Friday, September 23, 2016

By The Sea..

Aslında çok önce izlemiştim ancak post'unu yazmak tam da bu günlere kısmetmiş! Ne diyelim, haklarında hayırlısı olsun be gülüm..
Filme gelirsek de ne yazık ki o da pek iç acıcı değildi! Öyle ki sürekli bir 'ha şimdi bişi olacak, ha şimdi şu açıklığa kavuşacak' dedirtti durdu ancak sonuç nafile oldu! Özellikle kadın karakterin durumunun sebebi hep muallakta kaldı, senaristçe açıklığa kavuşturulduğu (bir noktada!) düşünülmüş olsa da bence yeterli olmadı, olamadı. Çok daha yere basan bi sebep bilme arzum tatminsiz kaldı. Orası öyle olunca da çiftimizin merak mefhumları! 'nın sebebi / altında yatan, aranan neden-motiv de havada kaldı durdu öööylece!
Kısacası, öylesine çekilmiş, benim için bi manası olmayan, bi mana çıkaramadığım bir film oldu! Ay bişi değil, olan o güzel otel manzarasına oldu. İçim gitti o güzelliğe. Kadın onun tadını bile şöyle huzurla çıkarmadı, çıkaramadı, bize de çıkarttırmadı! :)

Thursday, September 22, 2016

Angry Birds..

Ben oldum olası bu kızgın kuş veletlerini çok mu çok severim, o dehşet sade özlerine rağmen inanılmaz keyifli, eğlenceli bulurum. Filmleri olunca gayet başarılı bir çapraz pazarlama takdiği olarak değerlendirdim, hatta geç kalınmış buldum, nedense de hep bi filmi varmış gibi düşünüyodum, neden bilmiyorum, devam filmi falan zannettim, o kadar diyim!
Neyse çok uzattım! Film çok keyifliydi. Bayağı eğlendik. Özellikle 5 yaşındaki yeğenim bayıldı! Çok güldü, çok keyif aldı. Dory postumda da belirtiğim gibi, dakka başı dönüp bu filme getirdiğiniz için çok teşekkür ederim dedi durdu! Sonuna kadar da ilgisi azalmadan izledi.
Benim için de bi adult olarak gayet keyifliydi. Özellikle anger management, yoga, spiritual terapi, kafeler, nursery gibi detaylar inanılmaz keyifli geldi. Çok eğlendim ve çok beğendim.
Hele o, Poyraz Karayel'deki Koca Kafa tipli, bütük siyah kuş 'Bomb' bi harikaydı kanımca. Pek sevdim keratayı :)
Ayrıca senaryo olarak da, bir oyundan uyarlanmış olmasına rağmen hiç öyle zorlama gelmedi, Finding Dory'deki gibi! Ki o bir devam filmi olmasına rağmen. Gayet güzel bi şekilde şekillendirilmiş, kotarılmıştı kanaatimce. Ve tabii ki devamı da gelebilecek şekilde ;)
Kısacası çok fazla, abartı bi beklentiye girmeden eğlenceli bi animasyon için iyi bir seçenek derim.

Wednesday, September 21, 2016

My Big Fat Greek Wedding 2..

Evet üzülerek bildiriyorum ki, çok kötüydü! Oysa ki çok büyük heyecan duymuş, yine keyifli bir 'kendini iyi hisset' filmi izleyeceğim demiştim. İlk filmde bizim kültürümüzden izler görüp onlar gibi yakınlık duyacağımız espriler izleriz diye ümit de etmiştim ancak onlar da boşa çıktı. Zira elle tutulur bi tane bile espiri yoktu!
Konu dersen inanılmazzzz zorlamaydı. Ben hayatımda bu kadar zorla bir senaryo görmedim. Ondan da öte oyunculuk da dehşet kötüydü! Yakışıklı jönümüz az biraz uğraşsa da öbür oyunculuklar o kadar yapay, zorlama ve kötü idi ki, o ne yaparsa yapsın boşa gitti. Özellikle kadın bu sefer olaya o kadar yabancı kalmış, o kadar uyumsuz olmuş ki anlatamam. Acayip rahatsız ettiği, her yaptığı, o kadar diyim.
İlkinin devamı diye izlemek isterseniz bakın ama devama dair bile hiçbir şey kaçırmış olmayacaksınız, o kadar yani!

