Mumlar Sonuna Kadar Yanar / Sandor Marai..
* A gyenyak csonkig egnek -Almanca-
[ENG is below]
- @MugaMag kitap kulübü Eylül 2025 seçkisi.
- Aslında çok normal bir kitap okuyacakmışız havasında başlayan küçük bir roman gibi geldi en başında.
- Ancak sonra ağdalanarak ve ağırlaşarak devam edip güzel bir kıvam aldı.
- Yaşlı bir adamın o yaşa gelene kadar hayatı kendi çapında çözümlemesini bir monolog hâlinde bize aktarması güzeldi.
- Ancak tüm kurgu kasvetli ve sonda da o tüm kitap boyunca içimizde tuttuğumuz merak duygusunu tatmin edecek bir sonuca bağlanma olmayınca, en bildik tabiriyle havada kaldı. En azından kendi adıma öyle oldu.
- Tüm kitap boyunca içimizde tuttuğum her şeyin (merak/heyecan/gerilim) içimde patlamasına sebep oldu.
- Bu da kitaptan aldığım o hazzın bir tatminle sonuçlanmaması şeklinde vuku buldu.
- Velhasıl adamın hayata dair, insanoğlunun yaratılışına ilişkin tüm aktardıkları hoşuma gitse de; belki de o yaratıcı dokunuşu, tam kendime yakın hissetmediğim için keyif almayarak bitirdim.
- En çokta o ortalara doğru sanat bağlamında verdiği detaylar esas olayla tam ilişkilendirip çiçek açmadığı için hayal kırıklığına uğradım.
- Öyle bir şeyler bekliyordum büyük bir heyecanla. Ve o olmadı.
- Ancak sizin için her şey farklı olabilir; o yüzden kendi kararınızı vermeniz her zamanki gibi en uygun olan olur tabii ki de.
Sanki müzik meydan okurcasına mobilyaları havaya kaldırıyor, sanki bir güç pencerelerin önündeki ağır ipekli perdeleri dalgalandırıyor, sanki kalplerde gömülü, fosilleşmiş ve küflenmiş olan her şey bir anda canlanıyordu; sanki her insanın kalbinde ölümcül bir ritim saklıydı ve bu ritim hayatın belli bir anında güçlü ve kadersel bir şekilde duyulmaya başlıyordu.
"Benim vatanımın” diyor misafir, “varlığı sonra erdi. Benim vatanım Polonya ve Viyana, bu ev ve şehirdeki kışla, Galiçya ve Chopin'di. Bütün bunlardan geriye ne kaldı? Hepsini bir arada tutan o gizemli tutkal artık etki etmiyor. Her şey parçalarına ayrıldı. Benim vatanım bir duyguydu. Bu duygu yara aldı. İşte o zaman çekip gitmek gerekiyor. Tropiklere ya da daha uzağa."
Bu ev senin sığınağındı; tıpkı Ortaçağ'da dünyadan vazgeçenler için kalenin yada manastırın olduğu gibi. Ve bir korsan misali, güzel ve kıymetli olan her şeyi buraya istiflemiştin: Perdeler ve halılar, eski bronz ve gümüşler, kristal ve mobilyalar, nadide kumaşlar... Biliyorum, o yıllarda annen ölmüş ve sana Polonyalı akrabalarından da miras kalmıştı. Bir keresinde Rus sınırındaki bir çiftlikten söz etmiş, sana kalacağını söylemiştin. İşte çiftlik burada, bu üç odadaydı; mobilya ve resimlere çevrilmişti. Alttaki odanın ortasındaysa bir kuyruklu piyano; eski bir brokarla örtülü, üstünde de kristal bir vazo içinde üç orkide.
Bunlar bu civarda sadece benim seramda yetişir. Odalarda dolaşarak her şeyi en küçük ayrıntısına kadar inceledim. Senin aramızda yaşadığını ama bizim bir parçamız olmadığını anladım. Bu sanat eserini, bu sıra dışı evi dünyadan saklamak, sadece kendin ve sanatın için yaşamak amacıyla, inatla ve büyük bir güç sarf ederek gizli tuttuğunu anladım. Çünkü sen bir sanatçısın ve belki de bir eser yaratabilirdin" diyor itiraz kabul etmeyen bir ifadeyle."
