Permafrost / Eva Baltasar..

* Permagel

  • @kentkabilesi online bibliyoterapi atölyesi Aralık 2025 kitabı.
  • ...



Meraklısına: Ve sıra tabii ki toplantıda sevgili Funda hocanın anlattığı muhteşem notlardan bazı alıntılarda.

  • Varoluşçuluk, metnin ana merkezinde. 
  • Amerikalılar kitaba travma odaklı bakmış, Avrupalılar ise ironik ve lirik bulmuş.
  • Tema çok yoğun. 
  • Varoluşçuluk felsefesi, dünyaya fırlatılmışlık bilincini taşır. 
  • Kahramanımız uyum sağlamıyor, kendini iyileştirmeye çalışmıyor, anlam çıkarmıyor. 
  • Ölüm bir seçenek olarak yer alıyor onun için (varoluşçuluk açısından kaçınılmaz bir son olsa da ve dediğimiz gibi kitabın merkezinde varoluşçuluk yer alsa da)
  • A. Camu’nun isyanını reddeder; mesafeli geri çekilen bir metin.
  • Nihilist bir metin değil, duygusal minimalizm var. 
  • Permafrost -> metafordan ziyade felsefi ve ontolojik olarak yer alıyor; zira çözülmüyor.
  • Yaşama iradesinin askıya alınması durumu söz konusu (Rollo May)
  • Hayata katılmayı reddeden biri var 
  • Ancak melankolik değil. 
  • Yaşayarak ihanet etmek istemediği için -> hayatı, yaşama iradesini askıya alma durumu söz konusu. 
  • Kahramanımız, yabancı ve köksüz bir kadın. 
  • Yaşadığı karanlık bir çöküş de değil. 
  • Yaşamla barışma zorunluluğu yok 
  • Bir ton tepkisi de var ancak aşırı uyarı altında kapanma gibi. Yani depresyon değil. Noro fizyolojik bir korunma biçimi şeklinde; yeniden yaralanmamak için. 
  • Travma görünür bir şey değildir, negatif boşluklar halinde yaşamda görülür. Yani travmada dönmüş bir sistem anlatılmaz. 
  • İntihar / ölüm düşüncesi -> o askıya alınmanın bir varyasyonu şeklinde.
  • Ölüm arzusu, donmanın son aşaması zaten. 
  • Derinde her şey donuk, yüzeyde ise hayat var 
  • Dönmüş halde bir felaket yaşıyor ama açık bir kayıp yok. 
  • Modern bir melankoli kitabı (eski metinlerdeki melankoli daha patolojik bir şey şeklinde idi) 
  • Ölüm dürtüsü:: 
    • •Freud-yıkıcı
    • •burada ise-sessiz, hesaplı, estetikten arınmış; yaşamdan değil, uyanıştan kaçış gibi.
  • Acıya karşı çok dürüst bir metin (yani acıyı hissetmek istemeyen modern edebiyata karşıt bir metin)
  • queer bir kadın kahramanımız
    • •zira genel olarak kahramanımızda da görüldüğü gibi onlar için hayatın lineer olma fikri yoktur
    • •toplumsal normlar reddedilir
  • İlk dönem queer eserlerde -> ben kimim teması işlenir iken; 
  • Şimdiki queer eserlerde -> nasıl var oluyorum teması hakimdir. (artık kim olduklarını buldukları için)
  • Nasıl var oluyorum —> dünyaya karşı alınmış bir mesafe biçimi şeklinde karşılık bulur. 
  • Ancak queer olma hali -> bir özgürlük mü ? yoksa bir donma mı ? sorusu baki. 
  • queer - çok şey için yas tutan bir insan ama kendileri tutmadığını düşünür.
  • Romantizasyon yok; o yüzden şikayet yok
  • İyileşme küçümsemiyor + acı da yüceltilmiyor ~>> bu nedenle de şikayet yok.
  • Permafrost => dayatılan hayatı reddediyor ve bunu sessizce yapıyor. 
  • Memnun değil kahraman, dönmüş, hissetmiyor; sadece taşıyor. 
  • Umut yok ama umutsuzlukta parlatılmıyor kitapta. 
  • Travmatik bir donma var. 
  • Suçluluk, depresyon, değersiz hissetme, kendini kötüleme, kötüyüm ben deme -> bunların hiçbiri yok. 
  • Soğuk, mekanik bir metin. 
  • Zaten depresif bir metin dalgalıdır. 
  • Yorumluyor sadece, aynalıyor, bizi düşünsel alan açıyor. —> Dolayısıyla tam bir bibliyoterapi kitabı. 
  • Benzeri kitaplardan farklı olarak bu kitapta sadece bir anlatı bize sunuluyor, bir yol haritası verilmiyor. 
  • Atölye heteroseksüel olduğu için kahramanla özdeşleşmiyoruz ama onları yargısızca anlama imkanı veriyor metin bize. 
  • Bizim bilinçdışımızda queer olmadığı için özdeşleşmiyoruz.
  • Kitap ne bir sorun, ne de bir çözüm öneriyor. Sadece taşıyıcılığı izlettiriyor. -> O yüzden de durum meşrulaşmıyor, durumu anlaşılır kılıyor. 
  • Okuyucu olarak bizi biraz da psikoterapist koltuğuna oturtuyor. 


Yirmi üç yaşındayken her şey için geç kaldığını zannedersin. Kırkına yaklaştığındaysa aslında vaktinin tükenmediğini, her şey için olmasa da en azından asıl önem taşıyan şeyler için zaman kaldığını fark edersin. Neticede on küsur yılını nelerin önem taşıdığını öğrenmeye adamışsın. 

Tek yapmam gereken kendimi yaşamın akışına bırakmak, hiç direnç göstermemekti, tıpkı her yön değişikliğini kabullenerek ve aşınmayı benimseyerek nehrin akıntısında süzülmekten başka bir amacı olmayan çürük bir dal gibi.

Birinin tavsiyesi sayesinde iş bulmak âşık olmaya en yakın his olsa gerek, bir süre yerçekiminden kurtulmuş gibi yoğun bir haz yaşıyorsun, sanki hayatın aniden iki yanı ağaçlı bir yoldan geçerek durgun suların üstündeki geniş bir köprüye ulaşıyor. 

[âşık olunca] Karşındaki güzellikler öyle enfes ki etkileri yüzüne yansıyor, başka insanlara yayılarak hoşluk yaratıyor. Duyuların adeta diriliyor. Güneşi yeniden keşfediyorsun, gün ışığı her yana saçılıyor, dinlenen geometrik şekiller gibi maddelerin dış cephelerine yayılıyor.

Pollock boyayı tuvallere serper, o an aklına nasıl eserse öyle davranırdı. Sanat eseri nihai bir amaç olmaktan çıkıyordu, sanat zamanla ilişkiliydi, gerçek zamanlı bir sanattı, eylem halindeydi. Evet, bir çocuğun resmi gibi dürtüsel ve basit, ama bunun altında bir hassasiyet yatıyor, süreçle bağlantılı bir hassasiyet, sürece yoğunlaşan bir yaşam algısı.

Dış kaplamam sağlam, tıpkı teknelerinki gibi sugeçirmez, ama sahte değil: Katı buz tabakasının altında yaşama elverişli olsa da uyku halinde bir dünya var.

Comments

Popular Posts