Wednesday, June 24, 2015

Bikutumutluluk Limonata kutusu..


Ya ben ne diyebilirim ki tabii ki bu kutuya hasta oldum. Çünkü hali hazırda bir kutu mutluluk abonesi ve manyağı biri olarak, biz zaten delicesine limonata biri olarak kendimden geçmem elde değildi. Bir kere Mataracı çok mutlu oldum. Çünkü yanımda Pınar'ın minik cam şişelerinde su taşımaktan çok sıkılmıştım. Var olan pembiş Starbucks termosum ise çok sevmeme rağmen ne yazık ki çantam için fazla büyük kalıyordu. O yüzden bunun boyutunu çok sevdim. Bilezikler ise kutuyu açtığım andan itibaren bileğimde! Deli mutlu oldum tam benim tarzım. Limonata tarifleri rehberi muhteşem bir kutu mutluluk çizimleriyle daha da pek güzel. Siyah-beyaz (en büyük Beşiktaş) pipet iste tabii ki muhteşem. Öyle ki ne zamandır bu kağıt pipetlerden almayı çok istiyordum. O yüzden kutuda görünce deli mutlu oldum. Vücut kremi ise geçen ayki el kremi gibi tamda mevsimine uygun küçük bir mutluluk olmuş kutudaki. Demem o ki hala birkutumutluluk ile tanışmadıysanız bu ay bence tam zamanı!!! 

Tuesday, June 23, 2015

Bikutumutluluk Dilek kutusu..


Belki de benim birkutumutluluk konusunda yorum yapmamam gerek. Çünkü o kadar çok seviyorum ki kesinlikle objektif olamıyorum. Her ayın kutusundaki her biri birbirinden daha sevimli bir mutluluk verici buluyorum her ayı da aynı şekilde birbirinden daha keyifli buluyorum. Bu bağlamda tabii ki dilek kutusunu da çok ama çok beğendim. Öncelikle Amerikan servis olayı beni resmen bitirdi. Üzerindeki çizimler şirinliği o kadar tatlı ki. Bulut broşu da minik olmasına rağmen verdiği mutlulukla çok büyük keyif yarattı. Dilek kartlarına gelince yabancı scrapbook sitelerinde, dükkanlarında görmeye alışık olduğun Türkçe versiyonlarını hem de bu kadar beni çok sevindirdi. Gül kokulu el kremine gelince ise gerçekten çok beğendim, çünkü ne zamandır böyle tatlı güzel gerçek gül kokulu bir arıyordum ve hep bulduklarım yapay geliyordu. Ve bunu hiç denememiştim. Çok ama çok beğendim. Durdukça kurudukça sürüyorum ellerime. Melek kanatlı süslü ise çok sevimli masanın üstünde kitaplıkta acayip tatlı duruyor. Kısacası ben yine yeni yeniden bu ayki kutuyu da delicesine beğendim. 

Wednesday, June 17, 2015

Deux Jour, Une Nuit // Two Days and A Night..

Bir kere fazlasıyla 'zamanının' filmi olmuş. Konu, durum, olaylar, davranışlar, tepkiler, yaşananlar, düşünceler... o kadar bu zamanın ki çok kendimizden, ancak kendimizden derken çağcıl bireyler olarak topumuzu :) toplamamızı birden kastediyorum, o anlamda bizden bir film, öykü.
Oyunculuk da yine Child's Pose'daki gibi, inanılmaz iyi, öyle ki o bizdenliliği o sayede algılayabiliyorsunuz. Her bir karakteri anlayabiliyor, kızmıyor, her birine hak veriyorsunuz.
Geçtiğimiz ödül sezonunun adı çokça duyulan yapımlarından biri idi. Milattan önce izlediydim ancak yeni yazabildim. O yüzden geç kaldıysam sorry dostlar :(
Ancak geç olsun güç olmasın kesin bi bakın derim, ne de olsa çağın insanlarıyız biz de, hazır daha bizim çağkene izleyelim :)

Monday, June 15, 2015

Finding Vivian Maier..


