Friday, February 12, 2016

Cooking For Mr. Latte / Amanda Hesser..

Çok tatlı çok sevimli çok sempatik bir kitap. Hem de yazarın gerçek hayatından bir kesit anlatılıyor ve bu kesit, aralara onun hayatının özel yemek tarifleri serpiştirilmiş şekliyle sunuluyor. Kısacası hem çok orijinal bir yemek kitabınız olmuş oluyor;
her ne kadar tarifler biraz Amerikan ve Fransız-vari olsa da en azından bilmediğimiz cici, mini lezzetler bağlamında, kendi çapımda bayağı bi denemek istediğim tarife işaret koymadım değil;
hem de hafif ya da bayağı usturuplu bir çeşit Carrie Bradshaw yaşam tarzı öyküsünü okumuş oluyoruz. Ne de olsa New York da yaşayan ve [bu kızımız yiyecek-restoran eleştirmeni-köşe yazarı olsa da] yazar olan bekar, 30'larından bir kadın olunca direkt olayı bağlıyor Carrie'ye ister istemez.
Sonuç olarak bu naif, sessiz sakin ancak keyifli kitabı ben pek sevdim. İsmi gibi kendisini de heyecanlı heyecanlı, tatlı tatlı okudum. Hiç sıkılmadım.
Hele ki siz de benim gibi, mesela Radyo uygulamasından Power Italy kanalını açıp İtalyan müzikleri eşliğinde okursanız çok mu çok tatlı ve lezzetli bir okuma keyfi oluyor, benden söylemesi ;)
Biterenlere SPOILER:
Yazarımız mutlu sonunu halen gerçek yaşamında hem de 3 çocuklu olarak devam ettiriyor! Ve birçok karakterin gerçek fotoğrafını da aynı isimli, yazarın kendi instagram hesabından görmek mümkün ve apayrı tam postmodern, çağcıl bir güzellik :)
SPOILER END

Thursday, February 11, 2016

Creed..

Evet karşımızda tam anlamıyla bir Rocky filmi var! Öyle ki, Rocky filmi denince aklımıza gelen tüm anahtar olaylar durumlar karakterler klişeler eksiksiz yer alıyor. Kurgu anlamında da tam sinema derslerinde gösterildiği şekilde kitabına uygun yerleştirilmiş bir şablon var. Girişi, gelişmesi, düğümü ve çözümüyle filim kusursuz bir şekilde başlıyor ve bitiyor.
Sıkıyor mu hayır sıkmıyor; klasik, eskiden kalma, sinema filmi tadından çok televizyon filmi tadında güzel bir hikaye seyrediyoruz. Ancak sanki biraz fazla uzunmuş gibi geldi bana yani iki buçuktan ziyade, 1,5 olmadı 2 saat sürse çok daha yerinde olurdu gibi hissettim. Ancak uzatılmasının sebebinin, kemikleşmiş Rocky hayran kitlesi olduğunu ve onun nazarında Silvester amcayı bol bol rahat rahat izlemek isteyen bir kitlenin memnun edilmeye çalışılması gayesi olduğunu düşünüyorum. Kendimin hayranlık beslediği kişiler maabında da, ben de olsam öyle isterdim. O yüzden de aynı şeyi hissedebileceğimi düşünerek onlara da hak veriyorum.
Sonuç itibari ile bu yılın Oscarlarında en iyi yardımcı erkek kategorisinde aday olduğu için kendisini yıllar sonra yeniden izlemek isterseniz, bir Rocky serisi hayranıysanız, ya da dediğim gibi eski film tadında bir Pazar gecesi film keyfi yaşamak isterseniz seyredebilirsiniz. Onun dışında ise fazla bir şey kaçıracağınızı düşünmüyorum!..

Wednesday, February 10, 2016

The Lobster..

Sanırım bu film için söylenecek kelimeler: çok ama çok garipten öteye biraz zor geçiyor! İzlerseniz, izleyince anlayacaksınız ancak gerçekten, öyle böyle değil çok ama çok garip. Nasıl bir zihin, nasıl böyle bir konuyu bulmuş, kurgulamış aklım hayalim şaştı. Tabiri caizse apışıp kaldım!
Bazı yerlerini, mesela izlerseniz göreceksiniz, krem sürme olayı! hiç ama hiç anlamadım, anlamlandıramadım!
Ancak filmden sonra okuduğumda gördüm ki Colin Farrell bile yönetmene, anlamadığını itiraf etmiş!
Özellikle son dönemde, evlilik programı patlaması yaşadığımız bir dönemde böyle bir vurgu yapması, disütopya ile tokat atması çok iyi olmuş. Zira zaten Türk toplumunda oldum olası yapılan bir evlilik baskısı varken bunun global olduğunu görmek de ayrıca şaşırtıcı.
Neysem siz onu bunu bırakın sırf delicesine orijinalliği, garipliği için kesin izleyin. Gerçekten şaka yapmıyorum, kesin izleyin..

Tuesday, February 09, 2016

The Walk..

