Triloji Atölyesi / mağara..
korunaklı yapısı ile ilk evimiz
mitolojik annenin mekanı=dişil
-yer&gök arası geçit vazifesi; özellikle şamanlarda
-ruhların yeryüzüne indiği yer
ilk kolektif belleğin+
bireyin kendini bulma, erginlenme için en kadim/ilk mekan
Önce işaretlerle anlam yaratıyoruz->mağara duvarları-bir bilinç nesnesi oluyor
(kolektif bilinç+bilinç dışının kaydını tutan ilk yer)
=>ilk simgeleştirme yetisi (Jung) ilk mağarada başlıyor (anlamlandırmak için sembolleri oluşturuyoruz)
sembol->alfabe->dil
3 şeyin harmanlanması gerekiyor ki kuantum sıçrayışı olsun:
(aksi halde kendini anlayamıyor&anlatamıyor)
1.imge
2.imajinasyon (hayal gücü)
3.pozitif bilgi/felsefe
=>ilk kalibrasyonu mağarada yaratıyoruz
Her zaman bu nedir sorusuyla başlıyoruz
Bu sorgulama bastırılmazsa felsefe ortaya çıkıyor->ilk mağarada
Mağara süreci=sofos’dan çıkıp felsefeye geçiş
Önce mitos‘ta cevap arıyorlar>yetmeyince~ilk Tales ile logos’a geçiş
Sofistlerle birlikte ilgi insana, insani sorunlara dönüyor
Bir mağarada çıkıp başkasına giriyoruz ancak artık metaforik olarak başka bir mağara söz konusu->Çünkü bilinç sıçraması için mağaraya girmek zorundayız
O gerçekle uyumlanana kadar mağarada kalıyorsun=kalibrasyon
Bütün değişim/dönüşümler için mağaraya girmek zorundayız (kolektif olarak)->oradan çıkış felsefe ile
Mağarada olma=idea’ya ulaşmamış olma
Platon&mağara alegorisi
Puer Aeternus (ebedi genç)-Jung
büyümeyi erteleme, sorumluluğu geciktirme
PA’ta kalmanın temelde 2 sebebi:
-yutan büyükanne
-kayıp yaşayacak olma korkusu
*Mağara~>o dönemi atlatmak için yaşanan süreç
Oraya girdiğimizde Puer Aeternus’uz
Kahramanın “yapabilir hale gelmesi”
Mağarada kalma nedeni
•başarısızlıktan
•sıradan olmaktan
•bağlanmaktan korkma
Mağaradan nasıl çıkarız
•ritim (sürdürülebilir, ilhamdan bağımsız çalışma)
-küçük+sık eylem
-ekonomik faaliyetten öte çalışma
•yüzleşme (ejderhayı öldürme değil, eşik geçme)
-imgelerin farkına varıp kişilere yönelebiliyoruz (=önce engellerin farkına varmak gerek)
-hayal kırıklığına tahammül=yeterince iyi olma (kendin+annen için)
-journaling
•bağ kurma (özgürlük hiç bağ olmama değil; seçtiğimizle hareket etme kabiliyeti)
=>olmazsa hep mağarada kalıyoruz
—-
İşlevi çok büyük, çok arkaik.
İlk Çağ’dan beri korunaklı yapısı ile ilk evimiz
Yaratılış, köken, yeniden doğuş vb mitlerin mekanı
Hepsinde ana rahmi işlevi görür
İnsanı insan yapan, ilk tanrıları doğuran, atalara saygı için belli günlerde orada toplanılan bir mekan
İlk törenlerimiz de ilk mağarada
Dağlar, ilk anlamlandırmaya çalıştığımız şey
-tanrıların ulu ve yüce mertebesine sahip
-eril
Mağaralar ise mitolojik annenin mekanı = dişi
-yer ve gök arası geçit vazifesi görür; özellikle şamanlarda.
-ruhların yeryüzüne indiği yer olarak kabul edilir
İlk insanca:
-türbe gibi
-kurbanda kesiliyor
-avlanma öncesi hazırlık yapılan yer
-adak da adanılan yer
Tüm bunlar için 250 milyon yıl öncesi geçerli.
