Wednesday, June 24, 2015

Bikutumutluluk Limonata kutusu..

Ya ben ne diyebilirim ki tabii ki bu kutuya hasta oldum. Çünkü hali hazırda bir kutu mutluluk abonesi ve manyağı biri olarak, biz zaten delicesine limonata biri olarak kendimden geçmem elde değildi. Bir kere Mataracı çok mutlu oldum. Çünkü yanımda Pınar'ın minik cam şişelerinde su taşımaktan çok sıkılmıştım. Var olan pembiş Starbucks termosum ise çok sevmeme rağmen ne yazık ki çantam için fazla büyük kalıyordu. O yüzden bunun boyutunu çok sevdim. Bilezikler ise kutuyu açtığım andan itibaren bileğimde! Deli mutlu oldum tam benim tarzım. Limonata tarifleri rehberi muhteşem bir kutu mutluluk çizimleriyle daha da pek güzel. Siyah-beyaz (en büyük Beşiktaş) pipet iste tabii ki muhteşem. Öyle ki ne zamandır bu kağıt pipetlerden almayı çok istiyordum. O yüzden kutuda görünce deli mutlu oldum. Vücut kremi ise geçen ayki el kremi gibi tamda mevsimine uygun küçük bir mutluluk olmuş kutudaki. Demem o ki hala birkutumutluluk ile tanışmadıysanız bu ay bence tam zamanı!!! 

Tuesday, June 23, 2015

Bikutumutluluk Dilek kutusu..

Belki de benim birkutumutluluk konusunda yorum yapmamam gerek. Çünkü o kadar çok seviyorum ki kesinlikle objektif olamıyorum. Her ayın kutusundaki her biri birbirinden daha sevimli bir mutluluk verici buluyorum her ayı da aynı şekilde birbirinden daha keyifli buluyorum. Bu bağlamda tabii ki dilek kutusunu da çok ama çok beğendim. Öncelikle Amerikan servis olayı beni resmen bitirdi. Üzerindeki çizimler şirinliği o kadar tatlı ki. Bulut broşu da minik olmasına rağmen verdiği mutlulukla çok büyük keyif yarattı. Dilek kartlarına gelince yabancı scrapbook sitelerinde, dükkanlarında görmeye alışık olduğun Türkçe versiyonlarını hem de bu kadar beni çok sevindirdi. Gül kokulu el kremine gelince ise gerçekten çok beğendim, çünkü ne zamandır böyle tatlı güzel gerçek gül kokulu bir arıyordum ve hep bulduklarım yapay geliyordu. Ve bunu hiç denememiştim. Çok ama çok beğendim. Durdukça kurudukça sürüyorum ellerime. Melek kanatlı süslü ise çok sevimli masanın üstünde kitaplıkta acayip tatlı duruyor. Kısacası ben yine yeni yeniden bu ayki kutuyu da delicesine beğendim. 

Wednesday, June 17, 2015

Deux Jour, Une Nuit // Two Days and A Night..

Bir kere fazlasıyla 'zamanının' filmi olmuş. Konu, durum, olaylar, davranışlar, tepkiler, yaşananlar, düşünceler... o kadar bu zamanın ki çok kendimizden, ancak kendimizden derken çağcıl bireyler olarak topumuzu :) toplamamızı birden kastediyorum, o anlamda bizden bir film, öykü.
Oyunculuk da yine Child's Pose'daki gibi, inanılmaz iyi, öyle ki o bizdenliliği o sayede algılayabiliyorsunuz. Her bir karakteri anlayabiliyor, kızmıyor, her birine hak veriyorsunuz.
Geçtiğimiz ödül sezonunun adı çokça duyulan yapımlarından biri idi. Milattan önce izlediydim ancak yeni yazabildim. O yüzden geç kaldıysam sorry dostlar :(
Ancak geç olsun güç olmasın kesin bi bakın derim, ne de olsa çağın insanlarıyız biz de, hazır daha bizim çağkene izleyelim :)

Monday, June 15, 2015

Finding Vivian Maier..