Ben ne diyim ki şimdi. Bu adam nasıl yürümüş, hem de ne yürümüş, öyle bir sefer geçip durmamış 8 kere git gel yapmış, tek ayak, oturma, ters dönme aklınıza ne geliyorsa onu yapmış hem de bu kadar yukarda, 100 kattan fazla yukarda!!!
Ben bile, filmde bakamadım, gözlerimi kapattım, o kadar diyim! Gerçekten dayanamadı kalbim, ve sonunu da tam bilmediğim için içim, kalbim el vermedi.
Spoiler olmadığı için söylemekte bir zarar görmüyorum zira altını çizip izlerseniz izlerken daha dikkatli olmanız için yazmak istiyorum ki; konu İkiz Kuleler olup da 11 Eylül'ün insanın aklına gelmemesi mümkün değil ancak filmin, öyle jenerik üzerinden klişe bir şekilde …. adanmış şeklinde kuru bir yazı yerine, son sahnesinde bilet üzerinden yaptığı o üstü kapalı ancak kafanıza attığı o deli vurucu alt metin ile gönderme yapması tek kelimeyle inanılmazzzz. Çok ama çok fazla vurucu olmuş, çok hüzünlü, çok acı…
Filme geri dönersek de bence gayet iyi olmuş. Sanki belgeselmişcesine gerçekçi olmuş kanımca. Helal diyorum. Sanırım zaten o kadar olmasa bende gözlerimi kapatma hissi yaratmazdı ve hemen akabinde orijinal belgeselini de izletme isteği uyandırmazdı.
O yüzden bence Altın Küre ve Oskarlar'da hakkı yenmiş hafiften. Ancak siz hakkını yemeyin, izleyin derim..

Monday, February 08, 2016

Irrational Man..

Alın size garip bir film, bir Woody Allen filmi, garip bir Woody Allen filmi daha!
O kadar garip ki, şaka gibi resmen. Konusunu hiç söyleyemem, ipucu bile verilemez. Sadece son sahnedeki durum bile tüm filmi garip kategorisine sokmaya yeter! o kadar diyim size!
Zaten Woody ve onun absürt tarzından hoşlanıyorsanız izlersiniz, yok hiç haz etmiyorsanız, kara komedi (ya da dram mı desem) hiç benim stilim :) değil diyorsanız, kısa bir film olsa da hiç vaktinizi vermeyin o zaman. Nokta. Dağılabiliriz :)

Sunday, February 07, 2016

Mistress America..

Ödül sezonu döneminde ismini çokça duyduğum ve çok merak ettiğim bir filmdi. Hafif festival havası tarzı da bu merakımı arttırmıştı. Ancak kendisini orijinal bir film zanneden fakat orijinal olmaktan çok uzakta kalan bir öyküyle karşılaştım. Sürekli, konusu, düşünemediğim farklı ama güzel bir ivme kazanacak diye bekledim durdum. Ancak nafile!
Kızımız çok havada kalmış, sadece o da değil, neredeyse tüm karakterlerin neden nasıl öyle olduğu, geçmişi-bugünü-geleceği çok muallakta bırakılmış! Belki de bana öyle geldi ancak bende yarattığı durum bu oldu ve bu durum da filmi anlamama, anlamlandırmama engel oldu ve ben şu an bu postu yazarken bile inanılmaz silik bir şekilde hatırlıyorum filmi!
Kısacası öyle zamanınız fazla ise !, ödül sezonu filmlerini çoktan bitirdiyseniz ! bi bakabilirsiniz!

Saturday, February 06, 2016

Mandala nedir?




Kaynak: Elle Dergisi I Türkiye, Aralık 2015 sayısı.
* Resimleri büyütmek için, imleciniz üzerindeyken sağ klik ile yeni bir tab ya da sayfa da açabilir, oradan da dilerseniz bilgisayarınıza kaydedebilirsiniz.

Inside Out..

Hemen söylüyorum ki inanılmazzzz güzellll muhteşemmmm.. Resmen bayıldımmm… Nasıl bir yaratıcı zeka, nasıl bir güzel düşünce.. şaştım kaldım, o zekanın önünde saygıyla eğilmeyi bir borç bildim.
Yaştaşlarım hatırlayacaktır ki bizim çocukluğumuzda vücudun içinin konu edildiği, akyuvarların al yuvarlarla sohbet ettiği ve vücudun işleyişinin bizlere anlatıldığı çok süper bir çizgi film vardı. Düşünün üzerinden sittin sene geçmesine rağmen halen aklımda kalan birkaç çizgi filmden biri olarak zihnimde yer etmiş.
Film de işte resmen o çizgi filmin son teknolojiyle bir üst düzeye taşınmış şekli. Hele ki anne-baba üzerinden kadın-erkek düşünce şeklinin bu kadar mı güzel anlatımı olurrr delirdim gülmektennn :)
Ayrıca filmin bitiminde yazıları kesin izleyin zira öyle bir kedi zihni temsili var ki yıkılıyoooo.. Videosunu da o yüzden koymadan edemedim. Geberdim gülmekten. Bu kadar mı güzel mantıklı!!! bir açıklama getirilir.
video
Vee tabii ki sadness'a bayıldımmmm çok güzelll ama çoook… aşık oldummm.. çok iyiiii.. tam benlik…tipi rengi, mimikleri, sesi, sözleri… her ayrıntısı tek kelimeyle muhteşemmmm….
Kısacası hiç tüyo okumayın, ben de vermeyim siz gidip direkt izleyin. Bayılacaksınız garanti!
Ve bundan sonra hem kendinizle hem çocuklarla etkileşimde onlarla iletişiminizde sizi, sahnelerini hatırlatılıp etkileyecek onu da şimdiden söyleyeyim.

Friday, February 05, 2016

Jane Iredale cheek and lip tint..

İşte bu, benim için son dönemin en iyi makyaj catch'i oldu ✌��️ Öyle ki ne zamandır hem anlık, hem parlatıcı olarak kullanılabilen şu #cheekandliptint 'lerden, hem de organik olanından istiyordum. �� Tesadüfen ilk kez bu markayla karşılaştım. Ne yazık ki çok geçmeden de çok pahalı olduğunu öğrendim. �� Ancak ne zaman ki, yine tesadüfen @n11 'de bir dükkanda %50 indirimli bulunca inanamadım. ���� Ve bir gün içinde ulaştı! �� Şu an ise çok memnunum. ���� Çok açık renkli, makyaj olduğu belli beliriz, öyle hafif bir pembelik veren; dudakta ise renksiz, çok ışıltı vermeden, hafif mata yakın bir bakımlı parlaklık veren, dudak koruyucumsu görüntüden hoşlanıyorsanız deneyebilirsiniz. ��✨ Bu arada, üç tipi var. Benimki #pinkrose ����

Mustang..