Tuesday, September 20, 2016

Intern..

image-8
Hani klasik kendini iyi hisset sıfatlı filmler vardır ya, ahanda son örneklerinden biri karşınızda! Zira ben de tam öyle bir ruh halindeyken izlediydim ve beklediğimi de buldum fazlasıyla.
Konu az biraz klasiğe yalpalamış olsa da, asıl çağcıl girişini takiben, öyle veya böyle yolundan çıkmadan bizi karşı kıyıya geçirmeyi başardı kanaatimce. Ancak o en baba esprilerini ilk yarının ortalarına doğru tüketti. Buna rağmen genç/yaşlı güncel masa düzeni detayları, yaşlıdan alınma delikanlı aşk tavsileri vb esprileri gerçekten çok keyifliydi. Tam yerinde ve tam kıyamında bir şekilde, beni bayağı güldürdü, keyiflendirdi.
Şaka bi yana sırf onları görmeniz için, kendi dönüştüğümüz halimize gülmek için bile izleyebilirsiniz derim ;)

Monday, September 19, 2016

Zaman Makinesi / H.G. Wells..

Tam da ismine yakışır bir şekilde, resmen yıllar arasında oradan oraya seyahat eden bir kitap oldu benim için! Öyle ki 2005'te aldığımdan beri sıra bekledi durdu. Tam boş kalıp elimdeki günceller bitince başladım ve bayağı kendimi kaptırmıştım ki, sonuna beş kala bi anda uzaklara yol görününce 5 ay ara vermek zorunda kaldım! Ancak tekrar elime alır almaz da o gece bitirdim.
Ve ilk cümlesinden son cümlesine değin aklıma mıhlanan soru, 1895 tarihli bir kitap olarak, nasıl bir hayalgücü, nasıl bir yaratıcı zihin, nasıl bir öngörü yeteneğidir ki böyle bir eser ortaya konabilir?! oldu. Öylesine geçmiş bir dönemde böylesine uzak bir geleceğe dair, hem de bu kadar ayakları yere basan, kanımca olabilitesi çok yüksek bir uzak gelecek resmi çizilmiş ki şaşıp kalıyorsunuz.
Zaten bir klasik olmuş ve dünyaca ünlü bir yazarın kaleminden/zihninden çıkmış olması noktasında benim yorum yapmama ve tavsiye etmeme gerek bile yok. Öyle ki ki böylesi orijinal bir klasiği bir çırpıda okuyacağınızı çok rahat söylüyorum, ve tabii ki şiddetle öneriyorum.

Friday, September 16, 2016

Finding Dory..

İlk filmi izlediğimde üniversitede idim ve sinemada kaçırınca VCD'den izlemiştim! Ne kadar zaman geçtiğini ve ne kadar yaşlandığımı varın siz hesap edin! Ve şimdi devam filmini ise bir teyze olarak! yeğenlerim ve ablamla izledim, sinemada.
Zaten o zaman da en çok Dory'i sevmiş, bir balık burcu olarak, balık hafızası esprisine oldum olası maruz kalmış olma kontenjanından kendisine kanım pek kaynamıştı. Hem tipine, hem sesine, hele ki ilk filmdeki o balinalarla sözde konuşma sesine hasta olmuştum. Yıllar sonra bile, yeğenime izlettirdikten sonra paso aramızda taklidini yapar olmuştuk.
O yüzden aslına bakarsanız, Dory-sever tek ben olmasam gerek tezi bağlamında bir devam filminin gelmesi hiç de sürpriz olmadı. Asıl sürpriz, bu kadar ama öyle böyle değil, buuuu kadar uzun bir zaman sonra gelmiş olması oldu, kanımca.
Onun için iyi oldu, güzel oldu ancak keşke daha iyi olaydı be gülüm!
Neden mi? Çünkü çok silik geldi! Neden bilmiyorum ama çok daha canlı çok daha heyecanlı -tabiri caizse-, bekliyordum ben korkarım. Evet espriler iyiydi, yerindeydi, ince düşünülmüştü.
Ancak hani onca sene ince ince bunlar not alınmış, kenara konmuş konmuş bekletilmiş, birikince de hadi film yapalım denmiş gibi geldi! Çok garip ama bana böyle hissettirdi. Bir de ee bunca espriyi nasıl bir arada kullanırız diyerekten, sonradan senaryo onlara uygun kotarılmış gibi geldi! Hani elbise vücuda değil, vücut elbiseye uydurulmuş gibi! Ee durum böyle olunca de haliyle defosu fazla olmuş gibi geldi bana.
Bu kapsamda özellikle de konu fazlasıyla dolanbaçlandırılmıştı. Süre uzatılsın diye sürekli bir dönemece girilmiş, uzatılmış da uzatılmış, kulak teee öbür taraftan tutulmuş gibi geldi.
Hoş tabii ben bunları dana yaşında biri olarak hissettim, minnoşlar hiç farkına varmaz. Ancak yeğenlerimden gidersem de onların da aşık olduğunu, dehşet beğendiklerini söyleyemem. Ama bi de şu var ki 10 yaşındaki yeğenim sonuna kadar izleyebildi, diğerleri uyuyakaldı desem! Ki onlar, Angry Birds'ü sonuna kadar izlemiş, dehşet beğenmiş, dakka başı dönüp bu filme getirdiğiniz için çok teşekkür ederim diyen tipler! Siz ordan pay biçin derim.
Kısacası keşke o kadar beklenmişken az daha uğraşılsaydı. Ancak ilkini izlediyseniz mutlaka meraktan izleyeceksinizdir, ee zaten bi bakında derim.
Hele ki hemen unutmadan söyleyim, Dory'nin bebiş halini kesinlikle görün, o şekerliğe aşık olun derim. Zira ben öyle oldum! Geberdim! Bakıp bakıp duruyom tipine :) o kadar yani..

