Monday, September 29, 2014

Weekend..

Bu sezon gösterime giren, tabii ki bilenin bildiği bir gay aşk hikayesi. Bence çok güzel bir öykü ve film.
Her zaman olduğu gibi o özgün zor yaşamlarına ve psikolojik dayatmalara karşın ne kadar güçlü birer kişilik olduklarını bir kez daha bize öğretiyorlar kanımca.
Çocuğa ve her şeyi kabul edişine, her zaman olduğu gibi, hayran kalıyorsunuz. Üzülüyorsunuz ancak onun üzülmeyip hemen ayağa kalkıp yola devam etmesine hayran kalıyorsunuz ve helal diyorsunuz.
Kendi küçük dünyasında kendi yarattığı hayatında huzurlu, mutlu yaşamına alkış tutuyorsunuz.
Bir hafta sonunun nelere kadir olduğunu görüyorsunuz...

Friday, September 26, 2014

Wild / Cheryl Strayed..

Her bu tip kendini bulma yolculuğu kitabı ve filmi için hissettiğim his Wild için de geçerli: kıskandım! Belki fiziksel olarak yapabilirlik durumunda olsaydım yapmazdım, ancak şu an için öyle yolculuklara çıkanlara özendiğim ve gıpta ettiğim bir gerçek.
O yüzden Cheryl kızımıza aferin :)
Son sayfaya kadar yüreğim ağzımda ha bu kızın başına bir şey gelecek diyerek endişelensem de çok sevdim keratayı. Anlatım tarzı, bir şekilde hayatını yoluna koymasına, öyle veya böyle aklın ve o meşhur hidayetin yolunun tek olduğunu ve ona ulaşmadan kimsenin huzura kavuşamadığını bir gerçek örnek üzerinden daha görüyoruz.
Kızın bence harbiden yazımı güzel. Sevdim. O yüzden diğer hikayelerini (netten bulabilirsiniz) ve kitaplarını okunacaklar listeme aldım.
Filmi de birkaç aya gösterimde. Zaten ondan önce okumak istiyordum, çok şükür kısmet oldu da bitirdim. Kim derdi ki kadın o halde başladığı yolculuğu bir gün kocaman, Oscarlık bakılan (daha şimdiden) bir filme uzanacak. Hayat işte..
Okuyun anam çok güzel :)

Wednesday, September 24, 2014

Gloria..

Frances Ha'da 27 yaşlarındaki bir kızımızın sanki yaşlılık halinin filmi gibiydi! Şaka gibi ancak Frances için söylediğim her şey bu 50'li yaşlarındaki kadın için geçerli!
Bizim yaşlılarımız neden böyle değil dedirtircesine kendini, yaşına bakmadan geliştirmeye, kendini mutlu etmeye, olabildiğince sosyal olmaya, her şeyi keşfetmeye, risk almaya açık, tatlı mı tatlı bir kadın.
Güçlü bir kadın. Evet üzülüyorsunuz, onun gibi sinirleniyorsunuz ancak onun, tüm aslında hepimizin olması gerektiği gibi ama bir türlü beceremediğimiz şekilde, kendini kısa sürede toparlamasına, hemen ayağa kalkıp kendisinin farkında olarak, kendine değer vererek kaldığı yerden devam etmesine delice hayran kalıyorsunuz. Her şeyi kabul edişine, sindirişine ve yola devam edişine...
Üzgünüm ama erkekler anlamaz bu filmi; o yüzden yine bir kadın, hatta orta yaş kadını filmi..
Not: ben bu filmle artık emin oldum ki, denizci erkekler hep aynı. sanırım tuzlu suyu, fazla iyot onların beyin yapısını bozuyor ve bu ortak durum onların da ortak beyin fonksiyonları  sergilemesine, dünyanın neresinde olursa olsun, özellikle de 40-50'yi geçince sapıtık bir tip olmalarına sebep oluyor.
Tavsiyem; gördüğünüz yerde kaçarak uzaklaşın...

Friday, September 19, 2014

Boyhood..