Ve evet bu da oldu! Tamamen Türkiye'de, Türk bir yönetmen tarafından çekilen, Türkçe olan, Türkiye'den bir kesit anlatan bir film gelin görün ki Fransa adına, Oscar'larda en iyi yabancı film dalında aday adaylığını da atlayıp direk 5 baba adaydan biri oldu! Tamam, bunu da gördük! Artık dağılabiliriz!
Ancak ben mutlumuyum; kesinlikle hayır! Adaylık açıklanır açıklanmaz instagram'da dile getirdiğim hislerimi buraya da alıntılıyorum, bu noktada:
Şimdi bana kızacaksınız belki ama, bizim ülkemiz adına yarışmıyor olmasına rağmen aday olarak seçilmiş olmasına çok üzüldüm, gıcık oldum. Çünkü böyle bir zihniyetin olduğunu görücekler ya ona sinir oldum. Hoş bilseler de bilmeseler de onun var olması yeter ama ne bileyim işte.. kısmet.. belki her şerde bi hayır vardır olur da birilerine tokat olur da düzelir..
Filme geri dönersek; altını çizmek istediğim, bana garip gelen ve bu noktada beğenmediğim üç nokta var

  • - Bir kere kızlar, Türk olmalarına ve Türkçeleri çok doğru olmasına rağmen çok fazla Avrupai kaçmış. Hani Türk'ten çok, aynı yönetmen gibi Fransa'daki Türklere ya da daha çok Fransız'lara deyim, onlara benzeyen bir tipleri var. Bu da gerçekliği etkiliyor kanımca, en azından benim için.
  • - Ayrıca kızların öyle bir havası var ki; anneleriyle Avrupa'da ya da o da olmadı İstanbul gibi büyük bir şehirde yaşıyormuş, orada yetişmiş ancak daha yeni o eve düşmüş gibi bir haldeler! Oysa ki bir cümlede 10 yıldır orada oldukları geçiyor! Bu da demek oluyor ki bazısı bebekken geliyor ve tamamen o evde yetişmiş oluyorlar! Bu da hem ezelden orada yetişip hem nasıl böyle modern görünümlü olabiliyorlar düşüncesini akla getiriyor. En azından benim için öyle oldu, ve izlerken paso kafamı kurcaladı.
  • - Kızların öyle Avrupai bir havası var ki, hadi o 10 yıldır orada olma olayı öyle değilmiş, biz yanlış anlamış olalım; o zaman da öyle Avrupai kızların hele ki 1 değil tam 5 taneler ve hepsi aynı kafadan, hem o Avrupai özgür temellerinden hem de birbirlerinin desteğinden güç alarak hiç durumlar isyan etmemesi, ya da hiç kaçmaya çalışmaması çok abes kalıyor! Her şeye boyun eğmeleri, hiç seslerini dahi yükseltmemeleri çok garip bence. Hadi o 10 sene olayı doğru, o zaman da yine 5 kişi olmalarından dolayı yine isyan etmemeleri çok saçma! 

SPOILER
Hele ki adam hususunda, belli ki hepsinin sırayla onu yaşamış olmaları anlamında, hali hazırda okula gidiyorken bunu birini, bir öğretmene anlatmamış olmaları, maça kaçan kızların polise başvurmamış olması çok garip kaçıyor.
SPOILER END.
Sonuç olarak her şeyin eğitim ve medeniyetle ancak çözülebileceği de sondaki sahne ile vuku buluyor.. İzleyelim mi derseniz, izleyin anacım izleyin de sene 2015, yer Dünya gezegeninde daha neler olduğunu görün!!

Thursday, February 04, 2016

45 Years..

Ve bunu da hemen söylemem gerekir ki adama çok ama çok sinirlendim, gıcık oldum, dövesim ve terk edesim geldi. Kesinlikle (hadi büyük konuşmayım ancak) kadın gibi davranmazdım, davranamazdım. İnanamadım kadına, nasıl o kadar sakin olduğuna!
SPOILER
Zaten filmin; son sahnesi itibariyle, kadının hafiften çark edecekmiş gibi görünen bir haliyle, tavrıyla bitmesi ve hafif muallakta sona ermesi kadının da sakinliğini koruyamayacağına delaletti, kanımca.
Bu arada hamilelik olayının, kelimenin tam anlamıyla görmezden gelinmesi, biraz saçma geldi. Yani bence en büyük olay, en büyütülecek, en büyütülebilecek olay oydu ancak yapmamışlar! Enteresan.
SPOILER END
Sakinlik deyince; film oldukça ama oldukça sakin, yavaş, sessiz, kendi halinde ilerliyor, onu da baştan söyleyeyim. Hani tam bir klişe olacak ancak festival filmi tadında.
Ama sevdim; çünkü kadın da, her ne kadar hoşlaşmasam da adam da çok iyi oynuyorlar. Zaten o kadar iyi oynamasalar adamdan o kadar haz etmemezlik yapmazdım ve kadına sempati duymazdım.
Bunun dışında ise adı üstünde, 45 yıl önce olan bir olay, bu kadar sene sonrasını etkileyebilir mi, etkilemeli mi diye size sürekli düşündürüyor, onu da diyeyim.
45 yıl öncesi için kızmayım diyosun, diyip diyip duruyosun ama ne zaman ki kadın o 'parfüm' cümlesini kuruyor, işte o kırılma noktan oluyor. Spoiler vermiyorum endişeye mahal yok, sadece sonuna doğru izleme ritminiz düşebilir ve kaçırabilirsiniz diye, dikkat çekmek adına yazdım ;)
Neyse siz bir izleyin, fikrinizi merak ediyorum ;)

Wednesday, February 03, 2016

The Danish Girl..