Wednesday, May 18, 2016

Yogi Surprise May '16 Box..

İnanılmaz güzel bir kutuydu. Malaya aşık oldum, renkleri, taşları inanılmaz güzeldi. Bileklik ise şoke edici bir şekilde tam bileğime göre idi ve onun da taşlarına, renklerine hasta oldum. Hele aradaki rhinestone taşlı boncuklar süperdi.
Organik tatlı atıştırmalık ise çocukluğumuzun karamelli şekerlemelerinin aynısı idi. Resmen, yeğenlerle biz bayıldık.
Kısacası 2. kutum da parasını sonuna kadar hak etti. Tam ama tam istediğim ve beklediğim gibiydi.

 

Friday, May 06, 2016

OXV: The Frequencies..

Çok ama çok orijinal, bol kafa patlatmalı, hatta birkaç kez izlenmesi gerekli, başa alıp alıp durdurmalı izlenmesi gereken bir film. Ütopik ancak hiç olmayan/olmayacak şeyler anlatılmıyor. Geçmişte izlediğimiz o çok meşhur What the Bleep We Know? filmini çok andırıyor ve onla paralellikleri çok fazla. Ancak tamamen başka bir şekilde ve tek bir odak etrafında şekillenerek anlatıyor.
Son yüzde yetmiş beşine kadar iyi gitti ancak belki beynim yoruldu diye, belki geç vakit oldu diye, bilmiyorum, sonunu çok kavrayamadım ancak bir yere oturttum, orası ayrı.
Bu bağlamda anlamlardıramama-kavrayamama halim dolayısıyla, formasyon dersleri döneminde, sınıfımızdaki astronomi fakültesinden olan çocuğun paralel evreni, ışık hızını, zamanda yolculuğu, kara delikleri bize anlatmaya ne kadar uğraştığı, 5 yaş seviyesine indirmesine rağmen anlatımını bizim halen boş gözlerle, bir karış açık ağızla dinleyişimizi ve asla anlayamamızı hatırladım! :-)
Sonuç itibariyle, o filmi izlediyseniz, o tip konuları seviyor/ilgileniyorsanız ve eğer zihinsel etkilenmeler ve bilimsel atıflar ilginizi çekiyorsa kesin izleyin derim.
Ancak ful konsantrasyonla ve ilgi alanınıza giriyorsa izleyin derim. Ona göre ;)

Wednesday, May 04, 2016

Burnt..

Evet itiraf ediyorum filmi Bradley amca olduğu için seyrettik! Pişman mı olduk peki? Yok pek değil. Şöyle ki, çok kötü bir film değildi ancak muhteşem bir film de değildi. Daha başlamadan önce tahmin ettiğim gibi izlerken insanda tabii ki hemen mutfağa gidip aşçılık oynamak geliyor! Ancak onun dışında da korkarım pek bir şey yapmıyor. Şöyle sessiz sakin, çok fazla uzun olmayan, kolay anlaşılır, yakışıklı bir seyir izlemek isterseniz; bizim için olduğu gibi keyifli bir Cuma/Cumartesi akşamı seçeneği olabilir. Ancak benzer tonla örneğinden bir tık daha aşağıda olduğu da bir gerçek.

Sunday, May 01, 2016

The Dressmaker..