Öncelikle kesinlikle vurgulamak istediğim bir nokta var: o da, yıllar yıllar önce kilometrelerce ötede yaşamış ve hiç kimse tarafından tanınmayan bir kadının oldukça yalın hayat hikayesini ve kendisini yıllar yıllar sonra okyanusun öbür yakasında bilebilmek çok ama çok garip hissettiren bir duygu oldu, benim için. 
SPOILER
Kadın yaşarken kim derdi ki ona, yıllar yıllar sonra tesadüfen bir çocuk onun negatif filmlerini bulacak, tab ettirecek ve tüm yaşamını Oscar'a aday bir film haline getirecek ve tüm dünya onun ve onun muhteşem fotoğraf karelerinin farkındalığına erişecek. Bu durum bana halen inanılmaz geliyor. Bilgisayarlarda yazılan hiçbir şey, silinse dahi asla yok olmaz sonsuzlukta sonsuza kadar yaşamaya devam eder, bu da onun gibi bir durum; aslında yaşanırken fark edilmeyen birçok şeyin gelecekte su yüzüne çıkacağını hiç kimse bilemez, yapılan hiçbir güzellik sonsuza kadar asla saklı kalamaz.
Kadının çocuğa yaşattığı şiddet dışında her şeyi kabul ediyor ve tahayyül edebiliyorum. Zira kardeşinin vasiyetinden ve gazete küpürleri ile dokunulmaktan hoşlanmamasından çok ama çok net anlaşılıyor ki, inanılmaz büyük bir travma yaşamış, çok acı.
Ve tabii ki Searching For SugarMan'deki gibi son bulsun istiyor insan içten içe ancak kadının da dediği gibi eğer yaşasaydı kesinlikle izin vermezdi ve bence psikolojisi kötüleşirdi.
SPOILER BİTTİ.
Kesinlikle izleyin derim, şiddetle tavsiye. Ve tabii ki gönül şimdi de sergisine gitmeyi çok istiyor. Bakalım kısmet. Zira fotoğraftan anlamam ancak gerçekten çok orijinal kareler yakalamış, ben çok beğendim, çok etkilendim.
Bu arada belki günün birinde benim de blogum keşfedilir demeden edemedim izlerken ;) Who knows :))    

Friday, June 12, 2015

Corn Island..

İnanılmaz sade, inanılmaz yavaş, toplasan on kişiyi geçmeyen, temelde de 2 kişi arasında geçen bir zaman kesitini, birkaç ayı, tüm saflığıyla, naifliğiyle anlatan bir film.Ve tüm bu sadeliğine ve yavaşlığına karşın hiç sıkmadı, nasıl olduysa oldu meraklandırdı ve bir nebze de olsa sonu böyle böyle olur diye düşünmemize karşın yine de bitime kadar kendini izlettirdi. Arada böyle hafif festival tadında, başka kültürlerden öyküler izlemek keyif veriyor bana. Hollywood ve Avrupa ekseninde çoğu zaman aynı konuların farklı versiyonları etrafında dönmektense arada değişiklik yapmak bence süper oluyor.Yılların çiçek Abbas'ını görmek ve filmin bu yıl Gürcistan'ın en iyi yabancı film Oscar aday adayı olduğunu bilmek de çok keyifliydi. 

Wednesday, June 10, 2015

20.000 Days on Earth..

Holy Motors'tan sonra altını oldukça duyduğun, çok çok izlenmesi tavsiye edilen çok çok konuşulan bir yapımı idi. Ancak ne yazık ki üzülerek söylüyorum ki ben o kadar beğenmedim. Oysa ki belgeselleri severim, hele ki ismi çok duyulduysa sonuçta çoğu zaman da yapım iyi çıkıyor. Ancak bu sefer öyle olmadı. Sıkıldım mı hayır, beğenmedim mi hayır, ancak beğendim de tam diyemem, zira ortada kalmış durumdayım.
Öyle çok etkilemedi, müzikleri sevdim, iyi kurgulanmış, adam iyi anlatmış.. Söyleyebileceklerim de bu kadar sanırım :/

Monday, June 08, 2015

Fury..

