Wednesday, May 18, 2016

Yogi Surprise May '16 Box..

İnanılmaz güzel bir kutuydu. Malaya aşık oldum, renkleri, taşları inanılmaz güzeldi. Bileklik ise şoke edici bir şekilde tam bileğime göre idi ve onun da taşlarına, renklerine hasta oldum. Hele aradaki rhinestone taşlı boncuklar süperdi.
Organik tatlı atıştırmalık ise çocukluğumuzun karamelli şekerlemelerinin aynısı idi. Resmen, yeğenlerle biz bayıldık.
Kısacası 2. kutum da parasını sonuna kadar hak etti. Tam ama tam istediğim ve beklediğim gibiydi.

 

Friday, May 06, 2016

OXV: The Frequencies..

Çok ama çok orijinal, bol kafa patlatmalı, hatta birkaç kez izlenmesi gerekli, başa alıp alıp durdurmalı izlenmesi gereken bir film. Ütopik ancak hiç olmayan/olmayacak şeyler anlatılmıyor. Geçmişte izlediğimiz o çok meşhur What the Bleep We Know? filmini çok andırıyor ve onla paralellikleri çok fazla. Ancak tamamen başka bir şekilde ve tek bir odak etrafında şekillenerek anlatıyor.
Son yüzde yetmiş beşine kadar iyi gitti ancak belki beynim yoruldu diye, belki geç vakit oldu diye, bilmiyorum, sonunu çok kavrayamadım ancak bir yere oturttum, orası ayrı.
Bu bağlamda anlamlardıramama-kavrayamama halim dolayısıyla, formasyon dersleri döneminde, sınıfımızdaki astronomi fakültesinden olan çocuğun paralel evreni, ışık hızını, zamanda yolculuğu, kara delikleri bize anlatmaya ne kadar uğraştığı, 5 yaş seviyesine indirmesine rağmen anlatımını bizim halen boş gözlerle, bir karış açık ağızla dinleyişimizi ve asla anlayamamızı hatırladım! :-)
Sonuç itibariyle, o filmi izlediyseniz, o tip konuları seviyor/ilgileniyorsanız ve eğer zihinsel etkilenmeler ve bilimsel atıflar ilginizi çekiyorsa kesin izleyin derim.
Ancak ful konsantrasyonla ve ilgi alanınıza giriyorsa izleyin derim. Ona göre ;)

Wednesday, May 04, 2016

Burnt..

Evet itiraf ediyorum filmi Bradley amca olduğu için seyrettik! Pişman mı olduk peki? Yok pek değil. Şöyle ki, çok kötü bir film değildi ancak muhteşem bir film de değildi. Daha başlamadan önce tahmin ettiğim gibi izlerken insanda tabii ki hemen mutfağa gidip aşçılık oynamak geliyor! Ancak onun dışında da korkarım pek bir şey yapmıyor. Şöyle sessiz sakin, çok fazla uzun olmayan, kolay anlaşılır, yakışıklı bir seyir izlemek isterseniz; bizim için olduğu gibi keyifli bir Cuma/Cumartesi akşamı seçeneği olabilir. Ancak benzer tonla örneğinden bir tık daha aşağıda olduğu da bir gerçek.

Sunday, May 01, 2016

The Dressmaker..

Kate Winslet varsa genelde filmleri beğeniyorum. O yüzden buna da pozitif yaklaştım. Ve çok aşık olmasam da beni haksız çıkarmadı. Öyle ki oyunculuğu, özellikle Kate'inki çok iyiydi. Kadın ne oynasa sonuna kadar delicesine hakkını veriyor resmen.
Film de aslında çok hüzünlü bir konuya sahip. İnsanın içine oturtuyor, orası ayrı.
Onun dışında da resmen tiyatro gibi bir film. Dekorlar, ortam feci tiyatro havasında, kokusunda. Bu bağlamda da özgün, orijinal bir film kanımca.
Sonuç itibariyle vaktiniz varsa izleyebilir, zamanınızı boşa da harcamış olmazsınız derim.

Saturday, April 30, 2016

Zootopia..

