Friday, May 22, 2015

The Hunger Games: Mockingjay - Part 1..

Alınız bir Hobbit: 5 Ordunun Savaşı vakası daha! Sırf daha çok box office getirisi olsun diye ikiye bölünmüş bir hikayenin filmi! Dolayısıyla da zaten bir öncekinin sonu unutulmuşken, zar zor hatırlanmaya çalışılırken lank diye bitiveriyor!
Öyle havada kalan bir hikaye havada iki döndürülüp lank diye yine havada bir güzel bırakılıveriyor! 
Dolayısıyla ben bu sefer öyle pek heyecanlanamadım ve dolayısıyla zevk alamadım. Zira her şey kursağımda kaldı. Zaten kendisini çok severdim ve dolayısıyla çok üzülmüştüm, P.Seymour'u görmek çok hüzünlüydü:(
Neyse daha öncekilerin hatırına ve sonra gelecekler adına izleyin anacım ;)

Wednesday, May 20, 2015

Mikra Anglia..

Oldukça uzun ve biraz yavaş ilerleyen bir Yunan filmi olur kendileri. Tam bir festival filmi havasında. Bir sene önce Yunanistan'ın Oscar'daki aday adayı imiş ancak shortlist'e kalamamış.
Sıkıldım mı, hayır. Çok beğendim mi, hayır. Kötü müydü, hayır. Muhteşem miydi, hayır.
Görüntüleri, mekanları güzel olan; 2. Dünya Savaşı döneminde geçen, hüzünlü bir aşk hikayesi, aile dramı.
Oldukça nötrüm, izleyip izlememek size kalmış.
SPOILER
Kıza acayip yazık oldu. Küçüğe de yazık ama büyük resmen kahrından, aşkından öldü gitti garibim. Neymiş, kimseyi o kadar sevmeyecekmişiz, nokta!

Monday, May 18, 2015

Hobbit: Battle of Five Armies..

İlk kez bu sefer hiç zevk almadığım bir Orta Dünya filmi oldu! Çok fazla 'yapılmış olmak için yapılmış' hissi verdi. İliklerine işlemiş adeta. Yani hadi film daha sıkalım da çıkaralım, gişe olsun denmiş gibi geldi. Evet serinin severleri için her hâlükârda zevkli olmuştur. Sonuçta kafalarında tasarladıkları bir kurguyu beyazperdede görmek çok eğlenceli gelmiştir, ancak bana hiç keyif vermedi.
Sıkıldım ben efendim, siz kararınızı kendiniz verin derim.

Zira kitapları da, çok utanarak söylüyorum ki, okumamış biri olarak konunun ucu bucağına kaçırmışım zaten, hiç toparlayamadım, öyle bi izlemiş oldum :/ 

Friday, May 15, 2015

Unbroken..

İnanılmaz uzunlukta, seyrederken insanı insandan alan oldukça uzun ve tabii ki hüzünlü, acı işkencelere maruz kalan Bir adamın gerçek hayat hikayesini konu alıyor.
Tabii ki 2. Dünya Savaşı döneminde geçiyor tabii ki işkence edilen bir Amerikalı üzerine. Evet adam güzel oynamış, konu çok hüzünlü, inanamıyorsunuz bu kadar nasıl katlanmış bu adam diye. Bi de aklıma sürekli tasavvuf anlayışı geldi. Zira acılara tahammül etmek, şikayet etmemek kabullenmek kavramlarını adam tam anlamıyla hayata geçirmiş bir şekilde canlı örnek olarak yaşamış. Taktir etmemek mümkün değil. Ama bir yandan da adamın içerisinde nasıl bir güç, sağlamlık varmış demeden de duramadım. Zira başka biri olsa bu kadar işkence çekerken kendimi zorlayayım dayanayım diye kendini zorlasa da yine de dayanamaz diye düşünüyorum. Demek ki gerçekten zenciler gibi o kadar güçlüğü aşabilecek bir fiziksel DNA'ya sahipmiş adam. 
İzleyebilirsiniz ama bu kadar işkence sahnelerini içiniz kaldırırsa izleyebilirsin diyorum. Zira ben bazı sahnelerde ekrana bakamadım. Bir de biraz fazla uzun geldi, aynı şeyler tekrarlanmış olduğu için. Ama gerçekte de aynen tekrarlandığı, yaşandığı düşünüldüğünde ne kadar büyük acılar çektiğini adamın, tabii ki bize çok iyi aktarmış oluyor. 
Sonuç olarak bu tarz filmlerden hoşlanıyorsanız seyredebilirsiniz zaten savaş filmlerinden, 2. Dünya Savaşı dönem filmlerinden hoşlanıyorsunuz birebir diyebileceğim bir yapım var karşımızda.

Wednesday, May 13, 2015

Benimle Oynar Mısın?