Son dönemin en çok konuşulan, en merak edilen, bize gelmek bilmeyen ve internete düşmek bilmeyen filmi! Sonunda alt yazısız da olsa düştü, hem de hd olarak. Da izleyebildim vesselam.
3 saate yakın süresiyle pek sıkmayan, bir çocuğun 12 yıllık yaşamını, her yıl birazı çekilerek, tam da 12 yılda biten bir film.
Konu gerçek değil, sadece karakterleri oynayanlar hep aynı kişiler ve onların fiziksel olarak 12 yıllık değişimini tek bir filmde görmek çok değişik, orijinal, hoş bir fikir bence.
En çarpıcısı bu. Beni diğer etkileyense zaman atlamalarının, yani track of time'ın kullandığımız teknolojiler bazında anlaşılması!
Neden bilmem bu beni çok etkiledi. 12 yıl zarfında çocukların önce sadece tv'de ne varsa onu izlemesi, sonra konsol oyunlarına sarması, sonra şu pager gibi yemek verip beslenen dijital oyuncaklarla oynaması, X-box'lara geçiş, iphone'un arz-ı endam edişi, önce 3-3s-4-4s ve 5 sıralamasıyla geçişi, x-box'ın tahtını wii'ye bırakışı...
eskiden filmlerde giysileri, arabaları referans alırdık ama anlaşılan o ki artık teknolojiyle zamanın hesabını tutabiliyoruz.
Resmen bendeki durum şuydu: şu an 3s'i kullandığına göre sene 2012 olmalı!
Şaka gibi resmen.
Bu bağlamda filmin 3. güzelliği, deli bir kurguya sahip olmasıydı. Öyle güzel geçiş yapmış ki time laps arası hiç yadırgamıyorsunuz. Konu resmen su gibi, kaymak gibi, yağ gibi akıyor, bir kare öncesi 1 sene öncesi olmasına rağmen asla garipsemiyor, anaa noldu şimdi, buraya nereden geldik, asla demiyorsunuz, dedirtmiyor, en azından ben demedim.
Günümüz yerli dizilerindeki zamanlama, diyalog hataları saat-gün aralığında bile hata verirken yıllarda böyle bir şey olmaması süper bence.
Onun dışında pek bir başka tarafı yok. Klasik o hep dediğim Amerikalı gençliğin durumu, weed pot içmeler, erken anne olmanın getirdikleri, erkeklerin genç olgunlaşması, Amerikalı çocukların resmen kendi başlarına büyümesi, aile-akrabalık bağların laçkalığı, 18'in sonra college'a gitme sevdası-hezeyanı ve gidişle ebeveynlerin düştüğü yalnızlık-mutsuzluk, aile içi şiddette herkesin resmen Allah'a emanet durumları vd.
Ama ilk kez 12 yıl aynı oyuncularla çekilmiş bir film olması özgünlüğü ile bile bence izlemeniz gereken bir film.

Wednesday, September 17, 2014

Allacciate le Cinture..

Öncelikle söyleyeyim ki; İtalyanca olması ve İtalya'da geçmesi sebebiyle önyargı bir yorum olabilir ;)
Zira filmi izlemem sebebim (tabii ki Ferzan filmi olması da bunda etkili ancak hepsinden öte), kesinlikle İtalya ve İtalyanca aşkım! Bu nedenle öyle bıdı bıdı İtalyanca konuşmalarına, kıro bilem olsa :p İtalyan erkeklerinin etrafta fink atmasına bayıldım, bayıla bayıla içime çektim.
Ve bir itiraf etmeliyim ki; kadın ve arkadaşlarının da düşündüğü gibi adamımız kıro, homofobik, geri kafalı ve eğitimsiz evet ama adam da bir vücut var ki, hiç kaslı erkek sevmem, ben bile oha dedim.
Kadın gibi 'bu benim olmalı' diye düşünmedim değil :p rezillik :P
Neyse efendim, filme gelirsek :) Cici, hoş, tam hafta sonu akşamlık ve tabii ki bir kadın filmi; ve benim aklımda kalan, daha doğru en öne çıkan yanı benim için; belki de bu aralar ki spritüel kitap okumalarım nedeniyledir bilemeyeceğim ama:
kadın adamı sevmemi ve bu sevgiyle onun tüm kusurlarını görmezden gelmesi, hiç yüzüne vurmaması, onu olduğu gibi kabul etmesi, çevresinin ve hep o çevreler yüzünden düşünmesi gerektiğini düşünceleri hiç takmaması ve tabiri caiz ise yüreğinin götürdüğü yere gitmesi ve tüm bu kabul edişin ona; adamın da onu son kertede olduğu gibi kabul etmesi, kucaklaması ve her şeyi sevmesi şeklinde geri dönmesi bence çok etkileyiciydi.
Yani böylesi öz ve ana bir nokta, öz-basit-sade-klasik bir öykü etrafında, çok da çabalanmadan ortaya konmuş. Bu budur nokta.
Hoştu, ben sevdim. Ancak dediğim gibi sevme nedenlerim ve güncel ruhsal durumum bağlamında da olabilir ;)

Monday, September 08, 2014

Bardabas - Okula Dönüş temalı Eylül 2014 kutusu..