Son dönemlerde izlediğim en ama en güzel animasyondu! Şimdiden söylüyorum, önümüzdeki sene Oscar'larda kesin alır en iyi animasyonu, hiç olmadı aday olacağına çok eminim.
Bir kere hayvanlar, hayvanlar alemi üzerinden bizleri, biz insanları, birer sosyal hayvan olmamız bağlamında bir noktada biz "hayvanları" öyle güzel anlatmış ki ağzınız 5 karış açık izliyorsunuz.  Nerede ne zaman yakalarsınız bilmiyorum ama yakalar yakalamaz hemen izlemelisiniz. Şiddetle tavsiye.
Hele ki dünyanın böylesi karmaşık günlerinde öyle iyi geldi ki. Çocuklar o alt metni bizim okuduğumuz gibi okuyamayacak belki ancak şimdiden bilinç altlarına işler ve geleceği daha güzel şekillendirirler ümidini taşıdım.
Bunu düşünmek hem güzeldi, hem de böyle bir şeyin bizi o hayvanlar konumuna itenler tarafından düşünülüp filme aktarılması da fazla ironikti! O rahatsız etti ve çok üzdü ancak kim nasıl yaptıysa yapsın ortaya çıkmış olsun böyle bir şey demek de bir yerde yatıştırdı beni. Sonuçta olan oldu ve ne yazık ki elden bir şey gelmiyor.
Filme dönecek olursam, mesela başta tilki stereotipine direkt biz de düşüyoruz! Ebliyorsunuz.
Ayrıca sloan hayvanı üzerinden yavaş işleyen kağıtsal işlemler memurluğu olayyyyy
Hele son sahnedeki araba olayına bayılacaksınızzz
Yogacılar desen düş kop gülmekten bayılll
Resepsiyonist olayı ise çok ama çok iyi
Neyse daha tüyo vermeyim, acil gidin izleyin diyim ;)

Friday, April 29, 2016

Birchbox X Rifle Paper Co. Nisan kutusu..

