Annemin Uyurgezer Geceleri / Ayfer Tunç..
- Muga Mag kitap kulübü Aralık 2025 seçkisi.
- Yazarın resmen bir yürüyen Türkiye kolektif belliyor olduğunu artık tam anlamıyla ortaya koyan bir kitap kanımca.
- Bu bağlamda boşuna Bir Mâniniz Yoksa Annemler Size Gelecek kitabını yazmadığını bir kez daha anladım.
- Ki nedense bu kitapta da yine o eserinin tınısını çok hissettim. Adeta o yılları bol bol anlatmak için önde kısa bir öykü yaratılmış gibi geldi. Çünkü o kadar çok ayrıntı var ki size anlatamam.
- Dolayısıyla aynı baş karakterin mustarip olduğu o hiçbir şeyi unutamam rahatsızlığını yazarın kendisinin yaşadığını ve bunu da ancak kitaplarla bize böylesi boca ederek aktarabildiğini düşünmeden edemedim.
- En başından itibaren sonunu bir anlamda söylese de o merak duygusunu hiç yitirtmemesi çok enteresandı.
- Sonuna doğru duygusal yoğunluğunun çok arttığını itiraf etmeliyim.
- Ve aslında genel anlamda benzer şeyleri hissedenler açısından da okunmasının zor olduğunu ve dikkatli yaklaşılması gerektiğini hissettim.
- 80’lerde üniversite dönemini yaşayan bir kadın ve onun üzerinden geriye doğru dört kucak kadının, feci epik genetik izlerini böylesi akıcı bir şekilde vermesi gerçekten takdire şayan.
- Bu bağlamda hissettirmeden karakterlerin psikolojik tahlillerini, alışık olunan örüntülerden çıkmanın istense de ne kadar zor olduğunu, onlarla ilişkili olarak Bebek Evi vb sembolik isimlerle o dönemlerden çıkılmadığını çok iyi aktarıyor.
- Son olarak kesinlikle bir devam kitabı olacağına eminim ve her ne kadar baş erkek kahramanın E. olarak ifade edip buna bir açıklama getirse de beni onun gerçek bir kişi olmadığına inandıramadığını söylemeliyim.
Eyşan'la ben bugünkü Türkiye'nin on yıl önceki hali gibiydik. E.'yi kısmen de olsa almıştım, E.'nin hayatına yerleşmiştim ama iktidar olamamıştım, kültürel üstünlüğü ele geçirememiştim. On yıl önceki Türkiye'den farklı olarak bende para da yoktu üstelik. Yapabileceğim tek şey tıpkı Türkiye'nin yeni zengin sınıfının yaptığı gibi Eyşan'ın huzurunu kaçırmaktı. Ancak Eyşan'ın hayatına musallat olan bir illet olabilirdim, Eyşan'ın yaşama sevincini öldürmekle yetinmeyi öğrenmem gerekiyordu, öğrendim. Türkiye'nin yeni zengin sınıfı da öyle yapmıştı, hızla fakirleştirdiği kültürlü, biraz kibirli, medeni ve neşeli olmaktan vazgeçiremediği sınıfların yaşama sevincini öldürmeyi görev bilmişti. Başarıyordu ama sonra bir şey oluyordu, bu sınıflar yeniden canlanıyordu. Küllerinden doğuyorlardı, bu sınıfların çok derin kökleri vardı ve iktidarların elinde kökleri kurutmak için yeterli asit yoktu. Her şeye rağmen gençler bir araya geliyordu; okullarda yasaklanan mezuniyetler evlerde, bahçelerde yaşanıyordu, LGBTİ+ yürüyüşleri sokak aralarında da olsa yapılıyordu, çok pahalı da olsa bira içiliyordu, gençler gülüyorlar eğleniyorlardı. Kitaplar yazılıyor, filmler çekiliyor, tiyatro oyunları sahneleniyor, resimler yapılı yor, sergiler açılıyor, konserler veriliyor ve hepsi de bir karşılık buluyordu.
Çünkü yaşama sevinci öldürülemiyordu, bir süreliğine soldurulabiliyordu ama yok edilemiyordu.



Comments
Post a Comment