Haftaya okullar başlamadan önceki hafta yapılacak en ama en güzel aktivite kutusu yine Bardabas imzalı.
Geçen yıl ki Eylül-Okula Dönüş kutusunun en favori parçalarının sürprizle daha da güzelleşmiş dopdolu bir kutu var karşımızda. Ve her zamanki o çoook tatlı Bardabas sürprizlerinde biri de kutudaki yerini almış! O yüzden direkt ondan başlıyorum: okullu Bardabas bıdıklarına özel Bardabas kalem çantası! İçerisinde Faber Castel kalemi ve silgisiyle çok cici bence.
Şahsen ben çocukluğumdan beri her türlü çanta delisi biri olarak çok sevdim. Hem de daha önceki sürprizlerinden biri olan Bardabas aktivite önlüğü ile de takım! Bayıldımmm.
Gelelim aktivite ayrıntılarına:

  • Dediğim gibi o çok konuşulan ve bence gelmiş geçmiş en iyi çocuk aktivite kutusu faaliyeti olan elma reçeli, bu kutuda da o güzel yerini almış; deli güzel cam kavanozu, elma desenli kapak kumaşı, yeşil bağlama ipi, taptaze elması, bir poşet şekeri ve karanfil-tarçını ile muhteşem bir fikir bence.


  • Okul kutusu olduğu için tabii ki kitap kurtlarına özel kitap ayracı yapma aktivitesi de tüm gereklilikleriyle unutulmamış.


  • Ve benim de çocukluğumda en en sevdiğim aktivitelerden kolaj ise renkli, kalın ve oldukça kaliteli kağıtlarıyla kutuda yer alıyor, panoları süslemeyi bekliyor..


  • Ponponla boya yapma olayı ise bence çocukların en sevdiği eğlenceliklerden biri. En azından benim yeğenlerim için durum öyle :) Hele ki nostaljik mandallarıyla pek bir tatlı.


  • Kalemlik ise 'fazla kalem yoktur' felsefesi güdenlere birebir :) Hele ki bence bu seneki kutunun süslemeleri pek daha bir hoş olmuş, tam sonbahara yakışır..


  • Tebeşirler ve çantasının yapılması olayı ise bir harika! Bizim bıdıklar özellikle sokaklara, kaldırımlara çizmeye bayılıyor, o yüzden tebeşir seti tam bizlik! Tam yine, hedef kitlesini, ilgilerini bilen ve onları uygulamaya koyan Bardabas'tan beklenen bir durum. Helal..


  • Tabii ki Bardabas okuma kitabı ve yıllık ders programı posteri ile tam takım bir okula dönüş seti olmuş.

Hele ki bu hafta tamamlanırsa, haftaya okulla birlikte derslere hazır ve nazır olmanın keyfi süper :)
Herkese iyi okullar...

Friday, August 22, 2014

Journey Into Healing / Deepak Chopra

Deepak'ın The Seven Spiritual Laws of Success kitabı için söylediğim şey* bu kitapta yine baba bir şekilde karşımıza çıkıyor.
* Bu arada şöyle bir durum dikkatimi çekti: Sanırım bizim eğitim sistemimizden gelen bir alışkanlıkla nedense bizim kitaplarda genelde durumlar arka arkaya sıralanıyor. Ancak Deepak gibi yabancı yazarların çok basitleştirici, maddelere, başlıklara ayırarak pratiğe uygulanmasını, hep akılda tutulmasını kolaylaştırıcı bir içerikte sunulması çok güzel. Bence örnek almalıyız. Amerika'yı yeniden keşfetmeye gerek yok yani.
Bu kitapta, Deepak'ın pek çok kitabında altını çizdiğimiz, kendisinin de zaten altını çizmemizi istediği vurucu cümlelerini topladığını; ve şaka gibi ama her bir mini cümlenin tek bir sayfaya konarak düzenlendiğini görüyoruz! Aç bak hatırla ve aklında tut.. bu kadar basit, bu kadar kolay, pratiğe bu kadar kolay adapte edilebilir.
* Accept what comes to you totally and completely so that you appreciate it, learn from it, and then let it go.
* Complete healing depends upon our ability to stop struggling.