Veee evet gelir gelmez, üç yıl ara verdiğim Birchbox'ı hemen denemek istedim. Aslında Mart için siparişimi vermiştim ancak geç kalmışım, Nisan'a atlamış. Ancak RifleCo ile özel kutulu versiyon olduğunu görünce deli sevindim. Çünkü geçen sene ilk yaptıklarında deli beğenmiş ve alamadım diye çok hayıflanmıştım. Kısmet bu kutuya imiş. Hatta kutulara!
Çünkü yine kod girmeyi kaçırmışım ve bana normal pembe kutudan yollamışlar. Hoş onun da tasarımı Rifle'ın ama ben sarıyı görünce aşık oldum! Ve sonradan onu da ve yeni üye olduğum için yine Rifle'ın 2'li not defterini de hediye ettiklerinde çıldırdım resmen!
Hele içindekilere gelince, bir kere tesadüfen iki kutudan da tamamen farklı eşleştirmeler çıkması çok iyi oldu. Bu vesileyle geniş bir yelpazeyi deneme şansım olacak.
Ayrıca doldurduğum profile uygun olarak çoğu organik ürünler çıkması çok mu çok iyi oldu.
İlk kutu:
Hacim verici sprey harbiden hacim veriyor, zira benim çok ince değildir saçlarım, normal bir kabarıklığı vardır. Duştan sonra hafif kuruttuktan sonra denedim. Üzerindeki yazıya uygun olarak sonrasında tam kurutma yaptım ve delicesine kabardı! İnce telli, soluk saçlar için süper derim.
Dr. Jart kontür kremi de güzeldi. Yağlı gibi gelse de sürerken, sonrasında o his hemen gitti ve cildim hiç kuruluk hissetmedi.
Marcelle yüz temizleme de güzeldi. Geçenlerde Lilakutu'da yıkama gerektirmeyen yüz temizleme çok aramış ama bi tek Absolute'un bulmuştum. Bu ondan daha iyiydi, kokusuz hemen temizleyen ve kurutmayan bir cins.
Tocca, ne zamandır çok merak ettiğim bir markaydı. El kreminin denk gelmesine çok sevindim.
Ve öncelikle kokusu ile sonra yumuşaklığı ile çok mu çok beğendirdi kendini bana.
Laura Geller allık ise organik olmamasına karşın çok iyi çıktı. Belki de denk gelen renktendir. Ben önce kullanmadım ama ablam öylesine ayak üstü parmağıyla denemesine rağmen inanılmaz güzel oldu. Tüm gün de kalıcıydı ve beyaz tenlidir bu arada, çok doğal, resmen tam sun kissed durdu! Sonra ben de denedim ve tamamen aynı şekilde memnun etti. Çok beğendim.
İkinci kutu:
‌Tocca'nın en çok denemek istediğim bir diğer ürünü olan bir parfüm tester'ını da ikinci kutuda bulmak çok iyiydi. Bin şükür. Ancak kokusu güzel olmasına, en sevdiğim çiçeklerden harmanlanmış olmasına rağmen biraz ağır geldi! Öyle doya doya sürme, koklama hissi uyandırmadı ben de. Buna hayıflandım! Onu da diyim ;)
Ve bir lipbalm manyağı olarak hele ki Burts Bee'nin, hele ki hafif tintli bir çeşidini bulmak çok süper oldu. Harbiden belli belirsiz bir renk veriyor. Daha doğrusu kendi dudak rengini biraz daha belirginleştiriyor o kadar. Rengine aldanmayın vampire dudak yapmıyor :) kokusu da hiç yok gibi bişi. Artık bizde de çok kolay bulunduğu için alınabilecek bir seçenek olarak not alabilirsiniz derim. Ancak ben halen şu alttan tırtıklı açılmalı dudak koruyucu kaplarına gıcık olduğum için Veleda tipi olanları tercih ediyorum, sırf bu sebepten orası ayrı!
Göz farının da tek kullandığım, kullanabildiğim grinin iki tonunda! ( :-) ) olması iyi, organik olmaması kötü oldu. Daha kullanmadım, tam bitene kadar kullanır mıyım şüpheliyim fakat denerim. Ben deneyene kadar ablam denedi ve harbiden çok hoş oldu. Azıcık, parmağıyla sürmesine rağmen çok tatlı, ışıltılı bir renk kattı, bayıldık!
Diğer iki ürün olan saç bakım kremi ve yüz maskesini ise deneyemedim henüz ancak şimdiden organik içerikleri ile benden olumlu puan aldı diyebilirim.
Kısacası 3 yıllık aradan sonra Birchbox ile tam istediğim bir başlangıç yaptım diyebilirim.

Thursday, April 28, 2016

The First Monday in May..

Şaka gibi ama yıllar önce aynı İstanbul zamanlarındaki gibi, bu filmi, tesadüfen katıldığım bir sinema salonunun ön gösterim yarışması sayesinde izledim! Belki bilen biliyordur ancak ben, her ne kadar işin içinde de olsam böyle bir belgeselin gelecek olduğunu bilmiyordum! Utanarak söylüyorum, orası gerçek. Fakat öyle güzel bir belgesel film çıktı ki anlatamam.
Hele ki resmen tez döneminde, kırmızı halı bölümünü hazırlarken resimlerine baktığım sahnelerin gerçek videolarını görmek, nasıl hazırlandığını izlemek inanılmaz keyifliydi!
Anna Wintour'a dair atıflar ise inanılmaz eğlenceliydi. Tüm sinema, ona o alttan alta sokulan lafları anlayıp anlayıp bastık kahkahayı! Kadın, öyle bir kadın nasıl izin vermiş şaştım kaldım. Helal olsun vallahi.
Eğer bir modasever iseniz, hele ki işin içindeyseniz kesinlikle kaçırmayın derim. Hatta organizasyon işindeyseniz, o çok dediğimiz 'el alem nasıl organizasyonlar yapıyor, kusursuz tıkır tıkır işliyor' lafının aslında ne kadar uzun ve incelikle hazırlanmış inanılmaz bir "organizasyon" ve "organize (kelimenin tam anlamıyla!) işler" ürünü olduğunu görmemiz, görmeniz için biçilmiş kaftan. Çok iyi bir örnek.
Yabancı belgeselleri hayranlıkla izliyor, modayı arka bahçesi ile de takip ediyor, müze-sergi olaylarını da seviyorsanız da çok iyi örnek izleyeceksiniz, benden söylemesi ;)

Monday, April 11, 2016

Kocan Kadar Konuş: Diriliş..