Kate Winslet varsa genelde filmleri beğeniyorum. O yüzden buna da pozitif yaklaştım. Ve çok aşık olmasam da beni haksız çıkarmadı. Öyle ki oyunculuğu, özellikle Kate'inki çok iyiydi. Kadın ne oynasa sonuna kadar delicesine hakkını veriyor resmen.
Film de aslında çok hüzünlü bir konuya sahip. İnsanın içine oturtuyor, orası ayrı.
Onun dışında da resmen tiyatro gibi bir film. Dekorlar, ortam feci tiyatro havasında, kokusunda. Bu bağlamda da özgün, orijinal bir film kanımca.
Sonuç itibariyle vaktiniz varsa izleyebilir, zamanınızı boşa da harcamış olmazsınız derim.

Saturday, April 30, 2016

Zootopia..

Son dönemlerde izlediğim en ama en güzel animasyondu! Şimdiden söylüyorum, önümüzdeki sene Oscar'larda kesin alır en iyi animasyonu, hiç olmadı aday olacağına çok eminim.
Bir kere hayvanlar, hayvanlar alemi üzerinden bizleri, biz insanları, birer sosyal hayvan olmamız bağlamında bir noktada biz "hayvanları" öyle güzel anlatmış ki ağzınız 5 karış açık izliyorsunuz.  Nerede ne zaman yakalarsınız bilmiyorum ama yakalar yakalamaz hemen izlemelisiniz. Şiddetle tavsiye.
Hele ki dünyanın böylesi karmaşık günlerinde öyle iyi geldi ki. Çocuklar o alt metni bizim okuduğumuz gibi okuyamayacak belki ancak şimdiden bilinç altlarına işler ve geleceği daha güzel şekillendirirler ümidini taşıdım.
Bunu düşünmek hem güzeldi, hem de böyle bir şeyin bizi o hayvanlar konumuna itenler tarafından düşünülüp filme aktarılması da fazla ironikti! O rahatsız etti ve çok üzdü ancak kim nasıl yaptıysa yapsın ortaya çıkmış olsun böyle bir şey demek de bir yerde yatıştırdı beni. Sonuçta olan oldu ve ne yazık ki elden bir şey gelmiyor.
Filme dönecek olursam, mesela başta tilki stereotipine direkt biz de düşüyoruz! Ebliyorsunuz.
Ayrıca sloan hayvanı üzerinden yavaş işleyen kağıtsal işlemler memurluğu olayyyyy
Hele son sahnedeki araba olayına bayılacaksınızzz
Yogacılar desen düş kop gülmekten bayılll
Resepsiyonist olayı ise çok ama çok iyi
Neyse daha tüyo vermeyim, acil gidin izleyin diyim ;)

Friday, April 29, 2016

Birchbox X Rifle Paper Co. Nisan kutusu..