Her şeyden önce hemen söylemem gereken bir nokta var ki; kesinlikle kostüm Oscar'ını almalı! Öyle ki, şatafatlı ve abartılı kostümler olmamasına rağmen öyle kumaşlar, öyle desenler, öyle aksesuarlar, öyle detaylar var ki resmen gözlerimi alamadım. O kadar beğendim. Hepsi birbirinden güzel, birbirinden estetik. Al, koy karşına, tablo niyetine izle. O kadar iyi yani.
Filme gelince; adam harbiden çok iyi oynamış. Ben bile izleyene kadar afişteki kadının, o adam olduğunu anlamadım! O kadar diyim. Bir aktör, geçen sene S. Hawking'te nasıl resmen Hawking olduysa bu sefer de resmen Danish Girl olmuş! Nasıl böyle dönüşebiliyor inanılmaz bir şey. Helal diyorum başka bir şey demiyorum.
Eğer geçen sene almasaydı ve bu sene Leo amca da bayağı iyi olmasaydı bence yine almayı sonuna kadar hak ediyor.
Konusu açısından da; tam da Caitlyn Jenner döneminde yapılmış bir yapım olması, pek bir manidar. Ancak kesinlikle karşı değilim. Hazır böyle olumlu bir ivme yakalanmışken toplumsal zihniyeti pozitife çevirmek için iyi bir hareket, kanımca. Zira bu filmde adamın yaşadıkları çok acı, çok hüzünlü :(
Karısı ise kesinlikle tüm övgüyü hak ediyor. Ona da koca bir helal! Zira çok ama çoook zor bir tolerans gösteriyor. Resmen inanılmaz. Böylesine acı bir durumu, kendini hiçe sayıp göz ardı edip yardımın dibine dayandırması takdire şayan.
Zaten dönem filmi sevenseniz (evet evet yine mi dönem filmi jaleee seslerinizi duyuyorum ancak yapcak bişi yok, seviyom :) ) izlersiniz, yok değilseniz de oyunculuk için, o da olmadı moda-estetik düşkünü iseniz de kesinnnnn izleyin derim ;)

Tuesday, February 02, 2016

Carol..

Evet yine bir dönem filmi olduğu ve ben hastası olduğum için zevkle izledim. Ancak gelin görün ki ne yazık ki çok beğenemedim :( Oysa ki (aman Yarabbi ne çok 'ki' kullandım :)) çok ümitliydim, zira adını çok duymuş, yenge oynadığı için de çok meraklanmıştım. Hem kendisine olan hayranlığım hem dediğim gibi dönem filmi olması nedeniyle, belki de (al sana bi 'ki' daha) umudumu yüksek tutunca işte yine olanlar oldu ve öyle çok sessiz sakin, çok yavaş ilerleyen, pek de aksiyonu olmayan bir film çıktı karşıma :(
Evet her iki kadın da çok iyi oynuyorlar ve sinema açısından her şey çok iyi ancak bence sorun yine kitaptan uyarlama sorunsalı! Okumadım ancak okuyanlar bence çok daha bariz anlamlandırabilir.
Hoş belki kitabın kendisi de  sessiz sakin, çok yavaş ilerleyen, pek de aksiyonu olmayan bir kurgudur ancak (hoş kitap okurken bu durum kanımca çok etkilemez) o zaman da aklıma; ee madem filmleştirince de böyle olacağını biliyordunuz ne diye çektiniz filmi diye bir soru geliyor!
Neyse anacım siz yine de en iyi kadına aday olduğu için izleyebilir ve kendi fikrinizi verebilirsiniz. Sonuç da o kadar da sıkıcı ve kötü değil.

Sunday, January 31, 2016

Steve Jobs..

Geçen seneki ilk Jobs filminde de [jOBS] böyle deli heyecanlanmış ve hasretle beklemiştim. O film ki postumda da dediğim gibi, amcanın haleti ruhiyesini az çok vakti zamanında duymuşsam da filmle daha da bir şoke olmuştum. Neyse o film, sinematografik olarak pek beğenilmediydi, ben de çok normal bulmuştum, tv filmi kıvamında; ancak bunun çokça methini duymuş, hele bir de her bir yerlerde adaylığını güçlü bir şekilde ilan ettiğini görünce 'aha dedim bu sefer korkarım olmuştur'. O yüzden de, o kadar izlenecek film varken ne zaman ki tepede onun nete düştüğünü gördümmmm Allah dedim işte budur! Hepsini öteleyip oturdum, gecenin bi yarısı, sonuna kadar onu izlemeye başladım!

  • Ee noldu başın göğe mi erdi derseniz; ne yazık ki hayır :/
  • Evet ilkinden daha iyi, daha güzel, daha derli toplu.
  • Evet oyunculuk, tabii ki aktörler ve aktristlerimiz bağlamında pek daha iyi.
  • Evet gereksiz, bildiğimiz ayrıntılar bazında oldukça törpülenmiş (hatta bazı yerlerde fazlasıyla törpülenmiş, öyle ki unutmuş biri olarak o niye öyle oldu dediğim bayağı oldu)
  • Evet sonuna, zaten aşikar olaraktan, sonra ne nasıl gelişti anekdotları sıkıştırılmamış.