Sanırım hemen baştan söyleyeyim; çok fantastik olmuş! Ne yazık ki :( İlk filmdeki kadar keyifli ve orijinal değil, aynı tip espriler üzerinde dönmekten uzaklaşamamış ve ne yazık ki o devam filmi hezimetinin kucağına düşmüş.
Öyle ki baba-kız ilişkisi tam bir Amerikanvari halde verilmiş, Türk kültürüne uzak kalmış (mutlaka benzeri vardır ancak filmlere konu olacak kadar genele yayılabilecek olduğunu hiç sanmıyorum!), artı damadımızın durumu, fantastik dememin kaynağını oluşturuyor! Zira yok öyle bir erkek! Mümkün değil! Beyaz atlı prens bile daha olabilir duruyor yanında! O kadar diyim. Zaten adam sadece yakışıklılığı ile oraya konmuş, hiçbir rol yapmasını gerektirecek ortama sokulmamış, resmen süs bitkisi kıvamında ortaya konmuş!
Ezgi Mola müthiş oynamış tabii ki, tam bir yerli Bridget yenge olmuş. Helal olsun ona diyecek lafım yok, ancak olay ne yazık ki, ikinci bir film için tek başına kotarmaya yetmiyor.
Ancak hep dediğim gibi, ilkini izlediyseniz mecbur bakacaksınız ancak çok bişi beklemeyin derim. Hiç olmadı kız kıza bir gecede araya serpiştirin yeter.
Bir de İzmirli kızlarla alınıp verilmeyen nedir anlamadım gitti, kıskançlık resmen, yuh artık, düşün yakamızdan..

Saturday, April 09, 2016

The Hunger Games: Mockingjay, Part 2..

Bir önceki bölüm için (ilk film için değil) söylediklerim bir derece daha azalarak (negatif beğeni anlamında) bu filmde de vuku buldu, onu üzülerek baştan söyleyeyim a dostlar. Zira iş iyice zıvanadan çıkıp para kazanmak için çekilmiş, hatta yalap şap çekilmiş bir film çıkmış ortaya! Çok acı, çok yazık. Çok yapay, çok zorlama geldi. İlişkiler, diyaloglar çok sıradan, çok kötü! Sahneler, aynı son Star Wars postum için de yazdığım gibi, platolarda çekilmiş olduğu çok belli! Kanımca kitaptaki durumlar (okumamış olmama rağmen) çok ama çok fazla basitleştirilmiş gibi hissettirdi kendini. Çok sıkıldım, bitsin bu işkence kurtulalım artık dedim durdum. Çok yazık etmişler kanımca. Keşke az daha uğraşsalardı, para için bir önceki bölümden ayırmamış olsalardı belki böyle olmazdı.
Öyle veya böyle seriyi izlemişseniz eli mahkum, sona geldik eksik kalmasın diye izleyeceksinizdir zaten ama şimdiden bilin hoşlaşmayacaksınız :( Seriyi bilmiyorsanız da ilk filmi izleyin, gerisini boş verin, olmadı sırf kitaplardan devam edin derim.

Thursday, April 07, 2016

Star Wars: The Force Awakens..

Baştan söyleyeyim; ben bir Star Wars hayranı diyilim. Hatta izleyicisi de değilim, çünkü sanırım 3-4'ten fazla değildir izlediğim filmi, tüm serinin. Ve hayranları kızabilir ancak ben yine sevemedim :( oysaki sevmek ve o klanın içine girmek isterdim, objeleri çok beğeniyorum ve onları almak isterdim ancak yine olmadı be gülüm.
Esprilerine gülemedim, yapım çok yapay geldi, stüdyoda çekildiği, bilgisayarla yapıldığı çok hissettirdi kendine, ya da en azından bana. O yüzden de bir türlü içine giremedim, beni içine alamadı, kaptırıp gidemedim bir türlü. Dolayısıyla da evet çok üzgünüm ama çok sıkıldım, hadi bitsin oldum.
Oyunculuğu da çok beğenmedim, hatta hiç. Evet belki ben kim oluyorum da beğenmiyorum ancak kişisel fikrim bu. Mesela o Girls'teki çocuk hiç olmamış. Sürekli kafamda "menajeri amma uğraşıp böyle bir prodüksiyona sokmayı becermiş" diyip durdum, yani muhteşem oyunculuğundan değil 'its all about relationships' muhabbettinden girdiği çok belli geldi bana.
Kısacası, daha da batırıp hayranlarını üzmeden bitireyim, eğer hayranıysanız zaten şimdiden yüz kez izlemişsinizdir. Yok değilseniz ve daha önce az çok izleyip öyle çok hoşlaşmamışsanız da vaktiniz yoksa direkt pas geçin derim!

