereken şeyleri daha iyi anlayabilseydim!  

Monday, June 01, 2015

Judge..

Son dönem sinema sitelerinde ödül döneminden sonra illa mutlaka izlenmesi gereken film diye yazıyordu, bir de Altın Küreler'de adı geçmişti, onun için baktım ancak ne yazık ki o kadar konuşulduğu kadar bulamadım.
Tabii ki Robert Downey Jr.'ı seviyorum (ahhh Ally McBell) amım şahım bir performans göremedim. Almışlar Ironman' Judge yapmışlar! başka da bir şey yok! Aşk desen onu da  bulamadım, az biraz fazla saçmalamışlar yani çok farklılık göremedim.
Tamam sıkılmadım, sonuna kadar izledim, yarıda bırakmadım ama televizyon filmi tadında bir film çıktı karşıma o kadar, yani cicim siz bilirsiniz.

Friday, May 29, 2015

Leviathan..

Kültürlerin, toplum yapılarının, aile ilişkilerinin, kadın-erkek bakış açılarının ne kadar ama neeee kadar farklı olduğunun, olabildiğinin ve bir o kadar da kamusal bazı olayların tüm bu farklılık içinde nasıl olup da bir yerinden benzeştiğinin çok garip bir izdüşümü.Yine kimselere kızamıyor, her birine üzülüyor, hepsine hak veriyor, ve üzülmekten başka da bişi yapamıyoruz. Senenin yabancı film Oscar adaylarından olan Leviathan, ödül döneminin de çok konuşulan yapımıydı.Öyle hafif uzun oluşuna, az biraz yavaş ilerlediğine bakmayın ve bence izleyin derim.Sonuçta bambaşka bir kültürün, belki de içine girmeden asla öğrenemeyeceğimiz yapısına bir film içinde mercek dayamış, 2 saat içinde çok şey öğrenebilmiş oluyoruz. 

Wednesday, May 27, 2015

Pozitia Copilului.. // Child's Pose..

Çocuk yetiştirmek üzerine, anne olma üzerine, baba-anne rolleri üzerine, erkek çocuk-annesi üzerine, tek çocuk olgusu üzerine, harbi etkileyici bir Romen filmi.
Bir kere oyunculuk çok iyi. Zira sanki BBG evi izliyormuş, harbiden olaylar o şekilde vuku buluyormuş gibi canlı, gerçekçi.
Ülkenin durumu pek bi tanıdık!Kadına bir türlü kızamıyorsunuz, çocuğa bir türlü kızamıyorsunuz, ne yapacağınızı bilemiyorsunuz, paso kendinizi onların yerine koyup hayır böyle olmamalı diyip diyip kadının yaptıklarına dur da diyemiyorsunuz.
Çok enteresan, bence gayet iyi ve düşündürücü bir film.