Ancak sonuç itibariyle diğeri 5lik idiyse bu olsa olsa max 7lik olmuş, kanımca.
Ama tabii ki öyle veya böyle, böylesi bir adamın filmini izleyin derim. Sonuçta hayatımızı bu kadar değiştiren bir orkestra şefi (filmdeki çok ama çok doğru olduğunu düşündüğüm tanımlamasıyla) dâhisinin; aslında tabii ki çocukluğu bağlamında öyle bir haletiruhiye içinde olduğu çok bariz. O yüzden de çok üzülüyorsunuz, elinizde olmadan.
Ha bi de unutmadan, belki ilkinde de öyle idi ancak nedense benim aklımda öyle kalmamış; şu ki bu filmde anne-kadın bayağı troubled biri olarak çizilmiş, ilkinden normaldi. E bu da doğal olarak, amcama karşı daha pozitif yaklaşmamıza sebep oluyor.
Dediğim gibi öyle ya da böyle adam, dediği gibi, bence tüm dünyanın kaderini değiştirdi ve resmen tam da tepedeyken, belki de tam anlamıyla tadını çıkaramadan gitti :(
Huzur içinde yat Jobs.. her şeyin minnettarım..
* Written on Mac.. :(

Saturday, January 30, 2016

Joy..

Çok ama çok büyük bir ümitle izledim, zira çok heyecanla bekliyordum ancak ne yazık ki hiç beğenmedim :(
Ha düzelecek ha güzelleşecek dedim durdum, bekledim ancak sona geldik, yine elde sıfır.
Oysa ki başta o kağıttan evle kadın çok manyak şeyler yaratacak, prensesler gelip alacak kadar imajı yaratılıyor ancak sonra ortaya konan!!
Hayır spoiler vermemek için icadı söylemek istemiyorum ve aşağılamak da, bence çok yaratıcı ancak öyle büyük bir imaj çizilmesi başlangıçta, çok yanlış kanımca.
Ayrıca ne kadın ne adam bence hiç ama hiç karakterlerine uymamış, uymadığı gibi oynayamamış da! Hiç oturmamış! Hatta büyükanne ve büyükbaba karakterleri bile!!
Hele, gerçekte bile öyle olmuş olsa bile, bence hiç o sondaki olayların çözüm olayı hiç ama hiççç olmamış.
Çok saçma, çok eğreti durmuş.
Neyse ki film, ne Altın Küre'de ne Oscar'da en iyi film kategorisine alınmadı. Çok saçma olurdu o da. Bence onu da hak etmediği halde en iyi kadına aday olması ikisinde de gereksiz oldu ancak napçaz artık, olan olmuş..
İzlemeyin boşuna, nerdeeee güçlü kadın imajlı Erin B. vb.

Friday, January 29, 2016

Spotlight..

Yine hemen ifade etmek istiyorum ki; evet itiraf ediyorum, sadece konusu itibariyle bu filmin en iyi film Oskar'ını almasını istiyorum! Çünkü bence o dönem, 2002'de çıkardığı gürültü yetmemiş ve bir kez daha durumu gündeme taşıması, böyle bir küresel platformda herkesin gözüne gözüne sokulmasını istiyorum. Hala ve her zaman hiç ama hiç aklım almıyor. Allah ıslah etsin diyorum başka bir şey demiyorum.
Filme gelince, harbiden süperlerdi. İnanılmaz gerçekçi oynamışlar. Demek ki o kadar ünlü ve ödüllü aktör olmayı sonuna kadar hak ediyorlar.
Gazetecilik lisansımın damarlarını kaparttılar vallahi. Bu arada aklınızda olsun, tamamen gerçekten birebir alınan bu olay ile tüm görevli gazeteciler o dönem Pulitzer Ödülü kazanmış ve hepsi halen Stanford'da öğretim görevlisi!
İzleyin anacım, izleyin izlettirin, herkes bilsin, görsün :(

Thursday, January 28, 2016

Room..

Bu filmi duyduğumdan ve dram olup afişinden çocuk gördüğümden beri sinir oldum ve adaylığı kesinleşince izleme listesine girdiği için daha da gıcık oldum. Zira çocuk içeren dramlardan hiç haz etmiyorum. Hele ki konusunu öğrenince deli dellendim. İzlemeyim izlemeyim dedim ancak sonra da bir an önce izleyim çıksın, üzerine diğer filmlerle bastırayım dedim ve başladım izlemeye.
Ne zaman ki film başladı ve ikinci tahminim kızın açıklamasıyla kesinleşmesiyle birlikte paso 'dünyanın bir yerlerinde bu gibi dehşet üzücü durumları yaşayanlar var' diye düşünmeye ve 'lütfen bari bu hikaye gerçekten alıntı olmasın' diye dua etmeye başladım :( Hele ki sona doğru yaklaştığında dahi lütfen lütfen doğru olması dedim.
SPOILER
Tam spoiler olmasa da yine de uyarı koyayım dedim. Hikaye tam gerçek değilmiş. Nasıl mı? Ödüllü bir kitaptan uyarlama. Ancak o kitabı yazan, öyküsünü; hani şu 2000'lerin başında Avrupa'nın göbeğinde Avusturya'da babaları tarafından 25 sene!!!!!! alıkonulan, dilimin demeye dahi varmadığı şeyleri yaşayan ve tüm bunlar olurken anneleri de alt katta olup bilen ancak bir şey yapmayan kız kardeşler vardı ya işte onlardan etkilenerek yazmış :(
SPOILER END
Bu da filmin ne kadar gerçeksi olduğunun en büyük kanıtı bence. Çocuk zaten bir olay. Aldı götürdü mahvetti beni. Çok fena oldum. Kız desen, zihnine, koruyucu kurgu dünya yaratımına ağzım açık kaldı. Kendinde senelerce her sabah delirmeden uyanmaya ve güne başlamaya güç bulmasına diyecek kelime bulamadım.
Kısacası eğer siz de benim gibi, illa ödül sezonunda adaylığı alan tüm filmleri izleyecem diyen manyaklardan değilseniz; ve hele ki çocuklarla bir bağınız varsa (anne, teyze vb. kontenjanından) izlemeyin derim. İyi bir film olsa da içinizi burkmayın :(

Wednesday, January 27, 2016

The Revenant..