Tuesday, April 05, 2016

What Happened To Miss Simone?..

Her sene numelik bir örneği olan ve son dönemde de geçen Oscarlarda Selma ile başlayıp bu sene Straight Outta Compton ile de bayağı bir yüklenilen, bu paralelde de güncel yaşamda acı örneklerini görmeye de tam gaz! devam ettiğini gördüğümüz ırkçılık olaylarını anlatan oldukça çarpıcı bir gerçek yaşam hikayesi ile karşı karşıyayız. Utanarak itiraf ediyorum ki Miss Simone'u bilmiyordum, belki caz dinlemediğim içindir ancak yine de hayıflandım. Çünkü gerçekten çok acı bir yaşamı olmuş ve buna rağmen çok güçlü kalmış bir kadının hikayesi söz konusu.
Hem toplumsal baskı, hem erkek şiddeti derken kadının yaptıklarına çok da kızamıyor insan, çünkü normal kalması mümkün değil. Ne diyim; bir belgesel olarak böyle bir yaşamın farkındalığına ulaşmak için izleyin derim, özellikle de kadının sonlara doğru ifade bulan 'ne toplumsal hareketi! öyle bir şey yok ki devam edeyim' cümlesi çok acı, çok vurucu..

Sunday, April 03, 2016

Anomalisa..

Bir animasyon ancak bir film için bile çok farklı bir yapıya sahip bir yapım olarak inanılmaz orijinal, çok enteresan, çok ama çok değişik bir konu! Hali hazırda Being John Malkovich, Adaptation ve Spotless Mind dersem, bunların yönetmeninin son filmi dersem nasıl bir şeyden bahsettiğimi, nasıl bir garipliğin söz konusu olduğunu tahmin edersiniz, korkarım! Hele ki Adaptation'ı bilen bilir, ya çok sevmişsinizdir ki ben bu gruptandım, ya da çok fena nefret etmişsinizdir. O yüzden belki de bu film için de öyle bir ayrım söz konusu olacak ve izleyenler çok sevenler ile hiç beğenmeyenler olarak ayrılacak gibi geliyor.
Diğer yandan film, inanılmaz bir animasyon, sanırım stop motion denen tekniğin muazzam emeğini taşıyor. Nasıl yapmışlar, nasıl o minik detayları dahi atlamamışlar hayret ediyor, ağzınız bir karış açık kalıyor. Zira benim öyle oldu. Öyle ki zaten normal bir film gibi akıcı işleyen ve kafa yormayı gerektiren bir senaryosu var, onu bir yandan anlamaya, anlamlandırmaya çalışırken; bir yandan da ister istemez abi nasıl yapmışlar, nasıl oldurmuşlar diye de hayret etmeden, bi durup incelemeden, daha detaylı bir gözle irdelemeden duramıyorsunuz. Ya da benim için yine öyle oldu, çünkü gerçekten takdire şayan buldum.
Film olarak da karakterler, nitelikleri o kadar özgün ve o kadar gerçekçi ki. Herkesin bildiği, yaşamda var olan (hatta çokça olan) ancak kanımca filmlerde çok da yer almayan, dikkate değer kılınmayan kişiler, yaşamlar o kadar güzel gözlemlenmiş olarak ayrıntılarıyla filme yansıtılmış ki ben o açıdan da çok takdir ettim.
Kısacası amcan yine yeni yeniden nasıl böyle orijinal bir fikir bulmuş ve onu nasıl böyle orijinal bir şekilde somutlaştırmış hayret ettim ve evet ben çok beğendim. Tam bir anormal film olmuş!