Çünkü kalbin de kendi gecesi ve kurdun ya da geyiğin avlanma içgüdüsü kadar vahşi kendi kıpırtıları vardır. Rüya, arzu, kibir, bencillik, aşk deliliği, kıskançlık ve intikam hırsı insanın gecesinde, tıpkı çöl gecesindeki puma, akbaba ve çakal gibi pusuya yatmıştır. Bu, insan kalbinde ne gece ne gündüz olan andır, ruhun gizli köşelerinden sürünerek vahşi hayvanlar çıkar, kalplerimizde bir şey kıpırdar ve sonra ellerimizi de oynatır; yıllardır, hatta belki onyıllardır ehlileştirdiğimizi ve terbiye ettiğimizi sandığımız şey...
Her şey boşunaydı, bu kıpırtının gerçek anlamını kendi kendimize boş yere inkâr ettik: O, bizim niyetlerimizden daha güçlüydü, dağılmadı, sımsıkı durdu.
…. bir duygu, bir tutku insanın ruhunu tamamen doldurduğu zaman, böyle bir odun yığınının altında bütün duygudaşlığın yanı sıra intikam hırsı da parlayıp tüter.
Çünkü tutkunun özünü mantık teşkil etmez. Ötekinin ne verdiği tutkunun hiç umurunda değildir, o kendini bütünüyle ifade etmek, bütünüyle yaşamak ister; karşılığı yalnızca tatlı duygular, nezaket, dostluk ya da sabır olsa bile.
Odaya sadece gençlik getirmemişti, hayır; tutkuyu ve kibri, mutlak duyguların egemen özbilincini de getirmişti. O günden beri de, dünyanın ve hayatın verdiklerini böylesine bütün benliğiyle karşılayabilen bir insana rastlamadım; müziği, ormanda erken sabah yürüyüşünü, bir çiçeğin rengini ve kokusunu, bir insanın doğru ve akıllıca bir sözünü. Kimse nadide bir kumaşa ya da bir hayvana Krisztina gibi dokunamazdı. Hayatın basit hediyelerine bu kadın kadar sevinebilen birini tanımıyorum: İnsanlar ve hayvanlar, yıldızlar ve kitaplar, her şey ilgisini çekiyordu ama kibirli bir tarzda değil, kemikleşmiş bir uzmanlık takıntısıyla değil, hayatın gösterebildiği ve verebildiği her şeye yüzünü dönen bir dünyaperestin önyargısız sevinciyle. Sanki hayatın bütün tezahürleri onu bizzat ilgilendiriyordu, anlıyor musun? Evet, kesinlikle anlıyorsun. Ve bu önyargısız yakınlıkta tevazu da, hayatın büyük bir lütuf olduğu bilgisi de vardı.
***
[in ENG]
Embers / Sándor Márai..
* A gyertyák csonkig égnek – Hungarian edition
- @MugaMag Book Club – September 2025 Selection
- At first, it felt like we were going to read an ordinary little novel, the kind you’d expect to be quite simple.
- But as it went on, it thickened and deepened beautifully.
- It was pleasant to follow an old man’s monologue as he analyzed his life in his own way up to that age.
- However, since the entire narrative remained somber and in the end, there was no resolution to satisfy the curiosity we’d been holding throughout the book, it felt, to put it simply, unfinished. At least for me.
- Everything I had held inside while reading (curiosity, excitement, tension) ended up bursting within me instead of finding release.
- So the pleasure I got from the book didn’t culminate in satisfaction.
- In short, although I enjoyed the man’s reflections on life and human nature, perhaps because I didn’t quite resonate with that creative touch, I finished the book without much delight.
- What disappointed me most was that the artistic details given midway through never fully bloomed or tied into the main theme as I had hoped.
- I was expecting something grand to unfold and it didn’t.
- Still, your experience may be completely different; as always, it’s best to make your own judgment.



Comments
Post a Comment