Ekim 2026 kitapları..


Yılanlarla Dans / Horacio Castellanos Moya..

* Baile con serpientes

Dance with Snakes 

- @bewaterbookcafe X @fundasakaoglu bibliyoterapi atölyesi Ekim 2026 kitabı.

Açıkçası okurken bizim buralarda yaşananlarla paralellik kurup bolca hayıflandığım bir kitap. Ve muhteşem toplantımızda sosyolojik, psikolojik, felsefi kuramsal temelleriyle dinleyince daha da zenginleşen bi alegori olduğunu anladığım roman. 

  • Her ne kadar kişisel bir dönüşüm hikayesi olarak bakanlar olsa da kendi coğrafyası Latin Amerika’da tarihsel bir travma olarak okunan çok etkileyici bir kitap
  • Öyle sembolik detaylarla bezeli ki zihninizde capcanlı izliyorsunuz. 
  • Siyasi bir alegori olarak tanımlanmasının (ilk bakışta büyülü gerçeklik olarak düşündürtse de öyle olmadığının) tüm boyutlarıyla analizini dinlemenin keyfi ise bambaşka. 


Malma İstasyonu / Alex Schulman..

- @kentkabilesi online bibliyoterapi atölyesi Ekim 2026 kitabı.

İskandinav bir aile romanı kontenjanından öyle çok psikolojik durumu ele alıyor ve bunu 3 nesil üzerinden kurgulayıp kuşaklar arası epigeniğin dibine vuruyor. Ve fazlasıyla hüzünlendiriyor. 

- Bilinç seviyesi yükselmezse kuşaklar arası iyileşme olmaz

- Geçmişteki tüm duyguları ayrıştırmak değil de bir arada taşıyınca iyileşme mümkün 

- İleriye gitmek, geçmişten uzaklaşmak demek değil

- Gevşeyip rahatladığında normalde görülmeyen bağlantılar görünüyor

- Tek bir açıklama var sanılırken başka olasılıklar da görülüyor.


Kırmızı Ayna / Burhan Sönmez..

- @mugamag kitap kulübü Ekim 2026 seçkisi.

  • Mitoloji, dinler, müzik, sanat, edebiyat ve hatta yapay zekaya dair müthiş tespitleri, anlatıları var. Bayıldım onlara. 
  • Ancak ilk paragrafından son paragrafına değin hiç boşluk bırakmadan öylesine hüzünlü ki çok ağır geldiğini söylemeliyim. 
  • Muhabbet’in üstüne Malma ve bu gelince ezildim resmen. 

Ben, dedi, küçükken buna baktığımda kendimi aynayı keşfeden ilk insan gibi şaşırmış hissederdim. Söğüt ağaçları veya dolunay suya yansıdığında, su onların aynası oluyordu doğada. Bunu anlayan insanlar, sudaki mucizeyi kendileriyle birlikte her yere taşıyabilmek için yanardağlardan çıkan taşları işlediler. Taşın yüzeyini düzlediler, parlattılar ve kendi yansımalarına baktılar. Oradaki görüntü hem bize benziyordu hem de farklıydı. Aynanın içindeki dünyanın büyülü olduğunu ve başka bir yere açıldığını anladılar.

Ay nanın, dedi, beni en çok şaşırtan özelliği, yabancılık denen şeyden yoksun olması. İşte, bütün kenti ve bütün göğü bir anda içine alabilmesi, zamanı aşan bir mucize. Yabancılık, iki kişiyi ayıran mesafe değil onların arasındaki zamandır. Geçmişin biriktirdiği o yabancı zaman aşıldıkça yakınlaşma başlar. Ay na bu zamanı sonsuz hızla katederken, hayatta buna benzeyen tek şey sevgidir. ….. Sevgi, dedi, aynadaki zaman gibidir, onun sayesinde en uzak şeyler yakınlaşır, en uyumsuz parçalar anında bütünleşir.

….. Karşımızdaki İstanbul'da veya gökteki yıldızlarda her kim ki aynasını bize doğru çevirmiş, içtiğimiz rakıya ve dinlediğimiz şarkıya bakıyorsa, biz de onların aynasına dahil oluyorduk. Biz her kimin aynasında yansıyorsak belki orada aynı hayatı, mutlu bir ruhla yaşıyorduk. Aynı yıldızların altında aynı şarkıyı dinliyorduk. Her koklayışım ruhumu ateşlere yaksa / Busenle sararsam o güzel sinede solsam, diyen şarkıyı.

Ben, dedi Şerafet Bey, ruhtan söz ederken dinlerde tarif edilen ruhu kastettiğimi sanmayın. Bir insanın duygu ve düşüncelerinden oluşan benlik, ruhun kendisidir. Ben bu ruhun ölümsüzlüğünün mümkün olduğuna inanıyorum. Tıbbın ölümsüz bedenler yaratma hevesinin yerine teknolojinin ölümsüz ruhlar yaratma ihtimali bana daha gerçekçi görünüyor.

Bakın, diye devam etti, bu kitabın ruhunu, yani içindekileri biliyorsunuz. Şimdi biz bu kitaptaki sözcükleri, içinde boy veren kaygıları ve hayalleri başka bir kitaba aktarabiliriz. Yeni kapaklı, parlak renkli, sayfaları sağlam bir kitaba yazdığımızda bunun ruhu değişmeyecek, sadece bedeni yenilenecek. Tıp bilimi bize ne vadediyor? Kitabın sayfalarını ve cildini güçlendirmeye, onun ömrünü uzatmaya, içindeki ruhu bu yolla yaşatmaya gayret ediyor. Aynı şeyi insanlar için düşünelim. Bizim ruhumuzun bir alfabesi var, duygu, düşünce ve sezgilerimiz orada yazılı. Gelecekte bilgisayarlar daha da ilerleyecek ve insanların ruh alfabesini okuyup kopyalayabilecek. O zaman ölümsüzlük imkanını elde edeceğiz. Robotlara aktarılan ruhumuz sayesinde istediğimiz bedeni seçeceğiz. Hatta daha fazlası olacak, Kasparov'un ruhu ile bilgisayarın zekası birleştirilip yeni bir robota yüklenebilecek ve daha zeki bir tür yaratılacak. ….. Adı önemli değil, diye karşılık verdi Şerafet Bey. Yeni milenyumda, biyolojik evrimin temposunu hızlandıran değişimler yaşanacak.

Ben de hep sıradan şeylerle hatırladım seni anne, birlikte geçirdiğimiz bir pazar gününü mesela. Biliyorsun, Olimpos Dağı'ndaki Tanrılar ölümlü insanları kıskanırdı. Tanrılığın kendisi sonsuzluk olduğundan, bir şeyin kaybı veya mutluluğu onlar için sonsuz bir anlam taşımıyordu. Her olay geçiciydi onların nazarında. İnsanlar içinse anlar önemliydi, geçip giden zaman bir daha gelmeyecekti. Her küçük söz anlamlı, her sevgi değerliydi. İnsanlar bu yüzden güzelliğe ve sevgiye önem verir, o kısa anların içinde sonsuzluğu bulurdu. Bu yetiden yoksun olan Tanrılar insanlara gıpta ederlerdi. Benim seninle geçirdiğim güzel anlar o kadar çok ki, her biri içime yerleşti. Tanrıların erişemediği sonsuzluktu o.

Comments

Popular Posts