Friday, April 01, 2016

When Marnie Was Here..

Korkarım Japonların da bazı senaryoları kaleme alırken içlerine Yeşilçam ruhu kaçıyor! İş öyle olunca da Türk filmine bağlıyorlar. Ancak olay bir anime olarak hayat bulunca, karakterler de çocuk ağırlıklı oluverince ister istemez o ağırlık kırılıyor ve hafifliyor. Böylece de keyifli bir izlence çıkıyor, ortaya.
Çok abarık olmadıkça Uzakdoğu, Japon, Kore vb. filmlerini, animelerini severim. Ve korkarım bu filmi de o kategoriye sokabilirim. Zira kendi çapında, sessiz sakin, çizimleri keyifli, konusu film gibi, hoş biraz bir nokta bayağı bir düğüm olup anlaması zorlaşsa da keyifle, meraklanarak izledim.
Tabii Oscar konusunda InsideOut çok çıtayı yukarılarda tuttuğu için hiç şansı yoktu, orası ayrı. Ancak şöyle Pazar akşamı sakin sakin izlenebilecek, hatta hikaye kitabı okur gibi bir seremoniyle çizimleri seyreyleyeceğiniz bir anime tercihi olabilir, rahatlıkla. Sonuçta bir film gibi acayip uğraşılmış, emek verilmiş, bu da özeni, ilgiyi hak ediyor.

Friday, March 11, 2016

Düşler Kulesi / Jamil Nasır..

Çok ama çoook enteresan, garip, fazlasıyla fütüristik bir ütopya ya da sanırım disütopya hikayesi var karşınızda.
Kitabı vakti zamanında reklamcılık dersimde duymuştum, sonrasında çokça da adını övgülerle hocalarımızdan işitmiştim. Ancak yüksek lisans dönemimde almama rağmen bir türlü okuyamamıştım. Kısmet bugüneymiş diyim :)
Okuması biraz zor, içine girmesi biraz zorlayan ancak garip bir şekilde içine girince yine garip (ama harbiden garip) bir merak uyandıran, meraklandıran ve girdap gibi (aynı hikayenin kendisi gibi!) sizi içine çekiyor, sonuna değin sürüklüyor. Fakat bitirince (belki de bana öyle olmuştur, onu bilemiyorum, emin olamam) güzeldi-çirkindi, beğendim-beğenmedim diye bir duygu yaratmıyor! Sadece 'bitti' oluyor!, tabiri caize sizi mal gibi bırakıyor, öyle kala kalıyorsunuz!
Yok ben öyle kitaplara gelemem diyorsanız karar sizin, ancak çok farklı, olabilitesi olmayacak kadar inanılmaz olmayan! (burası da çok acı, orası ayrı) bir gelecek, hatta yakın gelecek hikayesi okumak isterseniz, hem de Ortadoğu'da geçen! bir okuyun derim.
Zaten ütopya severseniz, hele ki kara ütopya hayranı iseniz, reklamcılık bölümünde, hatta iletişim fakültesinde iseniz de kesinlikle okumalısınız derim.
Sonuç da çok kült bir eser ve yazarın biyografisini okursanız da hayran kalmamak elde değil. O açıdan da dikkate değer bir kitap, orası da ayrı.

Wednesday, March 09, 2016

Evrenden Torpilim Var.. Keşke Kadın Olsam.. / Aykut Oğut..