Evet biraz fazla uzun, evet konu hep dönüp dolaşıp buzzz beyazlıklarda geçiyor, evet konu aslında liner bir çizgide ilerliyor, hiç sapmıyor, evet sadece birkaç ana karakter etrafında şekilleniyor ancak kesinlikle izlenmeyi hak ediyor!
Sadece o boz ayı sahnesi için bile!
Ve evet, Leo amca, yönetmenin onun için Altın Küre'de söylediği tüm sözleri sonuna kadar hak ediyor. Zira kamera resmen yüzüne yapışık bir şekilde o kadar saat nasıl böyle rol yapabilmiş hayret ediyorsunuz.
Hani o kişi gerçek olsa, sen yaşa biz seni çekecez deseler bu kadar gerçekçi davranamaz mutlaka yapmacıklığa bürünürdü, kayardı daha doğrusu. Ancak amcam resmen hiç falso vermiyor.
Resmen sen bizim Titanic'teki şapşik bu kadar büyüyüp böyle bir 'aktör' olacak deseler o zaman kesin inanmazdım. O kadar diyim.
Ve resmen öldürmeyen Allah öldürmüyor ve filmde de denildiği gibi, nefes alabildiğin sürece ümit var hep çapa göstermelisin!
Ve son kez evet ki, kesinlikle, tabii ki, en iyi erkek ödülünü hak etti, Oscar'ı da..

Bikutumutluluk Pijama Partisi kutusu..

Bir kutu bu kadar mı tatlı bu kadar mı sevimli bu kadar mı sempatik olur... Hani böyle soğuk kış günlerinde yastığınızı kucağınıza alıp sımsıkı sarılırsınız ya işte bu ayki BiKutuMutluluk kutusunu da alıp öyle sarılasınız geliyor.. tam yumoş yumoş yemelik..  (Hemen olaya dalıyorum :) )
Hele ki o göz bantı yok muuuu. delirdim geberdim hastası oldummmm.. o kadar yumoş. o kadar sevimli, o kadar şirin ki. Kesinlikle sadece uyurken takılmayı hak etmeyecek kadar güzel. Öyle ki ben şimdiden başka nasıl daha daha çok kullanabilirim, gündelik yaşantımda nasıl başka kullanım alanları yaratabilirim diye kafa patlatmaya başladım. Hiç olmadı kitap keyfi yaparken saç bandı gibi kullanabilirim diyorum ;) di mi ama neden olmasın.
Vee ikinci güzellik ise Geveze Çoraplar'ın ikinci koleksiyonundan tam da bana uygun kumral bir güzellikkk... Zaten pembe-mavi uyumu çizgilerle birleşince, benim gibi eğlenceli çorap manyağı biri olarak beni deli mutlu eden bir sürpriz olduğunu söylememe gerek yok sanırım ;) çok ama çoook sevdim, sevindim. Ve böylece sarışın geveze çorabımın artık yalnız olmadığını söylemem gerek yok sanırım ;) yaşasın çorap kardeşliği :) Ve sanırım bu ayın motto kartının da en ama en favorim arasına doğrudan girdiğini söylememe gerek yok. Çünkü en başta yazısı ile beni tam kalbimden yakaladı. Zira hepimiz için bizi mutlu eden minik güzelliklerin keyfine vararak mutlu olabilmek ve devam edebilecek gücü onlardan alabilmek esas amaç değil mi. Zaten pembiş rengi, deli güzel yazı karakteri ve minik yıldızları ile (ki pembeye en yakışan renk gri benim için) dehşet sevimliiiii... kalp kalp kalp...
Bu paralel de tabii ki söylemeye bile gerek yok ki; her çiziminin, tasarımının ve karakterinin delisi olan biri olarak BiKutuMutluluk tasarımı oyun kartlarına da, kartların herrrr birine de inanılmazzzz bayıldımmmmm. Bunların da oyunlardan öte insta karelerinde de kesinlikle yer almaya en ama ennnn baştan aday olduğunu söylememe de hiççç gerek yok ;) Çünkü çok mu çok tatlılar ve her yer aldıkları kareyi güzellikleriyle güzelleştirecekleri banko!!!
Bu arada hemen söylemek istiyorum; minik kremler inanılmaz güzel. Öyle ki geçtiğimiz hafta başka bir vesileyle o kremleri ve serumu denemiş ve inanılmaz memnu kalmış, çok beğenmiştim. O yüzden BiKutuMutluluk kutumdan da çıkınca deli sevindim. Kesin ama kesin hemen deneyin, hem serum hem krem çok ama çok güzellll..
Gelelim patlamış mısır lezzetine ;) Puantiye-sever biri olarak hele ki tam da patlamış mısırınızın bittiği gün bu musmutlu paketle karşılaşınca ağzımın kulaklarıma varmaması mümkün değildi :) Kutuların, paket bitse bile, hazır kişisel Oscar maratonumun yepyenisine başlamışken sinema gecelerime ortak olacağını da söylememe gerek yok korkarım ;)
Luzdemia sürprizi ise çok mu çoook güzel. Ancak benim açımdan azıcık da tehlikeli :) Neden derseniz; ilk gördüğümden beri çok beğendiğim, çok yaratıcı bulduğum bir fikir. Ve çok da sahip olmak istediğim bir minik mutluluk objesi. Fakat benim açımdan biraz fiyatı yüksek. Hoş tabii bir seferlik kolyeye ya da diğer ana parçaya sahip olduktan sonra ara ara istenilen miniklikler alınabilir, o zaman bir sıkıntı olmaz ama ben en azından şimdilik o ana eşiği aşamadım :) Bu açıdan  bakınca da ilk minikliğe sahip olmam bu eşiği atlamam açısından itici bir güç olabilir korkarım :) Hiç olmadı insta karelerimde erkenden rol alacağı da çok açık ;)
Veee bu ayın kutusunun en ama ennnn çılgın sürprizini en sona sakladım!
Öyle ki; dayanamayıp ilk günden instagram'da paylaştığım üzere: Bu ayın kutusunun benim için inanılmaz özel, inanılmaz mutluluk veren bir özelliği var kiiiiii. Çünkü @bimutludergi 'de ben de varı! O mutlu sayfalara misafir olmak o kadar ama o kadar güzel o kadar mutluluk verici ki anlatamam. O yüzden bu ayki kutum benim için mutluluk taşıyor... sonsuz teşekkürler iyi ki ama iyi ki varsınızzzz.. iyi ki hayatımdasınız hayatımızdasınız sizi seviyorummmmm...
Kısacası pijama partisi kutusu bu ay beni yine ekstra eksta mutlu etti..... kalp kalp kalppp....