Wednesday, August 20, 2014

The Seven Spiritual Laws of Success / Deepak Chopra

İlgili yedi kuralı okurken inanılmaz şaşırdım, öyle ki Cemalnur Sargut'un kitaplarında anlattıklarının pek çok yerde birebir, bu sefer İngilizce olarak ve Allah yerine insanın içindeki güç vb. tanımlamalar yazılarak ifade bulmuş olması inanılmaz şaşırttı beni.
Aslında diğer okuduğum tüm kişisel gelişim kitaplarında da her seferinde yine yeni yeniden şaşırarak ve de sevinerek (aklın yolu harbiden birmiş diye) görmüştüm bu benzerlikleri ancak Deepak'ta da ve böylesine birebir görmek çok şaşırttı.
Mesela karma kuralında, hadislerimizde geçen yaptığını tatmadan ölemezsini; verme kuralında her zaman halka hizmet ederek huzura ereceğimizi; least effort'ta her şeyin olacağına varacağı, kaderimizde varsa bir şekilde olacağını; her şeyi olduğu gibi kabul kuralında tevekkülü, Allah'ın her daim en hayırlısını verdiğine olan inancı; detachment kuralında hiçbir şeye asla bağlanmamamız gerektiğini vd. inançları, tasavvufi ifadeleri görmek çok aydınlatıcı.
Yine el altında her daim bulundurulması gereken, açıp açıp bakmalık ve uygulamalık..
Bu arada şöyle bir durum dikkatimi çekti: Sanırım bizim eğitim sistemimizden gelen bir alışkanlıkla nedense bizim kitaplarda genelde durumlar arka arkaya sıralanıyor. Ancak Deepak gibi yabancı yazarların çok basitleştirici, maddelere, başlıklara ayırarak pratiğe uygulanmasını, hep akılda tutulmasını kolaylaştırıcı bir içerikte sunulması çok güzel. Bence örnek almalıyız. Amerika'yı yeniden keşfetmeye gerek yok yani.

Monday, August 18, 2014

Scientific Healing Affirmations / Paramahansa Yogananda

Öncelikle söylemem gerekir ki yazarın biyografisi, okunması gereken ilk 10 kişisel gelişim kitaplarından biri arasında yer alıyor. Ve kitap o bidicik boyunu kat ve kat aşan bir seviyede yer alıyor.
Her şeyi, az öz bir şekilde şak ve pat diye önünüze koyuveriyor. Tabii anlayana.
Bu kadar kolay görünen olayların, pratiğe geçirilmesinin bu kadar zor olmasına çok üzülüyor ve kendime çok ama çok hayıflanıyorum.
Kitap, her türlü hastalığın, fiziksel hastalıkların hepsinin tedavisinin kişinin zihninde bittiğini; bunu yapmak için de nasıl hareket edilmesi gerektiğini, bir kez daha, bizlere anlatıyor.
Beni en ve ilk çarpan ifadesi, kendine inandıran tanımlaması; 'nasıl ki biliyorsunuz bazen insanlar o kadar çok üzülür, o kadar büyük bir şok yaşar ki o an birden bire hastalanıverir, o zaman neden insanların zihinlerinde öyle bir an, öylesine etkin bir yoğunluk yaratırlarsa var olan bir hastalığın iyileşeceğine inanılamıyor?!'. (yoğun dikkatin iyileştirici gücü).
Sağlıkla ilgili verdiği mantralar çok güzel ancak çoğu, Hristiyanlık bağlantılı olduğu için kişinin kendine göre ayarlaması gerekiyor. Hoş zaten herkesin kendine uygun mantrayı seçmesini salık veriyor.
Kitap, cep kitabı boyunda, ve benim gibi eminim sizin de pek çok yerin altını çizeceği nitelikte. Her böyle kitap için geçerli olduğu gibi bunun da tekrar tekrar sürekli bakılıp kendimize hatırlatılması gereken bir niteliği var. O yüzden boyutu da bu anlamda çok pratik.
Ablacığım sayesinde okuduğum bu kitabı ben de şiddetle tavsiye ediyorum.
Her baba kişisel gelişim, spiritüel yayın ve tasavvuf eseri gibi birbiriyle ne kadar uyuşan, hatta birebir aynı şeyleri söylediklerini görünce insan bir kez daha şoke oluyor, yumruk yemişe dönüyor.

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...