Evrenden Torpilim Var ile oldukça bilinen bir yazar olan Aykut Oğut ve devamında yazdığı kitabı Keşke Kadın Olsam'ı arka arkaya okuduğum için aynı posta toplayabilirim gibi geldi. İkincisi önce hediye gelse de, ilkinden başladım, zira adını ilk çıktığı yıldan beri çokça duymuş ve fırsat bulamamıştım. Arka arkaya okuduğumda da birbirini az çok tamamlayan ve karşılıklı atıflarla iyi bir birliktelik kurduğunu gördüm.
Bu bağlamda her ikisinin de Amerikalı öncüllerine çok güzel bir benzerlik taşıyan, onlar gibi oldukça yalın, kolay okunur, rahat anlaşılır, uygulaması basit madde madde kurallar ortaya koyan ve dolayısıyla gündelik yaşama uyarlanabilitesi olan, akılda kalıcı püf noktaları-ilkeler-kurallar-to do'lar veren birer kitap olmuş.
Hatta gördüğüm, gözlemlediğim kadar kişisel gelişim kitaplarının anası-kraliçesi Louise Hay'nin, çok rahat bir şekilde söyleyebilirim ki, Türkçe muadili olmuş bence, yazarımız.
Bu nedenle, eğer türün severi iseniz bence Türkçe okuyabileceğiniz iyi birer örnek var karşınızda, kanımca.

Monday, March 07, 2016

The Look of Silence..

Önce, böyle bir olayı bugüne, bu yaşıma değin bilmediğim için beni çok ama çok utandıran; sonra da o olayın vahşeti karşısında insanlığımdan utandım. Hem de ne utanma! Öyle böyle değil. Gözlerimi paso kapadım, elimi ağzımdan hiç çekemedim, bir karış açık ağızla hayretimin utançlığı içinde izledim. İnanamadım inanamadım bir daha inanamadım. Şoke oldum, dumur oldum.
Olayın, hem de böylesi yakın dönemde geçen bir olayın o akıl almaz kötülüğünü, gereği olmadığı için öyle bir sadelik içinde sunup böylesi bir vuruculuk yarattığı için yönetmeni delicesine alkışlıyorum. Zaten siz de sonrasında wiki'den bakarsanız Harvard'la başlayan eğitiminde ne burslar, ne ödüller, St. Martin ve Westminister yılları.. neler neler var. Ve bence sonuna değin de hak ediyor.
Zira onun sayesinde ve yine sinema sayesinde hiç bilmediğim bir dönem hakkında bilgim oldu. Yönetmenin bir önceki filmi de aynı dönemi işliyormuş ve geçen sene ödül döneminde de adını duyduğum ancak bulamadığım için o dönem izleyemediğim, sonra da geçip giden ve kalan filmi The Act of Killing de yeniden listeme girdi.
Propagandanın, yanlış yönlendirmenin, görev dürtüsünün!, ABD'nin nelere kadir olduğunun çok ama çok çarpıcı bir örneği olan bu dramın müthiş belgeselini şiddetle öneriyorum. İnsanların nasıl gülerek ve sıfır ötesi vicdan azabı duymaksızın neler yapabileceğini görün! İzleyin, izlettirin..

Friday, March 04, 2016

Straight Outta Compton..

Film 60larda geçiyor (hoş Selma 40larda geçiyordu!) ve biz bu filmi 2016'da izliyoruz, izliyoruz da noluyor; hiçbir şeyin değişmediğini, filmi izler gibi gerçekte de her şeyi sadece izleyebildiğimizi, o kadar sene, o kadar olay, o kadar haksızlık, o kadar acıdan sonra hiçbir şeyin değişmediğini utançla seyreyliyoruz!
Konunun gerçekliği ve çarpıcılığı bir yana film olarak bence çok iyi. Bir kere o kadar olayı, o kadar arada yıl olmasına rağmen, resmen tereyağından kıl çeker gibi, tam tabiriyle so smooth bir şekilde, resmen akar gibi, su gibi, kayar gibi, her nasıl tasviri doğruysa o şekilde, o kadar iyi bir şekilde bağlantıyı asla koparmadan, o kadar pürüzsüz akıcılıkta kurgulanmış olarak sunuyor ki şaştım kaldık. Kurguda, editing'de aday mı bilmiyorum ama kesin olmalıydı ve kesinlikle almalıydı.
Diğer yandan, bir rap dinleyicisi olmasam da, tek yakınlığım şöyle idi ki: vakti zamanında ilk çıktığında, sanırım o ilk şarkısıydı, Eminem'in o ilk şarkısını ezbere biliyordum, teee orta okulda falandır korkarım :) Böyle olmasına rağmen bir şekilde isimlerini bildiğim o baba rapçilerin aslında aynı kaynaktan çıktığını, temelde Dr Dre bağlantılı olduklarını, nerelere nerelerden geldiklerini gösterdiği için de filmi çok sevdim.
O müzikleri, onları öyle yerli yerinde kullanması; karakterlerin, o tepkilerini dışa vurma şekillerini bir filmde bu kadar iyi yansıtabilmek, hadi kalkın tepkimizi biz de verelim gazını, adrenalini bizde dahi yaratacak kadar izlerken heyecanlandırabilecek bir etki yaratabilmesi bana çok çarpıcı geldi, helal olsun dedirtti.
İzleyin derim, tarihin ne kadar çok tekerrürden ibaret olduğunu böylesi güzel bir filmle bir kez daha görün derim.