Tuesday, January 26, 2016

The Martian..

Vallahi ne diyim ki ben şimdi. Film, tam da ismini gören birinin düşündüğü şekilde! Ne bir eksik ne bir fazla.. Şimdi spoiler da vermek istemiyorum ama nolucak bilmiyorum. Hadi nolur nolmaz notumu düşeyim:
SPOILER
İzlemeden ne düşünülür: Mars'ta geçiyordur, ee o zaman yakın bir gelecektedir, kesin bir sorun çıkar stres yaratılır. Ancak ABD bu boru değil, kesin mutlu biter. Ve işte her şey ama her şey tam da böyle oluyor. O klişe Amerikan 'geride kimseyi bırakma' olayı dibinee kadar vuku buluyor ayriyeten :) Ne mekan ne yıl ne gezegen tanıyor!
SPOILER SON
Ben şahsen Gravity'e ba-yıl-mış-tım ve üzerine tanımamıştım. O yüzden de interstellar'ı pek sevememiştim.
Kısacası o uzay-draması konseptini başlatan ve çıtasını da uzaya koyan! Gravity sonrasıkilerin ondan daha ötede olması beklentisi taşıyorum. Ve Martian da kesinlikle bunu karşılamadı!  Özellikle başlarındaki gün hesabında su stoku olayını gündeme getirip sonra da belli belirsiz üzeri geçilen ve açıklaması hiç yapılmayan (oysa ki en çok açıklama gerektiren) su mevzuu benim tüm film boyunca kafamın köşesinde durdu gitti! Ben de böyle detaylara takan ve gençliğinde 24 tecrübesi deneyimlemiş biri olarak çok rahatsız olurum. Ancak yepyeni bir türün son türevi olduğu için yine de bakın, çok beklentiye girmeyin yeter ;)

Monday, January 25, 2016

Mad Max: Fury Road..

Oooo la la la… hatta halaluyaaaa… diyip ayağı kalkıp ellerimi yukarı kaldırmak istiyorum! (3lü çektirirkenki stage one gibi!)
Zira öyle bir başladı, öyle bir gaz verdi, öyle bir hızla giriş yaptı ki son dakikaya kadar bu böyle devam etti. Özellikle ilk cümlelerim; şu elinde gitarıyla 200 km hızla giden araba! (demek ne kadar doğruysa) üzerinde delilerrrr gibi ama öyle böyle değil, delilerrr gibi metal yaparak giden adamı, onun dört bir tarafında savaş naraları atan (kelimenin tam anlamıyla!) manyaklar için geçerli!
Bana 2 şey düşündürttüler:

  • Nasıl bir zekanın, hayal gücünün ürünü ina-na-ma-dımmm.. erkek zihni olduğu kesin ama nasıl bir primitive, nasıl bir sadece yaşama ve yaşamak için öldürme güdüsü.. şaştım kaldım.. o zincirler, araçların şekli, makyaj, kostüm.. ama neler neler..
  • Kesinlikle aklıma şu son dönemin, ismi-lazım-değilleri geldi :( beni inanılmaz üzdü. gerçek olmaları çok korkutucu, ürkütücü :(

Filmin kurgu konusunda aklıma tabii ki tonla soru da düştü; yemek-içmek-wc konusu nasıl oluyor, bunlar olmadan nasıl o yollar kat ediliyor orasını anlamadım. Ancak filmin geneli bağlamında, arabaların bile yıllarca benzin almadan gidebilme sorunu çözüldüyse bu da bize izleyici olarak aktarılmasa da bir şekilde çözülmüştür diye düşünüyorum :)
Özellikle de hareket halindekileri geçtim, o sefalet içindeki halk nasıl o mutasyona uğramış yüz ve bedenleri ile susuz yaşayabilen insanlara dönüşmüş orası bayağı büyük bir soru işareti!
Ancak soru işaretlerini geçersek film çok orijinal, çok etkileyici ve heyecanlı. Kesin izleyin. Öyle ki ben sadece 'izlemiştim' diye ilk Mad Max'i hatırlamama rağmen hiçbir  sorun olmadan izledim. Zira olay bir disütopyanın kesiti niteliğinde. Öyle ağzınız beş karış izliyorsunuz. Şoktan şoka giriyorsunuz :)
Not: O korkunç adamın suratını o kadar ama o kadar korkunç yapmışlar ki resmen içim götürmedi, hiç bakamadım ://

Sunday, January 24, 2016

Brooklyn..