Toplumun ilk kolektif belleği mağarada oluşuyor.
Toplumsal ritüellerin nasıl olması gerektiğini aktaran ilk yer.
İnsanlığın ilk hikayeleri mağarada başlıyor
Bireyin kendini bulma, erginlenme için en eski, en kadim, ilk mekanı
O yüzden canavarlar da orada.
Manevi yolda ilerlemek için mağarada kendini tecrit ediyor insan.
Kült olarak bir şeyin kabul edilmesi için:
-bir nesne ya da kişinin varlığı
-bir fayda görünmesi ya da zarar göreceğinin yokluğunda bilinmesi
-sonunda faydayı alma, zararı defetmek için bir şey yapmanın gerekliliği
=> bu bağlamda mağara, ilk kült sembol
-tanrının yeryüzündeki tezahürü
-kutsala ulaşma aracı
-onlardan biri olması için etrafında törensel bir takım şeylerin yapılması
Bütünsel anlamda bizi biz yapan ilk kavram.
Önce işaretlerle anlam yaratıyoruz -> mağara duvarları — bir bilinç nesnesi oluyor.
(kolektif bilinç ve kolektif bilinç dışının kaydını tutan ilk yer)
İnsanlığın geliştirdiği ilk ortak dil
İletişimin ilk başladığı yer
Soyutu somut yaptığımız ilk yer
Dolayısıyla ilk simgeleştirme yetisi (Jung) ilk mağarada başlıyor (anlamlandırmak için sembolleri oluşturuyoruz)
Duygunun anlam kazandığı (çeşitli bağlamlarda) ilk yer
Sembolleri ilk bulduğumuz
Aktarıcı + anlam verici ilk yer
Semboller, nesne ile özne arası bağlantı kurduğumuz ilk noktadır.
Semboller çok boyutlu olduğu için devingen yapıdadır -> o devingen Yapının ilk başladığı yer mağaradır => devingen olduğu için de farklı dönemlerde anlam değişebiliyor ve farklı anlamlara da gelmeye başlayabiliyor (Semboller)
Böylece kültürün bir ürünü oluyorlar
İmge = hayal, imar -> insanın zihninde yaratılan görüntü
-kişinin belleğinde var oluyor + orada belirsiz
Simge -> daha geniş anlamı olan, daha söylenemeyen, ruhsal bir olgu
Sembol -> alfabe -> dil
İlk insanlar için üç şeyin harmanlanması gerekiyor ki kuantum sıçrayışı meydana gelsin:
(aksi halde kendini anlayamıyor, kendini anlatamıyor)
-imge
-imajinasyon (hayal gücü)
-pozitif bilgi / felsefe
İşte bu ilk Kalibrasyonu mağarada yaratıyoruz
Kişisel + kollektif deneyimlerin ilk birleştirildiği yer
+ öyküleştirip kuşaklara aktarımını sağlıyorlar
sonsuz ihtimaller açılıyor mağarada
Her zaman bu nedir sorusuyla başlıyoruz. Bu sorgulama bastırılmazsa felsefe ortaya çıkıyor. Felsefe = soru sormak
Merak, hayret (ortak duygu) doğuştan gelir. Antik yunanistan’da doğmuştur.
Antik Yunan’da, bilmek için bilmek fikrini benimsiyorlar.
Ben kimim, biz kimiz -> mağarada çıkıyor ve böylece felsefe orada doğuyor.
Filozofya (philo-sophia) = bilgelik sevgisi
İlk MÖ 6.yy Pitagoras
sofos / sophos = bilge = sahip, daha Tanrı’ya ait bir özellik; emek çaba yok. -> felsefe etkinliğini yapan değil.
Filozofya = hakikat arayan = filozof = bilgiyi sevme, ona ulaşma çabası; emek göstermek, esas görevlerinden. -> felsefe etkinliğini yapan.
=> böylece bilinç sıçrayışı gerçekleşir.
sofos / sophos aslında hepsinde var ancak antik Yunanlar araştırmaya yöneliyor. Bir hayret var. Ki hayret temel duygu.