Wednesday, March 02, 2016

Theeb.. // Wolf..

Sonrasında öğrendiğim üzere, amatör aktörlerce oynanmış, çok naif, çok dokunaklı, düşündürücü ve film bittikten sonra ağzım beş karış açık kalarak fark ettiğim gibi içerisinde hiç ama hiç kadın olmayan! bir film! Referans olarak verilen kadına dair toplam! sadece iki kelime var! O da biri kum saati el hareketi üzerinden kadın bedenine yapılan ima! Diğeri de "bizi dinlemezsen seni annemlerin oraya yollarım!" şeklinde, kadın tarafını sürgün diyarı gibi ima eden ifade!
Neyse ben bu mevzuyu böylece ortaya bırakıp ilerliyorum, zira yazmakla bitmez!
Çocuk oyuncu çok tatlı, çok iyi, süper oynamış bir karakter. Çol seviyor, koruyup kollayasınız geliyor, o kadar yani. Film de tam bir Ortadoğu festival filmi. Erkekler diyarında, 1916 senesinde geçen, bol Osmanlı göndermesi içeren bir aile, kardeşlik ilişkisi üzerinden hayatta kalma mücadelesine evrinen konusuyla sizi kısa sürede içine alan ve çok da sıkmadan 1,5 saatte biten bir film.
Spoiler vermeden ifade etmem gerekirse de sonu itibariyle çok beklenmedik olan bir film! İzleyin derim, sonuçta bambaşka bir kültürün, ülkesi bize yakın olsa da, bir hikayesi ve Ürdün'ün ilk adaylığı.
Meraklısına: SPOILER... Bence çocuk dönmedi evine ve o adam gibi oldu, onun gibi olma yolunda yoluna koyuldu! :((( SPOILER END...

Tuesday, March 01, 2016

OhHelloFriend grab bag..

Öncelikle Oh Hello Friend çok tatlı bir el işi / kırtasiye / kendin yap vb. malzeme, ürün sitesi / internet dükkanı. En güzeli de uluslararası kargosu olan ve abarık bir fiyat da vermeyen bir site.
Çok güzel kartları, kalemleri, washi bantları, craft süslemeleri, mühürleri, ataçları vb. bilumum kırtasiye ürünü, masa üstü süslemesi, hatta çok zarif ve orijinal takıları bile var. Amerika'daki mağazalarında da sürekli, mektup yazma, süsleme! aktiviteleri düzenleyen bir dükkan.
Bu bağlamda da yılda bir kere Grab Bag adını verdikleri bir kutu hazırlıyorlar. Her bir kutuya sahip oldukları ürünlerden bir karma yapıp, sanırım 10-12 tane falan irili ufaklı, her kutuda şansınıza ne çıkarsa konsepti doğrultusunda ürünlerinden yerleştirip yolluyorlar. Aslında fiyatı uygun ancak bize gelişine, üstüne uluslararası kargo da eklendiği için biraz tuzlu oluyor.
Ancak benim gibi kırtasiye manyağı iseniz ve yılda bir kere olduğu için ve tabii ki sitenin ürünlerini beğeniyor, tarzınıza uygun buluyorsanız deneyebilirsiniz diyim.
Bir de küçük bir not, satışa çıkar çıkmaz erken alanlardan olabilirseniz sanırım daha iyi seçenekler denk geliyor, aklınızda olsun ;)
Fikir olması açısından alta, geçen seneki kutumdan çıkanları da ekliyorum ;)
Meraklısına: https://www.ohhellofriend.com/