Ama bu film çoookkkk güzellll… o kızın dediği gibi a-aşık ol-dum ben! Filme, filmdeki aşka, daha doğrusu filmdeki çocuğun o saf aşkına, o saflığa, o naifliğe, o sadeliğe, biz de tam karşılığı olduğunu düşünmediğim anlamıyla o 'simplicity'e, o aşkın 'simplicity'liğine hasta oldummmm, aşıkkk oldum, bayılldımmmm..
Zaten bir dönem filmi olduğu için benim adıma 10-0 önde başladı film :) Ne zaman ki çocuk İtalyan olduğunu söyledi, işte o an benim için film başladı! :) işte o an filmin içine girebildim, işte o an film benim için başladı!
Tam ama tam benim istediğim gibi bir aşk, bir naiflik, daha postunu yazamadığım Aykut Oğut'ın Keşke Kadın Olsam kitabında ifade ettiği gibi kendinden ödün vermeyen, sadece yanına kendi yolunda eşlik edecek bir aşk, bir erkek isteyen, kendi ayakları üzerinde duran bir kadını anlatan bir öykü.
Evet itiraf ediyorum, bir erkeğin ya da şöyle demek daha doğru belki de bir erkeğin benim kadar çok bu filmden zevk alması pek mümkün değil ancak benim ve benim gibi kadınlar için süpppperrrr bir aşk filmi, harika bir aşk hikayesi...
Ve galiba ben o çocuğa aşık aldım :) Çokk tatlııı amaaa öyle değil miii… ben korkarım böyle sade, kendi halinde, zorlamadan gelişen ve olan böylesine tatlı aşk hikayelerini çok seviyorummmm ve mümkünse bir tanesini de kendime istiyorummm :)
İzleyin anacım izleyin ne tatlı aşklar olduğunu, olabildiğini. Kanımca en iyi film Oscar'ını alamaz ancak özellikle kadın hedef kitle cephesinde izlenmeyi kesinlikle hak ediyor ;)
Meraklısına: Kadının dönem kıyafetleri yıkılıyooooo, bayıldımmm. Çok tarz, çok sade, çok cool.. Bence şu an bile giyilebilecek kadar harikalar. Hırkalardan birer tane, ve 3 sahnede karşımıza çıkıp doya doya izlememize fırsat tanıyan o eteğe hasta oldummm.
Meraklısına 2: Sahnelerin birer resim kıvamındaki kurgulanışı inanılmaz estetik, inanılmaz güzel. Yeni tabiri caizse tam instagram'lık kareler niteliğinde. Hele ki o pötikareli masa örtüsü üzerindeki beyaz espresso fincanları ve mini kristal cam içindeki mumluk beni mahvetti… kalp kalp kalp...

Saturday, January 23, 2016

The Bridge of Spies..

Biraz fazla Amerikan propagandası olan ancak filmin iyi bir film olması nedeniyle fazla rahatsız etmeyen (ama rahatsızlık veren, sadece yoğun olmayan) bir gerçek yaşam hikayesi karşımızda.
Bu senenin Altın Küre listelerinde de olan ve şimdiden Oscar'ların güçlü rakiplerinden biri olarak görülen film, ikinci husus olarak ise fazlaaa uzun olması nedeniyle biraz rahatsız etti!
Çok fazla meraklandırmıyor ancak izlettiriyor, sonuna kadar sizi tutabiliyor. Fakat mesela genç bir Amerikalı öğrenci olayı var, büyük ihtimal gerçekte o kişi olduğu için konmak zorunda kalınmış ancak feci eğreti durmuş. Resmen konu olarak ortaya resmen atılmış. Çok muallakta kalmış. Şahsen ben ona karşı casus olma ihtimali üzerinde daha çok durdum, daha çok şüphelendim, bende daha çok şüphe uyandırdı, esas adamdan çok.
Esas adam demişken ya da yazmışken ( :) deermişim) onun ajan muhabbeti de çok havada kalmadı mı sizce de? Yani kabak gibi ajan olduğu gösteriliyor ancak bir Allah'ın kulu sorguda, hem de öyle soğuk bir dönemde hiçbir bilgi almaya çalışmıyor! Hayatta inandıramazlar! Vee bunu hukuk adına, kendilerinin üstün! olduğunu kanıtlamak adına yapacaklar! Peh peh peh..
Ancak ödül sezonun öne çıkan filmlerinden olduğu için nedeni başta olmak üzere, Tom amcanın da hayranlığına sahipseniz bi bakın derim ;)

Friday, January 22, 2016

The Big Short..

Evet anlamadığımız (eğer konunun ilgilisi değilseniz) birçok kelime ve mefhum var, evet bu durum bazılarına biraz fazla fazla geldiği için sıkıcı olarak da nitelendirilebilir ancak bence nasıl bir dünyada ve sistemin içerisinde yaşadığımızı görmek ve tabiri caizse gözümüzü açmamız için izlememiz ve izletmemiz gereken bir film.
Zaten biraz sabredip kelimeleri anlamlandırma takıntısından çıktığınız an o bilmediğiniz terimleri boş verip büyük resmi görmeye ve de filmden zevk almaya başlıyorsunuz.
Ayrıca benim için hep bu tip filmler ya da kitap vd. 'vay be amma zeki insanlar var şu dünyada' dedirtiyor, hayranlık uyandırıyor. Tabii öyle bir iq'ya sahip olmak da filmdeki gibi çok büyük bir sorumluluk getiriyor :( Zaten Brad Pitt'in canlandırdığı karakterin (evet o da oynuyor, bilmiyorsanız, benim gibi gözden kaçırdıysanız, cici bir sürpriz yapıyor, Garanti Bankası'nın eski genel müdürünün Ferrari’sini satması gibi bir yaşam süren Amerikan versiyonu gerçek hayattan bir kişi olarak); casino'da sarf ettiği ve resmen o kendimizi filmin ritmine kaptırıp heyecanlandığımız anda suratımıza kocaman bir tokat atarak altını çizdiği durum gibi :(
İzleyin a dostlar, 8 senede bu dünya nasıl toparlandı diye de düşünelim aa dostlar.. :/