Mağara süreci = Sofozdan çıkıp felsefeye geçiş; emek vermeyi öğreniyoruz.
Filozofya, Linguistik olarak dostluk sevgisine benziyor.
Kendinden öncekini eleştirerek ilerliyor (etki tepki) -> mağaradaki gibi
Ancak temelde hayret var -> ki bu bir şey sormamıza neden oluyor
Önce mitos‘ta cevap arıyorlar. O yetmeyince - ilk Tales (su her şeyin kaynağı - yani mitos‘taki tanrı değil artık) ve doğa filozofları yanıt veriyor.
Mitos-logos geçişinin anahtarı ise değişim / Heraklitos
Mağara = her şeyin aktığı bir dünyada logosa ulaşılmalı (bu ilk Heraklitos da görülüyor)
Sofistlerle birlikte ilgi insana, insani sorunlara dönüyor.
Bir mağarada çıkıp başkasına giriyoruz ancak artık metaforik olarak başka bir mağara söz konusu. -> Çünkü bilinç sıçraması için mağaraya girmek zorundayız.
Labirent = bireysel seçim
Mağara = kollektif seçim (istesen de istemesen de giriyorsun)
O gerçekle uyumlanana kadar o mağarada kalıyorsun = kalibrasyon.
Bütün değişimler, dönüşümler için mağaraya girmek zorundayız (kolektif olarak) + oradan çıkış da felsefe ile oluyor.
Platon farkı (sofistten):
hakikat söz konusu olunca sınır yok.
sahip olma (sofistlerdeki), şüphecilikten ziyade
Genelgeçer bilgi için sağlam bir zemin arıyor.
Algılanan dünya ve görünen (idea) ayrı
Ya yöneten ya yönetilen oluyorsun
Doğru bilginin imkanı var diyor
Görüngüler ve idea alemi
Öz, kendine göre bir gerçekliği var
İdea = mükemmel formlar, hep aynı kalan
Bunu açıklamak için mağara’yı kurguluyor
Mağaranın içinde olmak idea’ya ulaşmamış olmak.
Gerçek bilgiye aklın yönetmesi ile ulaşıyor.
Ruh ve beden ayrimini başlatan aslında Platon ve onun mağara alegorisi
Gölge = sanrı
Mağaradan çıkınca ancak gerçek güneş = idea görülür (kendi tanrılarıımızdan çıkmalıyız ki)
Çıkınca aydınlık nesneleri aşama aşama görürüz ve gerçek güneşi görmeye hazırlarlar bizi (algı düzeyimizi)
Önce mağarada zincirli olduğumuzu fark edip -> ondan özgürleşmemiz lazım
Ruh, ışığa bakabilirse; ruhlar aleminde unuttuğunu hatırlar. Ki o hakikat = kendini bilmesi, tanıması.
(unuttuğu “ kendi idrak durumunu “ hatırlaması yeniden)
kendini görmek = hatırlamak = bilmek (tasavvufta da aynı şekil)
Tanrı’nın bir parçası olduğunu görecek, bilecek.
Bilmediğini bilmek + okumak => mağaraya girince buna fırsat buluyor
Hz. Muhammed -din anlayışında
Platon -felsefe anlayışında
Lewis Carol -edebiyat anlayışında
Puer Aeternus
*Puer aeternus (“ebedi genç”), Jungcu psikolojide büyümenin temel eşiklerini erteleyen, sorumluluğu geciktiren ve yaşamı “hep az sonra başlayacak” bir sahne gibi kuran bilinç örgütlenmesini adlandırır.
Eylemin tamamlanması öncesi geri çekilme de buna dahildir
Puer Aeternus’ta kalmanın temelde iki sebebi vardır::
-yutan bir büyükanne
-kayıp yaşayacak olma korkusu
Mağara süreci, işte bu dönemi atlatmak için yaşadığımız bir süreç.
Büyümeyi, ergenliğe geçişi reddetme
O koruyucu iklim, bir de pekiştiilince geri çekilme refleksi ortaya çıkıyor
Yutan yüz, başlangıca çağıran
Sınır koyan baba gibi yapısal eşikler de zayıflayınca kişi iyice yayar.