Çok ümitlenmiştim, sonuçta Çarşı'yı içeren bir dönem filmi. Ancak ne yazık ki çok beğenmedim. Çok büyük olduğunu düşündüğüm senaryo kusurları var, birçok şey havada kalıyor ancak havada kalma sorun değil izleyici zihninde tamamlayabilir diycem onu da diyemiyorum çünkü zihinde tamamlanmaya yetecek kadar, vermiyor izleyiciye. Kaldı ki erkek karakter hiç olmayacak kadar silik bir kişilik sergiliyor sonuçta çok etkin aktif lider ruhlu bir grubun üyesi bir kişi olarak böyle bir niteliğe sahip olması tezatlık oluşturuyor.
Demem o ki, çok uzatamayacağım ne yazık ki çünkü uzatmamı sağlayacak bir yapı bulamadım içerisinde filmin. O yüzden son olarak diyebileceğim tek şey en azından İnönü Stadı'nın, Çarşı'nın yer aldığı, yakın dönemin eğlenceli görüntülerini, gerçekte var olmuş sahnelerini kayda almış olması nedeniyle en azından arşivlerde ya bulmayıp kendine sağlayabilmiş bir yapım olmuş. Sadece bu kadar!

Monday, May 11, 2015

FikriMühim Gliss kampanyası..


Öncelikle yaklaşık 7 senedir bir FikriMühim olarak ilk kez bu kadar büyük miktarda hediye yollayan bir marka ve onun FM kampanyası ile karşılaştım. Bu bağlamda Gliss markasına olan nötr algım direkt pozitife yöneldi. Öyle ki aklıma Nescafe kampanyası ve bir kırmızı bardak dahi kutuya eklememiş olmaları geldi. Bu noktada Gliss'in 250 ml. ürünlerden bir tane, 400 ml. üründen de bir tane eklemiş olması, ayrıca da indirim kuponları eklemiş olması inanılmaz memnuniyet verici oldu.
Ürünün kendisine geçecek olursam; kendisini ilk kez market raflarında gördüğümde doğrudan rengine ve içerisinde sim varmış izlenimi uyandıran ambalajına hayran kalmıştım. O günden beri de çok denemek istiyordum. O yüzden kampanya dahilinde olması beni çok mutlu etmişti. Ancak FM kampanyasını İlk duyduğumda, itiraf etmem gerekirse, bu ürünün sadece şampuanının değil saç kremi ve diğer tüm çeşitlerinin var olacağını sanmıştım. O yüzden paketi açtığımda sadece şampuanlarla karşılaşmış olmak biraz şaşırttı beni. Çünkü diğer hep tüm ürünler birlikte kullanıldığında her zaman bu tip ürünlerin çok daha iyi bir sonuç vereceği bilgisi verilir pazarlama kampanyalarında. Neyse onları da kendimizin alıp denemesi gerekiyor belki de ;) Ancak altı tane büyük boy ürünün aynı tek bir kutuda  müşteriye ulaştırılması büyük bir özveri ve takdiri hak eden bir davranış. O yüzden markayı kucak dolusu tebrik ediyorum, teşekkür ediyorum.
Hemen belirtmeliyim ki: Normalde organik şampuan kullanmaya çalışıyorum kullanamasam da içerisinde SLS ve paraben olmamasına dikkat ediyor, bu nedenle de son dönemde en kolaylıkla ulaşabildiğim ve fiyatı düşük olan bebek şampuanı UniBaby'yi kullanıyorum.
Bu nedenle ürünün paraben içerip içermediğinden emin olamadım, içerik etiketi bağlamında, ancak direk SLS içiriyor olması beni üzdü. Bunu da ilk başta belirtmemde fayda var. Eğer ki en azından SLS içermeseydi bundan sonra rahatlıkla kullanabileceğim  bir şampuan olacaktı. Çünkü kullandığımda yaşadığım ürün deneyimi oldukça pozitif oldu. Normalde saç kremi kullanmıyorum ve kremli şampuan da tercih etmiyorum. Bu bağlamda kendisi de kremli olmamasına rağmen saçlarımı kolaylıkla tarayabileceği bir şekilde yumuşatılmış olması beni mutlu etti. Ayrıca kokusu muhteşem. Rengini zaten söylemiştim ilk gördüğüm andan itibaren kalbimi çaldı. Keşke gerçekten paketlemesinde görüldüğü gibi içerisinde azda olsa sim olsaydı :))
Dediğim gibi organik şampuan kullanıyorum, ancak onlar da genellikle çok köpürmüyor ve dolayısıyla fazla miktarda kullanmayı gerektiriyor. Bunun içerisinde SLS olduğu ve doğal olarak organik olmadığı için daha ilk yıkamada oldukça köpürdü. Oldukça da güzel temizledi. 
Sonuç olarak ben bu kampanyayı çok beğendim, memnun kaldım, organik şampuan seçeneği olmadığında da tercih edebileceğim bir ürün olarak listeme girmeyi başardı.
Hem Fikrimühim'i böyle büyük bir kampanyaya imza attığı için, hem de markayı ürün miktarı konusunda oldukça cömert davranarak kampanyaya dahil olduğu için tebrik ediyorum. 

Friday, May 08, 2015

Big Hero 6..