Ödül döneminde ismini çokça duyduğum bir film idi Fury. Bu yüzden de her ne kadar biraz ümitle seyretsem de bir taraftan çok da bir şey bulamayacağımı düşündüğüm bir seçenekti. Üzülerek söylüyorum ki ne yazık ki öyle oldu. Klasik bir 2. Dünya Savaşı durum filminden öteye gidemedi, benim için. Karakterleri yakından analiz etmesine, tek bir grubun üzerine ve sadece onların dahil olduğu mücadelelere odaklanmasına rağmen benim için sonuç çok pozitif olamadı.Demem oki, Brad Pitt'i bitti seviyorsanız ve savaş filmlerinden hoşlanıyorsanız popüler bir yapım olduğu için tercih edebilirsiniz ancak bunun dışında ısrarla önerebileceğim bir film olarak yer almadığını da belirtmem gerekiyor. 

Friday, June 05, 2015

John Wick..

Judge, Fury ve John Wick son dönemde izlenmesi gereken filmler listesinde adını sıkça duyduğum yapımlar olarak yer alıyordu. Zaten Keanu amcayı çok severim o yüzden zevkli oturdum karşısına. İnanılmaz farklı, aslına bakarsanız tam bir erkek filmi çıktı karşıma. Sevdim mi sevdim, beğendim mi beğendim, farklı mıydı evet farklıydı, hoşuma gitti mi evet tüm bu androjen yüklülüğüne ve şiddetliliğine karşın sanırım gerçekten hoşlandım. 
Bir kere devam mı kesin gelecek orası kesin. Çünkü bir konu ortasından cımbızla çekilerek alınmış ve bu filme konu olmuş, sonrasında da o cımbızlı çekilen kısım başka bir yere kadar taşınıp lank diye bırakılmış. Evet film bir yere bağlandı ama esas büyük penceredeki konu sürekliliğini film bitse de bilinmeyen bir evrende sürdürüyor algısı yaratıldı. 
Bir de söylemeden geçemiycem postmodern bir Cüneyt Arkın yaratılmış, yani  Cüneyt Arkın'da son nokta! Ama kesinlikle rahatsız etmiyor kimseyi. 
Bir de; hiç bilinmeyen ama orada bir yerlerde var olan hatta benim kendi çapımda asla düşünmediğim düşünemeyeceğim, öyle bir dünya olabileceğini tahayyül dahi edemeyeceğim bir alemin varlığı da söz konusu. Böylece yine filmler sayesinde hiç bilmediğim bambaşka bir alemin kapısı benim için açılmış oldu. Thanks to sinema endüstrisi.. ;) 

Wednesday, June 03, 2015

Double..

Hani bazı filmler vardır konusu için ne kadar enteresan dersiniz ama diğer yandan da bir şeyi vardır tam anlamıyla sizi bir türlü memnun edemez. İşte Double da tam böyle bir film. Keşke biraz daha uğraşılmış, keşke biraz daha çaba gösterilmiş olsaydı diyorsunuz paso. Ya benim uykusuz bir geceme mi denk geldi bilmiyorum ancak kanımca, filmin senaryo hataları vardı, tam kestiremedim vuku bulan mevzuları. Doğal olarak da böylece tam anlayamadım, tam anlayamadığım için de tam içine giremedim ama keşke anlasaydım, keşke içine girebilseydim demekten kendimi alamadığım da bir yapım çıktı karşıma. Üzüldüm, zira senaryolar insanın karşısına çok sık çıkmıyor keşke biraz daha özenli davransalardı da ben de içine girebilseydim, ya da keşke ben biraz daha akıllı olsaydım da belki anlamam gereken şeyleri daha iyi anlayabilseydim!  

Monday, June 01, 2015

Judge..

Son dönem sinema sitelerinde ödül döneminden sonra illa mutlaka izlenmesi gereken film diye yazıyordu, bir de Altın Küreler'de adı geçmişti, onun için baktım ancak ne yazık ki o kadar konuşulduğu kadar bulamadım.
Tabii ki Robert Downey Jr.'ı seviyorum (ahhh Ally McBell) amım şahım bir performans göremedim. Almışlar Ironman' Judge yapmışlar! başka da bir şey yok! Aşk desen onu da  bulamadım, az biraz fazla saçmalamışlar yani çok farklılık göremedim.
Tamam sıkılmadım, sonuna kadar izledim, yarıda bırakmadım ama televizyon filmi tadında bir film çıktı karşıma o kadar, yani cicim siz bilirsiniz.