Veee evet gelir gelmez, üç yıl ara verdiğim Birchbox'ı hemen denemek istedim. Aslında Mart için siparişimi vermiştim ancak geç kalmışım, Nisan'a atlamış. Ancak RifleCo ile özel kutulu versiyon olduğunu görünce deli sevindim. Çünkü geçen sene ilk yaptıklarında deli beğenmiş ve alamadım diye çok hayıflanmıştım. Kısmet bu kutuya imiş. Hatta kutulara!
Çünkü yine kod girmeyi kaçırmışım ve bana normal pembe kutudan yollamışlar. Hoş onun da tasarımı Rifle'ın ama ben sarıyı görünce aşık oldum! Ve sonradan onu da ve yeni üye olduğum için yine Rifle'ın 2'li not defterini de hediye ettiklerinde çıldırdım resmen!
Hele içindekilere gelince, bir kere tesadüfen iki kutudan da tamamen farklı eşleştirmeler çıkması çok iyi oldu. Bu vesileyle geniş bir yelpazeyi deneme şansım olacak.
Ayrıca doldurduğum profile uygun olarak çoğu organik ürünler çıkması çok mu çok iyi oldu.
İlk kutu:
Hacim verici sprey harbiden hacim veriyor, zira benim çok ince değildir saçlarım, normal bir kabarıklığı vardır. Duştan sonra hafif kuruttuktan sonra denedim. Üzerindeki yazıya uygun olarak sonrasında tam kurutma yaptım ve delicesine kabardı! İnce telli, soluk saçlar için süper derim.
Dr. Jart kontür kremi de güzeldi. Yağlı gibi gelse de sürerken, sonrasında o his hemen gitti ve cildim hiç kuruluk hissetmedi.
Marcelle yüz temizleme de güzeldi. Geçenlerde Lilakutu'da yıkama gerektirmeyen yüz temizleme çok aramış ama bi tek Absolute'un bulmuştum. Bu ondan daha iyiydi, kokusuz hemen temizleyen ve kurutmayan bir cins.
Tocca, ne zamandır çok merak ettiğim bir markaydı. El kreminin denk gelmesine çok sevindim.
Ve öncelikle kokusu ile sonra yumuşaklığı ile çok mu çok beğendirdi kendini bana.
Laura Geller allık ise organik olmamasına karşın çok iyi çıktı. Belki de denk gelen renktendir. Ben önce kullanmadım ama ablam öylesine ayak üstü parmağıyla denemesine rağmen inanılmaz güzel oldu. Tüm gün de kalıcıydı ve beyaz tenlidir bu arada, çok doğal, resmen tam sun kissed durdu! Sonra ben de denedim ve tamamen aynı şekilde memnun etti. Çok beğendim.
İkinci kutu:
‌Tocca'nın en çok denemek istediğim bir diğer ürünü olan bir parfüm tester'ını da ikinci kutuda bulmak çok iyiydi. Bin şükür. Ancak kokusu güzel olmasına, en sevdiğim çiçeklerden harmanlanmış olmasına rağmen biraz ağır geldi! Öyle doya doya sürme, koklama hissi uyandırmadı ben de. Buna hayıflandım! Onu da diyim ;)
Ve bir lipbalm manyağı olarak hele ki Burts Bee'nin, hele ki hafif tintli bir çeşidini bulmak çok süper oldu. Harbiden belli belirsiz bir renk veriyor. Daha doğrusu kendi dudak rengini biraz daha belirginleştiriyor o kadar. Rengine aldanmayın vampire dudak yapmıyor :) kokusu da hiç yok gibi bişi. Artık bizde de çok kolay bulunduğu için alınabilecek bir seçenek olarak not alabilirsiniz derim. Ancak ben halen şu alttan tırtıklı açılmalı dudak koruyucu kaplarına gıcık olduğum için Veleda tipi olanları tercih ediyorum, sırf bu sebepten orası ayrı!
Göz farının da tek kullandığım, kullanabildiğim grinin iki tonunda! ( :-) ) olması iyi, organik olmaması kötü oldu. Daha kullanmadım, tam bitene kadar kullanır mıyım şüpheliyim fakat denerim. Ben deneyene kadar ablam denedi ve harbiden çok hoş oldu. Azıcık, parmağıyla sürmesine rağmen çok tatlı, ışıltılı bir renk kattı, bayıldık!
Diğer iki ürün olan saç bakım kremi ve yüz maskesini ise deneyemedim henüz ancak şimdiden organik içerikleri ile benden olumlu puan aldı diyebilirim.
Kısacası 3 yıllık aradan sonra Birchbox ile tam istediğim bir başlangıç yaptım diyebilirim.

Thursday, April 28, 2016

The First Monday in May..

Şaka gibi ama yıllar önce aynı İstanbul zamanlarındaki gibi, bu filmi, tesadüfen katıldığım bir sinema salonunun ön gösterim yarışması sayesinde izledim! Belki bilen biliyordur ancak ben, her ne kadar işin içinde de olsam böyle bir belgeselin gelecek olduğunu bilmiyordum! Utanarak söylüyorum, orası gerçek. Fakat öyle güzel bir belgesel film çıktı ki anlatamam.
Hele ki resmen tez döneminde, kırmızı halı bölümünü hazırlarken resimlerine baktığım sahnelerin gerçek videolarını görmek, nasıl hazırlandığını izlemek inanılmaz keyifliydi!
Anna Wintour'a dair atıflar ise inanılmaz eğlenceliydi. Tüm sinema, ona o alttan alta sokulan lafları anlayıp anlayıp bastık kahkahayı! Kadın, öyle bir kadın nasıl izin vermiş şaştım kaldım. Helal olsun vallahi.
Eğer bir modasever iseniz, hele ki işin içindeyseniz kesinlikle kaçırmayın derim. Hatta organizasyon işindeyseniz, o çok dediğimiz 'el alem nasıl organizasyonlar yapıyor, kusursuz tıkır tıkır işliyor' lafının aslında ne kadar uzun ve incelikle hazırlanmış inanılmaz bir "organizasyon" ve "organize (kelimenin tam anlamıyla!) işler" ürünü olduğunu görmemiz, görmeniz için biçilmiş kaftan. Çok iyi bir örnek.
Yabancı belgeselleri hayranlıkla izliyor, modayı arka bahçesi ile de takip ediyor, müze-sergi olaylarını da seviyorsanız da çok iyi örnek izleyeceksiniz, benden söylemesi ;)

Monday, April 11, 2016

Kocan Kadar Konuş: Diriliş..