Bu sene Oscar'larda en iyi animasyon film ödülünü evine götürdüydü, çoktan izlediydim de ancak anca sıra geldi desem :((
Zaten baştan bence de o hak etmişti. Tam Amerikan kahramanlık öyküsü. Çocukları da çok da güzel bilime, okumaya, eğitime yönlendiren öyküsü var. Ben sırf bu nedenle bile çok sevdim, öykü de çok güzel kurgulanmış. Şahsen çok sevdim. Çok beğendim. 
Tek handikabı o hüzünlü öykü. O sebepten çocukları üzmesi beni daha çok üzdü. Ben bile bayağı duygulandım zira. Sırf bu yüzden o güzel niteliğini geri itip çocuklar için önermeye bilirim :(

Meraklısına: 3D çıktıcıların yakında bizim evlerde de olacağının ön görüsünü görmek şimdiden çok heyecanlandırdı, onu da diyim :)

Wednesday, May 06, 2015

Force Majeure..

Çok ama çoook garip bir film! Nasıl sakin nasıl sade ama o sadelik içinde bir noktada sizi takkkk diye birden bi vuruyor, ahan da orada kalıyorsun, tabiri caizse kal geliyor, daha da doğrusu apışıp kalıyorsun! Sonra aynı sadelik, sakinlik ve evet evet doğru kelime dinginlik, dinginlik içinde paso o durumu düşünüp duruyorsun karakterlerle bir, eş zamanlı olarak. Doluya koyuyon, boşa koyuyon, kadına hak veriyon, adamı dinliyon bu sefer ona hak veriyon, kimselere kızamıyon, Avrupai modern çekirdek ailedeki çocuk-ebeveyn ilişkisine ebliyon ve sona geldiğinde sen de bir karar vermiş oluyon.
Çok absürt bulabilirsiniz belki ancak aklıma birden öyle geldi, nasıl ki Gravity uzay filmlerine yeni bir bakış getirdiyse, bunda da benim açımdan, izlediklerim çerçevesinde, ilişki filmlerine yeni bir bakış var kanımca.
Sonuç; tabii ki kesinnnnn izliyorsunuz, kaçmaz… 

Wednesday, April 29, 2015

Citizenfour..

Aslında çok etkileyici, yakın döneme ait tam arşivlik bir belgesel ancak gelin görün ki Amerika'nın böylesi bir ifşa operasyonunu konu alan bu belgesel, Amerika'nın en büyük film ödüllerinde en iyi belgesel dalında aday olabilme şansını kazanıyor. Bu da benim bir noktada ne yazık ki tüm olaylardan şüphe etmeme sebep oluyor. Belki de sırf bana yaşattığı bu duygu ile ödülü hak ediyor orası ayrı. Çünkü belgeselde ve özelinde Snowden tarafından vurgulanan husus da; insanların aslında her şeyden şüphe etmesi, hiçbir şeye kesin gözüyle bakmaması. Bu sebeple film bende bunu yaratıyor. Tebrikler. Ancak filme ve konuya bakıldığında o zaman bu anlatılanlar da mı bir kurgu, aslında yine hiçbir şey olduğu gibi olmuyor mu sorusunu, ikilemini yaratıyor bende orası ayrı.
Odaya diğer yandan bakıldığında ise Amerika'nın kendi devleti için bu kadar büyük bir olayı konu alan belgeseli Oscarlar'a aday gösterme izin vermesi ise gerçekten takdire şayan! Bu konuda bir tebrik hak ediyor.
Yine filme dönecek olursam; Snowden'ın yaşadıkları, yaptıkları bütün bunlar olurken ki sakinliği beni benden etti. Ben bile izlerken aman yarabbi şimdi ne olacak bu adama ne yapacaklar diye panik oldum stres yaşarken adamım bu kadar kendinden emin her şeyi kabul edişi gerçekten çok şaşırtıcı. 

Monday, April 27, 2015

The Tale of Princess Kaguya..

Nedendir bilinmez bu aralar ana fikri olmayan filmler çoğaldı mı yoksa bana mı öyle geliyor! Allah'ım yarabbim, Mr. Turner bir, Inherent Vice iki, ahan da bu üç. Ne bu yaz!
Hele ki bu filmden inanılmaz ümitliydim, o yüzden de çok büyük hayal kırıklığına uğradım. Hayır bir de film görsel açıdan o kadar güzel, o kadar rüya gibiydi ki, bu da konu açısından var olan hayal kırıklığım ikiye katlandı! 
Nasıl güzel renkler, nasıl güzel çizimler, o cici mi cici alt melodiler. Ve sen tut bu kadar güzelliğin üzerine hiçbir anlamı olmayan bir hikaye oturt! Olacak şey değil. Hele ki bir Japon animede! Onların ki zihinleri inanılmaz farklı, yaratıcı, olağandışı konseptler sunar.
Sonuç olarak demem o ki, açın o aksın ekranda, sesini kısın ya da altyazıyı kapatın, öööle izleyin bir masalı!

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...