Friday, May 29, 2015

Leviathan..

Kültürlerin, toplum yapılarının, aile ilişkilerinin, kadın-erkek bakış açılarının ne kadar ama neeee kadar farklı olduğunun, olabildiğinin ve bir o kadar da kamusal bazı olayların tüm bu farklılık içinde nasıl olup da bir yerinden benzeştiğinin çok garip bir izdüşümü.Yine kimselere kızamıyor, her birine üzülüyor, hepsine hak veriyor, ve üzülmekten başka da bişi yapamıyoruz. Senenin yabancı film Oscar adaylarından olan Leviathan, ödül döneminin de çok konuşulan yapımıydı.Öyle hafif uzun oluşuna, az biraz yavaş ilerlediğine bakmayın ve bence izleyin derim.Sonuçta bambaşka bir kültürün, belki de içine girmeden asla öğrenemeyeceğimiz yapısına bir film içinde mercek dayamış, 2 saat içinde çok şey öğrenebilmiş oluyoruz. 

Wednesday, May 27, 2015

Pozitia Copilului.. // Child's Pose..

Çocuk yetiştirmek üzerine, anne olma üzerine, baba-anne rolleri üzerine, erkek çocuk-annesi üzerine, tek çocuk olgusu üzerine, harbi etkileyici bir Romen filmi.
Bir kere oyunculuk çok iyi. Zira sanki BBG evi izliyormuş, harbiden olaylar o şekilde vuku buluyormuş gibi canlı, gerçekçi.
Ülkenin durumu pek bi tanıdık!Kadına bir türlü kızamıyorsunuz, çocuğa bir türlü kızamıyorsunuz, ne yapacağınızı bilemiyorsunuz, paso kendinizi onların yerine koyup hayır böyle olmamalı diyip diyip kadının yaptıklarına dur da diyemiyorsunuz.
Çok enteresan, bence gayet iyi ve düşündürücü bir film. 

Monday, May 25, 2015

Tangerines..

Öncelikle söylemem gerekirse oldukça sessiz, sakin ve kendi halinde bir savaş filmi, Mandalinalar. Ancak etkili olan da o sadelik içerisinde verdiği duygu. Çok yavaş ilerlemesine rağmen hiç sıkmadı. Ve bu sessizliği içerisinde hep zihnin bir köşesinde düşünmeye sebep oldu. Tabii ki savaşın küçücük bir yerde bile olsa ne kadar etkili sonuçlar doğuran bildiğim ve hayatları etkileyebildiği üzerine. Ve en ilginci savaşan her iki tarafında kendine özgü sebepleri olduğunu çok naif bir şekilde işlemesiydi. Öyle ki iki tarafa da kızamıyorsunuz, Öyle ki her iki tarafa da hak veriyorsun, her iki taraf için de üzülüyorsun.
Çok klasik bir festival filmi niteliğindeydi. Belki de sırf bu yüzden Oscar'a aday olması bile şaşırtıcıydı. Ve kanımca İda ile kıyaslandığında; her ikisi de klişe (ancak kesinlikle olumsuz anlamda söylemiyorum) bir festival filmi olması bağlamında, Mandalinler'in kazanması çok daha iyi olurdu. Yani ben Akademi üyesi olsam, oyumu Mandalinler'den yana kullanırdım sonuçta İda gibi klasik 2. Dünya Savaşı Nazi katliamını konu olan filmler çok sık yapılıyor çok sık gösterime giriyor ve çok sık ödül kazanıyor, dolayısıyla en azından bu seferlik bir farklılık yaratılabilirdi.
Sonuç olarak ben sevdim. Siz de farklı sessiz sakin öyle kalabalık ordular içermeyen kendi halinde bir savaş filmi izlemek istiyorsanız bence bir şans verebilirsiniz en azından bu seneki Oscarlar'da yabancı film dalında aday olmuş bir film, Mandalinalar.
Meraklısına: Dikte kullanarak yazdığım ilk post oldu kendileri :)) 

Friday, May 22, 2015

The Hunger Games: Mockingjay - Part 1..

