İşin Aslı, Judit ve Sonrası / Sándor Márai..
* Az Igazi - Judit... És Az Utóhang
(“True Love" veya "Portraits of a Marriage”)
- @bewaterbookcafe X @fundasakaoglu bibliyoterapi atölyesi Mart 2026 kitabı.
- Sürprizini kaçırmamak adına üç ayrı bölümden oluşan kısımların kimlerin ağzından yazıldığını söylemiyorum ancak ikinci bölümü çok zor okumanın sebebinin,
- geçtiğimiz aylarda okuduğum yazarın bir diğer kitabı Mumlar Sonuna Kadar Yanar’ı ağır okumanın sebebiyle aynı olduğunu öğrendim ki o da burjuvazinin o ağdalı, ağır mı ağır yapısından kaynaklı imiş.
- Ve fakat, toplantımızın muhteşem notlarından öğrendiğim üzere, eserin esas yapısını “çağdaş insanın kimlik, arzu ve aidiyet kırılmaları” oluşturuyor (bireysellikten ziyade).
- Dolayısıyla kitabı ve yazarını özel kılanın ise tüm metne hakim olan o parçalanmışlık halinin, aslında kendisinden 40 yıl sonra gelecek olan postmodernizmin öncül bir örneği olarak arz-ı endam etmesi.
- Bu bağlamda kendi hayatının öznesi olamayıp sürekli bir yansıma hali içinde olan, merkezinden uzaklaşıp bedenine yabancılaşan, dolayısıyla aşkın onların nezdinde sadece bir çözülme alanı olduğu köksüz (kararsız değil) bir ilişkiler ağını okumuşuz vesselam.
- Hem kitaptaki kahramanların, hem de eserdeki kadınlık durumunun, aynı zamanda dönemin toplumsal dinamikleri gibi sürekli bir eşikte olma hali sayfalar boyunca devam ediyor.
- Ve ister sınıf atlama çabasında olsun isterse de bulunduğu sınıfın koruma çabasında olsun tüm karakterlerin bir savrulma hali içerisinde olduğunu hüzünlenerek okuyoruz.
- Böylece de gerek dönemi gündelik yaşamından çarpıcı bir öykü üzerinden analiz etme şansına sahip oluyor, gerekse de çağcıl dönemle paralelliklerini şaşırarak gözlemliyoruz.
Görünüşe bakılırsa hayatta her şey görünmez bir saatin yelkovanına göre gelişiyor: İnsan bir dakika erken "karar veremiyor"; bunu ancak olaylar ve durumlar kendi kendine kararı belirledikten sonra yapabiliyor. Diğer her şey keyfi, anlamsız, insanlık dışı, belki aynı zamanda da ahlak dışı. Hayat karar veriyor; şaşırtıcı, harikulade bir biçimde. Ve sonra her şey alabildiğine kolay ve doğal oluyor.
Hayatın gözle görülmez bir rejisi vardır: Bir şeyi hallet-memiz, bitirmemiz gereken bir durum ortaya çıktığında şartlar da işbirliği yapar, evet, mekân, etraftaki eşya ve insanlar bilmeden suç ortağı olur. ….. Hayat bir şey yaratmak istediğinde sahneyi de mükemmel yönetiyor.
"Çünkü kültür bitti. Hem de onun bir parçası olan her şeyle birlikte. Zeytin sadece bir yan tattı. Fakat bir sürü küçük tat, bir sürü lezzet birleşince, kültür denilen o harika yemeğin özünü ve gücünü oluşturur. Şimdi bu yok oluyor" dedi ve elini fortissimo işareti veren bir orkestra şefi gibi havaya kaldırdı. "Onu oluşturan unsurlar sağlam kalsa da kültür yok oluyor. Belki gelecekte bir yerlerde yine içi dolgulu zeytin satılır. Fakat bu kültürü bilincinde taşıyan insan tipi yok oluyor. İleride sadece bilgiler olacak ve bu aynı şey değil. Kültür bir deneyimdir. Güneş ışığı gibi sabit bir deneyim. Bilgi ise sadece bir katkıdır." Omuz silkti. Sonra da nazikçe ekledi: "O yüzden, en azından sizin zeytin yemiş olmanıza sevindim."