Sanırım hemen baştan söyleyeyim; çok fantastik olmuş! Ne yazık ki :( İlk filmdeki kadar keyifli ve orijinal değil, aynı tip espriler üzerinde dönmekten uzaklaşamamış ve ne yazık ki o devam filmi hezimetinin kucağına düşmüş.
Öyle ki baba-kız ilişkisi tam bir Amerikanvari halde verilmiş, Türk kültürüne uzak kalmış (mutlaka benzeri vardır ancak filmlere konu olacak kadar genele yayılabilecek olduğunu hiç sanmıyorum!), artı damadımızın durumu, fantastik dememin kaynağını oluşturuyor! Zira yok öyle bir erkek! Mümkün değil! Beyaz atlı prens bile daha olabilir duruyor yanında! O kadar diyim. Zaten adam sadece yakışıklılığı ile oraya konmuş, hiçbir rol yapmasını gerektirecek ortama sokulmamış, resmen süs bitkisi kıvamında ortaya konmuş!
Ezgi Mola müthiş oynamış tabii ki, tam bir yerli Bridget yenge olmuş. Helal olsun ona diyecek lafım yok, ancak olay ne yazık ki, ikinci bir film için tek başına kotarmaya yetmiyor.
Ancak hep dediğim gibi, ilkini izlediyseniz mecbur bakacaksınız ancak çok bişi beklemeyin derim. Hiç olmadı kız kıza bir gecede araya serpiştirin yeter.
Bir de İzmirli kızlarla alınıp verilmeyen nedir anlamadım gitti, kıskançlık resmen, yuh artık, düşün yakamızdan..

Saturday, April 09, 2016

The Hunger Games: Mockingjay, Part 2..

Bir önceki bölüm için (ilk film için değil) söylediklerim bir derece daha azalarak (negatif beğeni anlamında) bu filmde de vuku buldu, onu üzülerek baştan söyleyeyim a dostlar. Zira iş iyice zıvanadan çıkıp para kazanmak için çekilmiş, hatta yalap şap çekilmiş bir film çıkmış ortaya! Çok acı, çok yazık. Çok yapay, çok zorlama geldi. İlişkiler, diyaloglar çok sıradan, çok kötü! Sahneler, aynı son Star Wars postum için de yazdığım gibi, platolarda çekilmiş olduğu çok belli! Kanımca kitaptaki durumlar (okumamış olmama rağmen) çok ama çok fazla basitleştirilmiş gibi hissettirdi kendini. Çok sıkıldım, bitsin bu işkence kurtulalım artık dedim durdum. Çok yazık etmişler kanımca. Keşke az daha uğraşsalardı, para için bir önceki bölümden ayırmamış olsalardı belki böyle olmazdı.
Öyle veya böyle seriyi izlemişseniz eli mahkum, sona geldik eksik kalmasın diye izleyeceksinizdir zaten ama şimdiden bilin hoşlaşmayacaksınız :( Seriyi bilmiyorsanız da ilk filmi izleyin, gerisini boş verin, olmadı sırf kitaplardan devam edin derim.

Thursday, April 07, 2016

Star Wars: The Force Awakens..

Baştan söyleyeyim; ben bir Star Wars hayranı diyilim. Hatta izleyicisi de değilim, çünkü sanırım 3-4'ten fazla değildir izlediğim filmi, tüm serinin. Ve hayranları kızabilir ancak ben yine sevemedim :( oysaki sevmek ve o klanın içine girmek isterdim, objeleri çok beğeniyorum ve onları almak isterdim ancak yine olmadı be gülüm.
Esprilerine gülemedim, yapım çok yapay geldi, stüdyoda çekildiği, bilgisayarla yapıldığı çok hissettirdi kendine, ya da en azından bana. O yüzden de bir türlü içine giremedim, beni içine alamadı, kaptırıp gidemedim bir türlü. Dolayısıyla da evet çok üzgünüm ama çok sıkıldım, hadi bitsin oldum.
Oyunculuğu da çok beğenmedim, hatta hiç. Evet belki ben kim oluyorum da beğenmiyorum ancak kişisel fikrim bu. Mesela o Girls'teki çocuk hiç olmamış. Sürekli kafamda "menajeri amma uğraşıp böyle bir prodüksiyona sokmayı becermiş" diyip durdum, yani muhteşem oyunculuğundan değil 'its all about relationships' muhabbettinden girdiği çok belli geldi bana.
Kısacası, daha da batırıp hayranlarını üzmeden bitireyim, eğer hayranıysanız zaten şimdiden yüz kez izlemişsinizdir. Yok değilseniz ve daha önce az çok izleyip öyle çok hoşlaşmamışsanız da vaktiniz yoksa direkt pas geçin derim!