Alınız bir Hobbit: 5 Ordunun Savaşı vakası daha! Sırf daha çok box office getirisi olsun diye ikiye bölünmüş bir hikayenin filmi! Dolayısıyla da zaten bir öncekinin sonu unutulmuşken, zar zor hatırlanmaya çalışılırken lank diye bitiveriyor!
Öyle havada kalan bir hikaye havada iki döndürülüp lank diye yine havada bir güzel bırakılıveriyor! 
Dolayısıyla ben bu sefer öyle pek heyecanlanamadım ve dolayısıyla zevk alamadım. Zira her şey kursağımda kaldı. Zaten kendisini çok severdim ve dolayısıyla çok üzülmüştüm, P.Seymour'u görmek çok hüzünlüydü:(
Neyse daha öncekilerin hatırına ve sonra gelecekler adına izleyin anacım ;)

Wednesday, May 20, 2015

Mikra Anglia..

Oldukça uzun ve biraz yavaş ilerleyen bir Yunan filmi olur kendileri. Tam bir festival filmi havasında. Bir sene önce Yunanistan'ın Oscar'daki aday adayı imiş ancak shortlist'e kalamamış.
Sıkıldım mı, hayır. Çok beğendim mi, hayır. Kötü müydü, hayır. Muhteşem miydi, hayır.
Görüntüleri, mekanları güzel olan; 2. Dünya Savaşı döneminde geçen, hüzünlü bir aşk hikayesi, aile dramı.
Oldukça nötrüm, izleyip izlememek size kalmış.
SPOILER
Kıza acayip yazık oldu. Küçüğe de yazık ama büyük resmen kahrından, aşkından öldü gitti garibim. Neymiş, kimseyi o kadar sevmeyecekmişiz, nokta!

Monday, May 18, 2015

Hobbit: Battle of Five Armies..

İlk kez bu sefer hiç zevk almadığım bir Orta Dünya filmi oldu! Çok fazla 'yapılmış olmak için yapılmış' hissi verdi. İliklerine işlemiş adeta. Yani hadi film daha sıkalım da çıkaralım, gişe olsun denmiş gibi geldi. Evet serinin severleri için her hâlükârda zevkli olmuştur. Sonuçta kafalarında tasarladıkları bir kurguyu beyazperdede görmek çok eğlenceli gelmiştir, ancak bana hiç keyif vermedi.Sıkıldım ben efendim, siz kararınızı kendiniz verin derim.Zira kitapları da, çok utanarak söylüyorum ki, okumamış biri olarak konunun ucu bucağına kaçırmışım zaten, hiç toparlayamadım, öyle bi izlemiş oldum :// 

Friday, May 15, 2015

Unbroken..

İnanılmaz uzunlukta, seyrederken insanı insandan alan oldukça uzun ve tabii ki hüzünlü, acı işkencelere maruz kalan Bir adamın gerçek hayat hikayesini konu alıyor.
Tabii ki 2. Dünya Savaşı döneminde geçiyor tabii ki işkence edilen bir Amerikalı üzerine. Evet adam güzel oynamış, konu çok hüzünlü, inanamıyorsunuz bu kadar nasıl katlanmış bu adam diye. Bi de aklıma sürekli tasavvuf anlayışı geldi. Zira acılara tahammül etmek, şikayet etmemek kabullenmek kavramlarını adam tam anlamıyla hayata geçirmiş bir şekilde canlı örnek olarak yaşamış. Taktir etmemek mümkün değil. Ama bir yandan da adamın içerisinde nasıl bir güç, sağlamlık varmış demeden de duramadım. Zira başka biri olsa bu kadar işkence çekerken kendimi zorlayayım dayanayım diye kendini zorlasa da yine de dayanamaz diye düşünüyorum. Demek ki gerçekten zenciler gibi o kadar güçlüğü aşabilecek bir fiziksel DNA'ya sahipmiş adam. 
İzleyebilirsiniz ama bu kadar işkence sahnelerini içiniz kaldırırsa izleyebilirsin diyorum. Zira ben bazı sahnelerde ekrana bakamadım. Bir de biraz fazla uzun geldi, aynı şeyler tekrarlanmış olduğu için. Ama gerçekte de aynen tekrarlandığı, yaşandığı düşünüldüğünde ne kadar büyük acılar çektiğini adamın, tabii ki bize çok iyi aktarmış oluyor. 
Sonuç olarak bu tarz filmlerden hoşlanıyorsanız seyredebilirsiniz zaten savaş filmlerinden, 2. Dünya Savaşı dönem filmlerinden hoşlanıyorsunuz birebir diyebileceğim bir yapım var karşımızda.