Öncelikle kesinlikle vurgulamak istediğim bir nokta var: o da, yıllar yıllar önce kilometrelerce ötede yaşamış ve hiç kimse tarafından tanınmayan bir kadının oldukça yalın hayat hikayesini ve kendisini yıllar yıllar sonra okyanusun öbür yakasında bilebilmek çok ama çok garip hissettiren bir duygu oldu, benim için. 
SPOILER
Kadın yaşarken kim derdi ki ona, yıllar yıllar sonra tesadüfen bir çocuk onun negatif filmlerini bulacak, tab ettirecek ve tüm yaşamını Oscar'a aday bir film haline getirecek ve tüm dünya onun ve onun muhteşem fotoğraf karelerinin farkındalığına erişecek. Bu durum bana halen inanılmaz geliyor. Bilgisayarlarda yazılan hiçbir şey, silinse dahi asla yok olmaz sonsuzlukta sonsuza kadar yaşamaya devam eder, bu da onun gibi bir durum; aslında yaşanırken fark edilmeyen birçok şeyin gelecekte su yüzüne çıkacağını hiç kimse bilemez, yapılan hiçbir güzellik sonsuza kadar asla saklı kalamaz.
Kadının çocuğa yaşattığı şiddet dışında her şeyi kabul ediyor ve tahayyül edebiliyorum. Zira kardeşinin vasiyetinden ve gazete küpürleri ile dokunulmaktan hoşlanmamasından çok ama çok net anlaşılıyor ki, inanılmaz büyük bir travma yaşamış, çok acı.
Ve tabii ki Searching For SugarMan'deki gibi son bulsun istiyor insan içten içe ancak kadının da dediği gibi eğer yaşasaydı kesinlikle izin vermezdi ve bence psikolojisi kötüleşirdi.
SPOILER BİTTİ.
Kesinlikle izleyin derim, şiddetle tavsiye. Ve tabii ki gönül şimdi de sergisine gitmeyi çok istiyor. Bakalım kısmet. Zira fotoğraftan anlamam ancak gerçekten çok orijinal kareler yakalamış, ben çok beğendim, çok etkilendim.
Bu arada belki günün birinde benim de blogum keşfedilir demeden edemedim izlerken ;) Who knows :))

Friday, June 12, 2015

Corn Island..


İnanılmaz sade, inanılmaz yavaş, toplasan on kişiyi geçmeyen, temelde de 2 kişi arasında geçen bir zaman kesitini, birkaç ayı, tüm saflığıyla, naifliğiyle anlatan bir film.
Ve tüm bu sadeliğine ve yavaşlığına karşın hiç sıkmadı, nasıl olduysa oldu meraklandırdı ve bir nebze de olsa sonu böyle böyle olur diye düşünmemize karşın yine de bitime kadar kendini izlettirdi. Arada böyle hafif festival tadında, başka kültürlerden öyküler izlemek keyif veriyor bana. Hollywood ve Avrupa ekseninde çoğu zaman aynı konuların farklı versiyonları etrafında dönmektense arada değişiklik yapmak bence süper oluyor.
Yılların çiçek Abbas'ını görmek ve filmin bu yıl Gürcistan'ın en iyi yabancı film Oscar aday adayı olduğunu bilmek de çok keyifliydi.

Wednesday, June 10, 2015

20.000 Days on Earth..

Holy Motors'tan sonra altını oldukça duyduğun, çok çok izlenmesi tavsiye edilen çok çok konuşulan bir yapımı idi. Ancak ne yazık ki üzülerek söylüyorum ki ben o kadar beğenmedim. Oysa ki belgeselleri severim, hele ki ismi çok duyulduysa sonuçta çoğu zaman da yapım iyi çıkıyor. Ancak bu sefer öyle olmadı. Sıkıldım mı hayır, beğenmedim mi hayır, ancak beğendim de tam diyemem, zira ortada kalmış durumdayım.
Öyle çok etkilemedi, müzikleri sevdim, iyi kurgulanmış, adam iyi anlatmış.. Söyleyebileceklerim de bu kadar sanırım :/

ara ki bulasın..

Loading...