Tuesday, April 05, 2016

What Happened To Miss Simone?..

Her sene numelik bir örneği olan ve son dönemde de geçen Oscarlarda Selma ile başlayıp bu sene Straight Outta Compton ile de bayağı bir yüklenilen, bu paralelde de güncel yaşamda acı örneklerini görmeye de tam gaz! devam ettiğini gördüğümüz ırkçılık olaylarını anlatan oldukça çarpıcı bir gerçek yaşam hikayesi ile karşı karşıyayız. Utanarak itiraf ediyorum ki Miss Simone'u bilmiyordum, belki caz dinlemediğim içindir ancak yine de hayıflandım. Çünkü gerçekten çok acı bir yaşamı olmuş ve buna rağmen çok güçlü kalmış bir kadının hikayesi söz konusu.
Hem toplumsal baskı, hem erkek şiddeti derken kadının yaptıklarına çok da kızamıyor insan, çünkü normal kalması mümkün değil. Ne diyim; bir belgesel olarak böyle bir yaşamın farkındalığına ulaşmak için izleyin derim, özellikle de kadının sonlara doğru ifade bulan 'ne toplumsal hareketi! öyle bir şey yok ki devam edeyim' cümlesi çok acı, çok vurucu..

Sunday, April 03, 2016

Anomalisa..

Bir animasyon ancak bir film için bile çok farklı bir yapıya sahip bir yapım olarak inanılmaz orijinal, çok enteresan, çok ama çok değişik bir konu! Hali hazırda Being John Malkovich, Adaptation ve Spotless Mind dersem, bunların yönetmeninin son filmi dersem nasıl bir şeyden bahsettiğimi, nasıl bir garipliğin söz konusu olduğunu tahmin edersiniz, korkarım! Hele ki Adaptation'ı bilen bilir, ya çok sevmişsinizdir ki ben bu gruptandım, ya da çok fena nefret etmişsinizdir. O yüzden belki de bu film için de öyle bir ayrım söz konusu olacak ve izleyenler çok sevenler ile hiç beğenmeyenler olarak ayrılacak gibi geliyor.
Diğer yandan film, inanılmaz bir animasyon, sanırım stop motion denen tekniğin muazzam emeğini taşıyor. Nasıl yapmışlar, nasıl o minik detayları dahi atlamamışlar hayret ediyor, ağzınız bir karış açık kalıyor. Zira benim öyle oldu. Öyle ki zaten normal bir film gibi akıcı işleyen ve kafa yormayı gerektiren bir senaryosu var, onu bir yandan anlamaya, anlamlandırmaya çalışırken; bir yandan da ister istemez abi nasıl yapmışlar, nasıl oldurmuşlar diye de hayret etmeden, bi durup incelemeden, daha detaylı bir gözle irdelemeden duramıyorsunuz. Ya da benim için yine öyle oldu, çünkü gerçekten takdire şayan buldum.
Film olarak da karakterler, nitelikleri o kadar özgün ve o kadar gerçekçi ki. Herkesin bildiği, yaşamda var olan (hatta çokça olan) ancak kanımca filmlerde çok da yer almayan, dikkate değer kılınmayan kişiler, yaşamlar o kadar güzel gözlemlenmiş olarak ayrıntılarıyla filme yansıtılmış ki ben o açıdan da çok takdir ettim.
Kısacası amcan yine yeni yeniden nasıl böyle orijinal bir fikir bulmuş ve onu nasıl böyle orijinal bir şekilde somutlaştırmış hayret ettim ve evet ben çok beğendim. Tam bir anormal film olmuş!

Friday, April 01, 2016

When Marnie Was Here..