Wednesday, May 13, 2015

Benimle Oynar Mısın?

Çok ümitlenmiştim, sonuçta Çarşı'yı içeren bir dönem filmi. Ancak ne yazık ki çok beğenmedim. Çok büyük olduğunu düşündüğüm senaryo kusurları var, birçok şey havada kalıyor ancak havada kalma sorun değil izleyici zihninde tamamlayabilir diycem onu da diyemiyorum çünkü zihinde tamamlanmaya yetecek kadar, vermiyor izleyiciye. Kaldı ki erkek karakter hiç olmayacak kadar silik bir kişilik sergiliyor sonuçta çok etkin aktif lider ruhlu bir grubun üyesi bir kişi olarak böyle bir niteliğe sahip olması tezatlık oluşturuyor.
Demem o ki, çok uzatamayacağım ne yazık ki çünkü uzatmamı sağlayacak bir yapı bulamadım içerisinde filmin. O yüzden son olarak diyebileceğim tek şey en azından İnönü Stadı'nın, Çarşı'nın yer aldığı, yakın dönemin eğlenceli görüntülerini, gerçekte var olmuş sahnelerini kayda almış olması nedeniyle en azından arşivlerde ya bulmayıp kendine sağlayabilmiş bir yapım olmuş. Sadece bu kadar!

Monday, May 11, 2015

FikriMühim Gliss kampanyası..

Öncelikle yaklaşık 7 senedir bir FikriMühim olarak ilk kez bu kadar büyük miktarda hediye yollayan bir marka ve onun FM kampanyası ile karşılaştım. Bu bağlamda Gliss markasına olan nötr algım direkt pozitife yöneldi. Öyle ki aklıma Nescafe kampanyası ve bir kırmızı bardak dahi kutuya eklememiş olmaları geldi. Bu noktada Gliss'in 250 ml. ürünlerden bir tane, 400 ml. üründen de bir tane eklemiş olması, ayrıca da indirim kuponları eklemiş olması inanılmaz memnuniyet verici oldu.
Ürünün kendisine geçecek olursam; kendisini ilk kez market raflarında gördüğümde doğrudan rengine ve içerisinde sim varmış izlenimi uyandıran ambalajına hayran kalmıştım. O günden beri de çok denemek istiyordum. O yüzden kampanya dahilinde olması beni çok mutlu etmişti. Ancak FM kampanyasını İlk duyduğumda, itiraf etmem gerekirse, bu ürünün sadece şampuanının değil saç kremi ve diğer tüm çeşitlerinin var olacağını sanmıştım. O yüzden paketi açtığımda sadece şampuanlarla karşılaşmış olmak biraz şaşırttı beni. Çünkü diğer hep tüm ürünler birlikte kullanıldığında her zaman bu tip ürünlerin çok daha iyi bir sonuç vereceği bilgisi verilir pazarlama kampanyalarında. Neyse onları da kendimizin alıp denemesi gerekiyor belki de ;) Ancak altı tane büyük boy ürünün aynı tek bir kutuda  müşteriye ulaştırılması büyük bir özveri ve takdiri hak eden bir davranış. O yüzden markayı kucak dolusu tebrik ediyorum, teşekkür ediyorum. 
Hemen belirtmeliyim ki: Normalde organik şampuan kullanmaya çalışıyorum kullanamasam da içerisinde SLS ve paraben olmamasına dikkat ediyor, bu nedenle de son dönemde en kolaylıkla ulaşabildiğim ve fiyatı düşük olan bebek şampuanı UniBaby'yi kullanıyorum.
Bu nedenle ürünün paraben içerip içermediğinden emin olamadım, içerik etiketi bağlamında, ancak direk SLS içiriyor olması beni üzdü. Bunu da ilk başta belirtmemde fayda var. Eğer ki en azından SLS içermeseydi bundan sonra rahatlıkla kullanabileceğim  bir şampuan olacaktı. Çünkü kullandığımda yaşadığım ürün deneyimi oldukça pozitif oldu. Normalde saç kremi kullanmıyorum ve kremli şampuan da tercih etmiyorum. Bu bağlamda kendisi de kremli olmamasına rağmen saçlarımı kolaylıkla tarayabileceği bir şekilde yumuşatılmış olması beni mutlu etti. Ayrıca kokusu muhteşem. Rengini zaten söylemiştim ilk gördüğüm andan itibaren kalbimi çaldı. Keşke gerçekten paketlemesinde görüldüğü gibi içerisinde azda olsa sim olsaydı :))
Dediğim gibi organik şampuan kullanıyorum, ancak onlar da genellikle çok köpürmüyor ve dolayısıyla fazla miktarda kullanmayı gerektiriyor. Bunun içerisinde SLS olduğu ve doğal olarak organik olmadığı için daha ilk yıkamada oldukça köpürdü. Oldukça da güzel temizledi. Sonuç olarak ben bu kampanyayı çok beğendim, memnun kaldım, organik şampuan seçeneği olmadığında da tercih edebileceğim bir ürün olarak listeme girmeyi başardı.
Hem Fikrimühim'i böyle büyük bir kampanyaya imza attığı için, hem de markayı ürün miktarı konusunda oldukça cömert davranarak kampanyaya dahil olduğu için tebrik ediyorum. 