Güvenli ama dar bir çembere sıkışırız
O yüzden mağara arketipine ihtiyacımız vardır
Oraya girdiğimizde Puer Aeternus’uz.
Kahramanın “yapabilir hale gelmesi”
Mağarada uzun süre kalmamız kolaylaştıran anne = Yutan anne
Koruyucu ve kollayıcı anne = mağara = o yüzden dişil
İyi niyetli ama kişisel gelişimimiz müdahale
Zayıflığımız, çocukluğumuz bunu arttırıyor.
=> tüm bunlar birinci etken.
Mağarada kalınca zaman kaybediyoruz:
•Şimdiyi askıya alma
•mükemmelliyetçilik = erteleme
•Sürekli hazırlık halinde olma
•Başlanmayan başarısız olamaz ancak dönüştüremez de
=> o yüzden şimdiyi koymamız gerek
Ertelediğimiz şeyin nedeni hep çocukluğumuzla ilgili
Zaman mefhumu kayboluyor = zaman körlüğü
Yaratıcı yön ya da bir şeye ilgi büyük motivasyonla başlıyor -> ilk zorlukta o bilgi sönüyor -> yapılan şeye dair değersizleştirme oluyor -> yeniyi arama başlıyor => böylece hep bir tamamlananamama hissi
Sırf ilhamla çalışmadan başka bir ritim olmalı
Motivasyon değil, disiplin önemli
Sürdürülebilirlik, ilhamdan bağımsız bir çalışma ritmi olması gerek
Bu ritmi yakalayınca da tamamlayabiliyorsun
Mağarada kalmayı tercih etmenin nedenleri::
• başarısızlıktan korkma
• sıradan olmaktan korkma
• bağlanma korkusu
O yüzden doğru yolları bulup çıkmak gerek
Anima (dişil) da bunda etkili:
• hem o dişiliği yüce bir makama
• hem de cinselliğin aşılandığı
-> bu da bir yarılma yaratıyor, sahiciliği zedeleme söz konusu oluyor
Doğru duruş; karşımızdakini idealleştirmeme, sadece özne olmasa ki -> böylece duygusal patlama olmuyor.
Anne ilişkisi = yaratıcı kuvvetle ilişkisi kişinin
Mağaradan çıkmak = ejderha ile yüzleşmek demek (onu öldürmek değil, geçilecek bir eşik)
Bir de çıkış için önemli olan diğer husus, ekonomik faaliyetten öte çalışma edimi
Eril: sınır koymak, hareket etmek, eyleme geçmek, karar vermek
Dişil: bağ kurmak (çiçek, hayvan, tüm senenin kitaplarını sipariş vermek vb), almak-alıcılık, bakım yapabilmek (kendine)
=> bunlar dengeleniyor mağaradan çıkınca
Puer Aeternus önceleri eril zannedilmiş ancak cinsiyetsiz bir Arketip
Mesela kadının, onun şu olsun bu olsun ondan sonra ilişki olsun gibi hali Puer Aeternus
Mağaradan nasıl çıkarız:
• küçük küçük eylemler çok önemli (diğer arketiplerden farklı olarak)
• küçük + sık
• imgelerin farkına varıp kişilere yönelebiliyoruz (yani ancak önce engellerin farkına varmak gerekiyor)
• hayal kırıklığına tahammül edebilmek = “yeterince iyi” olmak (-> Kendin için de, annen için de yeterince iyi olduğunu kabul etme düşüncesinde olabiliyorsak mağaradan çıkabiliyoruz
+ gün sonu journaling’i ile günü kapatabilmek
Bu da çok iyi oluyor çünkü döngüyü kapatıyoruz zira netleştiriyoruz.
Mağara, sonsuzluk potansiyeli ile orada tutan bir bilinç hali.
• ritim
• yüzleşme
• bağ kurma
=> olmazsa hep mağarada kalıyorsun.
özgürlük = DEĞİL hiç bağ olmaması
= seçtiğimizle bağlı hareket etme kabiliyeti



Comments
Post a Comment