Korkarım Japonların da bazı senaryoları kaleme alırken içlerine Yeşilçam ruhu kaçıyor! İş öyle olunca da Türk filmine bağlıyorlar. Ancak olay bir anime olarak hayat bulunca, karakterler de çocuk ağırlıklı oluverince ister istemez o ağırlık kırılıyor ve hafifliyor. Böylece de keyifli bir izlence çıkıyor, ortaya.
Çok abarık olmadıkça Uzakdoğu, Japon, Kore vb. filmlerini, animelerini severim. Ve korkarım bu filmi de o kategoriye sokabilirim. Zira kendi çapında, sessiz sakin, çizimleri keyifli, konusu film gibi, hoş biraz bir nokta bayağı bir düğüm olup anlaması zorlaşsa da keyifle, meraklanarak izledim.
Tabii Oscar konusunda InsideOut çok çıtayı yukarılarda tuttuğu için hiç şansı yoktu, orası ayrı. Ancak şöyle Pazar akşamı sakin sakin izlenebilecek, hatta hikaye kitabı okur gibi bir seremoniyle çizimleri seyreyleyeceğiniz bir anime tercihi olabilir, rahatlıkla. Sonuçta bir film gibi acayip uğraşılmış, emek verilmiş, bu da özeni, ilgiyi hak ediyor.

Friday, March 11, 2016

Düşler Kulesi / Jamil Nasır..

Çok ama çoook enteresan, garip, fazlasıyla fütüristik bir ütopya ya da sanırım disütopya hikayesi var karşınızda.
Kitabı vakti zamanında reklamcılık dersimde duymuştum, sonrasında çokça da adını övgülerle hocalarımızdan işitmiştim. Ancak yüksek lisans dönemimde almama rağmen bir türlü okuyamamıştım. Kısmet bugüneymiş diyim :)
Okuması biraz zor, içine girmesi biraz zorlayan ancak garip bir şekilde içine girince yine garip (ama harbiden garip) bir merak uyandıran, meraklandıran ve girdap gibi (aynı hikayenin kendisi gibi!) sizi içine çekiyor, sonuna değin sürüklüyor. Fakat bitirince (belki de bana öyle olmuştur, onu bilemiyorum, emin olamam) güzeldi-çirkindi, beğendim-beğenmedim diye bir duygu yaratmıyor! Sadece 'bitti' oluyor!, tabiri caize sizi mal gibi bırakıyor, öyle kala kalıyorsunuz!
Yok ben öyle kitaplara gelemem diyorsanız karar sizin, ancak çok farklı, olabilitesi olmayacak kadar inanılmaz olmayan! (burası da çok acı, orası ayrı) bir gelecek, hatta yakın gelecek hikayesi okumak isterseniz, hem de Ortadoğu'da geçen! bir okuyun derim.
Zaten ütopya severseniz, hele ki kara ütopya hayranı iseniz, reklamcılık bölümünde, hatta iletişim fakültesinde iseniz de kesinlikle okumalısınız derim.
Sonuç da çok kült bir eser ve yazarın biyografisini okursanız da hayran kalmamak elde değil. O açıdan da dikkate değer bir kitap, orası da ayrı.

Wednesday, March 09, 2016

Evrenden Torpilim Var.. Keşke Kadın Olsam.. / Aykut Oğut..

Evrenden Torpilim Var ile oldukça bilinen bir yazar olan Aykut Oğut ve devamında yazdığı kitabı Keşke Kadın Olsam'ı arka arkaya okuduğum için aynı posta toplayabilirim gibi geldi. İkincisi önce hediye gelse de, ilkinden başladım, zira adını ilk çıktığı yıldan beri çokça duymuş ve fırsat bulamamıştım. Arka arkaya okuduğumda da birbirini az çok tamamlayan ve karşılıklı atıflarla iyi bir birliktelik kurduğunu gördüm.
Bu bağlamda her ikisinin de Amerikalı öncüllerine çok güzel bir benzerlik taşıyan, onlar gibi oldukça yalın, kolay okunur, rahat anlaşılır, uygulaması basit madde madde kurallar ortaya koyan ve dolayısıyla gündelik yaşama uyarlanabilitesi olan, akılda kalıcı püf noktaları-ilkeler-kurallar-to do'lar veren birer kitap olmuş.
Hatta gördüğüm, gözlemlediğim kadar kişisel gelişim kitaplarının anası-kraliçesi Louise Hay'nin, çok rahat bir şekilde söyleyebilirim ki, Türkçe muadili olmuş bence, yazarımız.
Bu nedenle, eğer türün severi iseniz bence Türkçe okuyabileceğiniz iyi birer örnek var karşınızda, kanımca.