Friday, May 08, 2015

Big Hero 6..

Bu sene Oscar'larda en iyi animasyon film ödülünü evine götürdüydü, çoktan izlediydim de ancak anca sıra geldi desem :((
Zaten baştan bence de o hak etmişti. Tam Amerikan kahramanlık öyküsü. Çocukları da çok da güzel bilime, okumaya, eğitime yönlendiren öyküsü var. Ben sırf bu nedenle bile çok sevdim, öykü de çok güzel kurgulanmış. Şahsen çok sevdim. Çok beğendim. Tek handikabı o hüzünlü öykü. O sebepten çocukları üzmesi beni daha çok üzdü. Ben bile bayağı duygulandım zira. Sırf bu yüzden o güzel niteliğini geri itip çocuklar için önermeye bilirim :(
Meraklısına: 3D çıktıcıların yakında bizim evlerde de olacağının ön görüsünü görmek şimdiden çok heyecanlandırdı, onu da diyim :) 

Wednesday, May 06, 2015

Force Majeure..

Çok ama çoook garip bir film! Nasıl sakin nasıl sade ama o sadelik içinde bir noktada sizi takkkk diye birden bi vuruyor, ahan da orada kalıyorsun, tabiri caizse kal geliyor, daha da doğrusu apışıp kalıyorsun! Sonra aynı sadelik, sakinlik ve evet evet doğru kelime dinginlik, dinginlik içinde paso o durumu düşünüp duruyorsun karakterlerle bir, eş zamanlı olarak. Doluya koyuyon, boşa koyuyon, kadına hak veriyon, adamı dinliyon bu sefer ona hak veriyon, kimselere kızamıyon, Avrupai modern çekirdek ailedeki çocuk-ebeveyn ilişkisine ebliyon ve sona geldiğinde sen de bir karar vermiş oluyon.Çok absürt bulabilirsiniz belki ancak aklıma birden öyle geldi, nasıl ki Gravity uzay filmlerine yeni bir bakış getirdiyse, bunda da benim açımdan, izlediklerim çerçevesinde, ilişki filmlerine yeni bir bakış var kanımca.
Sonuç; tabii ki kesinnnnn izliyorsunuz, kaçmaz..