La Tortue Rouge..

Kırmızı Kaplumbağa adlı bu Fransız-Japon yapımı animasyon, geçtiğimiz Oscar’larda en iyi animasyon dalında adaydı. Dolayısıyla o zamandan beri de izlenecekler listemdeydi. Kısmet bu hafta sonuna imiş. ‘Zootopia’dan iyi miydi diye sorarsanız, cevabım hayır, zira ben filme aşık olmuştum. Ve çok katmanlı alt metinleriyle sonuna kadar hak ettiğini düşünmüştüm. Ancak bunun da daha izlemeden, bu güne kadar hiç şaşırtmayan şekilde, Oscar’a ya da Altın Küre’ye aday tüm animasyonların bir şekilde izlenmeyi hak edecek yapımlar olması nedeniyle bunun da bir şekilde görülmeye değeceğini biliyordum. Ve yanılmadığımı da gördüm. Sinopsis ya da tanıtım metnini okumama alışkanlığım nedeniyle çok şaşırtıcı bir şekilde hiçbir diyalog ve hatta ‘hey’ kelimesi dışında hiçbir sözcüğün geçmediği, sadece doğa sesleri (ama ne sesler) ve çok hoş melodiler eşliğinde geçen, öylesine sade bir animasyonun gerçekten etkileyici olması çok takdire şayandı, kanısındayım.
Çünkü o sözsüzlük içinde dahi kendinizi huşu içinde izlerken buluyorsunuz. Sadece ana bir karakter var ve ona eşlik eden minik detaylar olmasına rağmen, özellikle o minik yengeç ailesi sizi pek çok kez güldürüp keyiflendiriyor desem :) Resmen çılgın tipler :)
Filmin tabii ki alt metni olan bir sembolizmi var ve onu çok güzel ifade ettiğini düşündüğüm kaynağından direkt alıntılamamın en doğrusu olacağını düşünüyorum.
Ancak az SPOILER içerdiğini belirtmek isterim.
“Ne zaman ki her karesi muazzam bir ressamın elinden çıkmış filmdeki beyimiz elindeki koşulları kabul edip kucaklıyor, işte o zaman kese biçe yaptığı firar araçlarını dağıtan kaplumbağa bile başkalaşım geçiriyor. Her şeyden izole olmuş bu adamı bağrına basıyor kara parçacığı. Asıl özgürlük burada diye işaret ediyor. Soru sorma, cevap arama, hem sorun hem de cevabın benim diyor. ”
[http://www.oscarboy.com/2016/12/04/the-red-turtle/]
SPOILER BİTTİ
İşte olay budur diyip bir tokat yiyerek yolunuza devam ediyorsunuz! Ee edebilirseniz tabii. Zira tüm gecenin kalanında ve şu an kaleme alırken de sorgutlamadığını söylesem yalan olur.
Sonuç olarak, geçmişte iki kez kısa animasyonda Oscar ödüllü yapımcıların elinden çıkma ve baba bi adaylığı da olan filmi, 80 dakikanızı ayırarak, izlerseniz bir şey kaybetmezsiniz, hatta kazanırsınız diye düşünüyorum. Hele ki Miyaki tarzını, ya da animasyonu seven bir filmseverseniz kesin bakın derim. Ne sade halde neler anlatılabildiğine şaşıp kalacaksınız diye de eklemek isterim ;)

Popular Posts