‘Ağır’ Roman Atölyesi - sonbahar döngüsü: Damızlık Kızın Öyküsü..

Önce dizisiyle sonra asıl kitabı (ve devam kitabı) ile tanışmamla birlikte büyük bir hayranlık beslediğim Damızlık Kızın Öyküsü serüvenimin, @kentkabilesi Ağır Roman Atölyesi kapsamında sevgili @funda hocadan dinlediklerimle taçlandığını söylemeliyim.

Bir iktidar-baskı-direniş öyküsü olan kült eserin belli başlıklar üzerinden öyle güzel analizini bize sundu ki, her şeyin her zamanki gibi çok daha iyi yerine oturmasının tatminini yaşadım.

  • Tema-motif-sembol yerleşkesi üzerinden öncelikle gitmek gerekir çünkü ana klasik eserler bunun üzerinedir ki bizi diğer eserlere bağlarlar bu şekilde.
  • Zira roman, ana akım kitaplardan biridir. 
  • Çağdaş romanlarda da en çok atıfta bulunulan eserdir.
  • Tema: iktidar, baskı, kadın bedeni, kadın bedeninin politikalaşması, direniş, umut.
  • Motif: renkler, gözler, dualar, ritüeller. 
  • Sembol: kırmızı elbise (sistemin en görünür simgesidir, bir mahkum elbisesi gibidir), duvar, bahçe, kitaplar, yazı, ayna.

  • Karakterlerin çok belirgin Narsistik özellikleri vardır; erkekler (özellikle Fred), Serena, June, Lydia teyze.

  • Simone de Beauvoir’ın “other teorisi” vardır ve bu teori bağlamında ortaya konanlar, kitapta nasıl kurulduğu açısından net görünür.
  • Atwood’un dünyasındaki ana kahramanların hepsi hastalıklı, rahatsızdır.

  • Kitap kuramsal olarak, içgörü temelli terapiye uygundur.
  • İçgörü temelli terapi‘de üç aşama vardır:
  • 1. farkındalık aşaması 
  • 2. kabul aşaması
  • 3. eylem aşaması
  • Hem feminist hem psikanalitik açıdan kitabı bu bağlamda açarsak: 
  • -June’da tüm aşamaları görürüz. Özellikle ikinci aşama dayanıklılığının ölçüsüdür. Üçüncü aşaması ise küçük de olsa eylemlerle direnişte bulunmaya çalışması şeklindedir.
  • •June’un monologları = içgörü günlükleri.
  • -Serena’nın ise içgörü eksikliği vardır. Olanların suçsuzluğunu, öfkesini hep dışarı yöneltir.
  • -Fred’de ise kısmî/parçalı içgörü sözkonusudur. Eyleme dökülmez.
  • -Lydia teyzedeyse içgörü çarpıtması söz konusudur.

  • Nick’i stereotip olarak algılayıp ‘büyük göz’ olarak değerlendirmek gerekir. Gücü ve otoriteyi sembolize eden bir stereotip.

  • Melanie Klein’ın kuramları ile de kitap çok iyi açıklananabilmektedir o yüzden bakılmasında fayda vardır.

-Paranoid-şizoid bölünme

-Depresif korunmacı tavırlar

-İyi kötü nesne entegrasyonu

  • Sistem bireylerin paranoid-şizoid durumda olmasını kurumsallaştırıyor. (bizler iyiyiz onlar kötü, mutlak bir kötü var) Böylece korku ve itaati devamlı kılıyor.
  • Bireysel onarım, toplumsal şiddet karşısında bile olabilir. 
  • Moira; sessizlik ve motif üzerine kurulu bir karakter idi.
  • Hatırlamak -> hem acıya hem onarıma yer açıyor.

  • Yapısalcı açıdan kitabı değerlendirmek de gerekir.
  • Ferdinand de Saussure’in ifade ettiği üzere gösteren-gösterilen ilişkisi kasten kurgulanarak toplumsal gerçeklik yaratılmıştır kitapta. (Fred ve Offred vb ikili kodlar başta olmak üzere tüm diğerleri ile) (ki distopyalarda zaten hep bu şekilde ikili kodlar üzerinden bir toplumsal gerçeklik yaratılma durumu söz konusudur)

-Tüm ikilikler kıyafetten kurumlara kadar her yerde çok rahat gözlemlenir. (ki özellikle renkler hep böyle kullanılır; toplumsal düzen yaratmada)

  • Roland Barthes’a da bakmak gerekir.

-Disütopyalarda her şeyi görselleştiriyoruz.

-Bedenin kamusallaştırılması söz konusudur.

-Mağdurun iktidarın aracı olması

  • “Ambivalans” kavramına da bakılması gerekir. 

[Ambivalenz, yani duygu; birbiriyle bağdaşmayan duygu, düşünce, istek ve amaçların kişide aynı zamanda toplanmasıdır. Ambivalenz deyimini ilk Eugen Bleuler (1857-1939) ortaya atmıştır.]

  • Dil ve söylem disütopyalarda farklıdır. O yüzden dil ve söylem arasına da çok takılırlar.

-toplumsal iktidar (bugünkü otoriter rejimler) onlar üzerinden gerçekliği üretir.

-Zira postyapısalcılıkta anlam sabit değildir. Mesela kitapta üreme hedefli bir sistem kurulduğu söylense de bizim gördüğümüz o değildir.

  • Kitap aynı zamanda yazıldığı dönemin tarihsel, siyasi, diplomatik yaşananlarını da çok güzel gösterir = olabilirliğini verir. 

-Mesela dini metinlerin politikaya alet edilmesini dini ritüelleri metne koyarak verir.

-80’ler aynı zamanda ilk kez düşen doğum oranları ile karşılaşılan bir dönemdir.

-bu açıdan da korku temelli politikanın nasıl yerleştirildiğini de verir. 

  • Disütopyaların özelliklerinden biri de duygudan arınmış olmalarıdır (dizi ile arasında anlatımdaki duygu farkı)

-Kitap bir disütopyadır, bir feminist didütopya değil.

çünkü çok boyutlu bir eserdir sadece feminist açıdan ele alınamaz.

  • Michel Foucault anlatıların üzerinden de ilişkilendirilmesinde fayda vardır çünkü onun düşünceleri 80’leri çok etkilemiştir.

-bio- politika 

-gözetim ve disiplin 

-dil ve söylem

=> onun bu kavramlarını bilmeyen biri bu kitabı da anlayamaz.

  • Özetle kitap, bir iktidar-baskı-direniş öyküsüdür. 

Comments