Ara sıra bir kelimeyi yüksek sesle söylüyor, sonra da tavana bakarak adeta kelimenin bir kelebek gibi kanat çırpmasını izliyordu; evet, aynen, bir keresinde tam da bu kelimeyi söylemişti, kelebek, sonra da arkasından bakmıştı, sanki kelime ince kanatlarıyla güneş ışığının vurduğu odada geziniyordu; ve bir kelimenin bu büyülü dansı onu, hayatın kendisine bundan sonra sunabileceği en güzel şeymişçesine etkilemişti. Belli ki ruhunda köprülerden ve insanlardan vazgeçmişti. Artık sadece Macar diline, vatanına inanıyordu.
Meraklısına: Ve sıra tabii ki toplantıda sevgili Funda hocanın anlattığı muhteşem notlardan alıntılarda:
- Çağdaş insanın kimlik, arzu ve aidiyet kırılmalarına esas alan bir kitap (bireysellikten ziyade)
- Metin'de bir parçalanmışlık var ki bu = postmodern metinlerin özelliği (oysa ki bu kitap posmodernizm daha gelmeden 40 yıl önce yazılmış)
- Judit’in kendi hayatının öznesi olamama, sürekli bir yansıma hali var (zaten tam da bu şekilde ilerliyor karakter)
- Merkezden uzaklaşan bir diğer şey; sevgi, ilişki, cinsellik -> bunlar onay aracı
- Bu kitapta aşk = bir çözülme alanı
- Beden = yabancılaşılan bir alan -> ki köklenme alanı oysa
- Arzu -> genelde eksiklikten kaynaklanabiliyor
- Judit - anlamlandıramama hali + kendine yaklaşamama anlatısı => o yüzden de bir iyileşme yok
- Çünkü arzu edilerek var olma, sevilmek değildir - oysaki Judit’in ihtiyacı sevilmek idi.
- Erotizm = estetik kırılma (Tutku değil, arzu değil)
- Kitapta sürekli bir eşikte olma hali var bu hem çağın içinde bulunduğu durum niteliyor, hem de kadınlığın durumunu
- Bu nedenle eşikte olma hali ne tam terkedilme, ne de tam sahiplenme şeklinde kendini gösterebiliyor
- Kitabın omurgası = köksüzlük (kararsızlık değil)
- * kararsızlık olan eser-> Aşk Aptallığı idi
- Hiç kurulmamış bir iç merkez görülüyor; yani Judit’te böyle bir merkez yok, o yüzden savruldu zaten
- Dilin düzenleyici yapıyı *sembolik + *semiyotik olarak oluşturma görevi var - Julia Kristeva
- Dil düzenleyici yapıyı dil dile getiremediği için vücutla dile getiriyoruz
- Judit bu bağlamda sembolik ve semiyotik arasında gerilim oluyor ki böyle gerilim yaşayan bir figür
- Özne = hiçbir zaman tamamlanmamış; bir birey değil
- Konuşma var - ses yok
- İlişki var - Judit’in teması yok
- Beden var - yerleşme yok
- Sınıf atlamak, arada kalmışlıktır (zihniyeti atlayamazsan; yani düşünce yapısını atlayamazsan)
- Sadece içinden deneyimledikçe tam olmaz; beden de deneyimlemelidir
- Beden ve zihin ayrı bir ritimimde iken -> dil yok => Judit, dilin içinde çözülüyor
- Kadınlık -> dağılma ve yeniden kurulamama hali şeklinde => dolayısıyla tamamlanmış bir proses değil.



Comments
Post a Comment