Siyah Midye’deki Denizkızı / Monique Roffey..
- @kentkabilesi online bibliyoterapi atölyesi Mart 2026 kitabı.
- Aslında kapağındadaki siyah detaylardan, alışık olmadığımız bir deniz kızı öyküsü okuyacağımızın tüyosunu verse de bu kadar iç burkucu olacağını tahmin etmediğimi söylemeliyim.
- O karanlığın ve hüznün sebebini ise toplantıda sevgili Funda’nın aktardıklarından öğreniyoruz ki
“bastırılan (denize = bilinçdışına sürülen) ancak yok edilemez olan vahşi kadın arketipinin, ne yazık ki iyileşme değil, iyileşmenin sürekli kesintiye uğradığı bir öyküsü” olması.
- Ne tam bir kadın ne de tam bir deniz canlısı olmayan bir dişinin üzerinden “kadınlığın tarihsel arada kalmışlığı”sembolik ve semiotik iki katman üzerinden aktarılıyor.
- Beden ve dil* bağlantısını hiçbir zaman kuramayan (= sesini bulamaya) deniz kızının askıya alınmış benlik sembolü olduğunu öğrendiğimiz metamorfozu,
* Öyle ki:
"Dil ve kültür anneden geliyor ve belli ki anne karakteri yok
+ ablalar hep çemberin dışına itiyor onu (demek oluyor ki eskiden de dili yoktu -dil, dişil bir şey)"
- dünya değişmediği için bedenin iyileşmediğini + doğa da iyileşmediğinden kadının iyileşmesinin mümkün olmadığını anlatıyor.
- Özetle iyileşmeyi romantize etmeden, kırılganlığı ile ortaya koyan modern bir mitolojik masal var karşınızda.
- Ve yapılması gerekenin:
"Kendi sessizliğimize bakışımızı değiştirmek + ses kalışlarımızın (geçmişte) savunma mekanizması olduğunu bilmek => bunlar olmazsa içsel dirençle karşılaşacağımızı"
- şiir gibi bir dille bize yeniden hatırlatan..
"Tarih ya da aşk. Birinin kazanması gerekiyor. Tarihle savaşamam. Yapamam. Sen kazandın. Ben kötüyüm. Hep öyle olacağım. Ama tarihin aşka galebe çalmasına izin vermekten daha iyisini yapabiliriz."
Yağmur Hanım başıyla onayladı. "Biz kadınlar bazen kendimizle ilgili düşüncelerimizde bile haksızlık ediyoruz. Siz erkekleri biz doğuruyoruz ama gücü siz ele alıyorsunuz. Gücü size veren biziz."
Güneş, ay, balık ve kuş dövmeleri, solmuş olsalar da halkının insan ve hayvan arasında ayrım yapmadığını, Aycayia'nın genç bir kadın olarak bu ikisi arasındaki ince sınırı geçmek ve yalnız kalmak üzere lanetlendiğini, tek arkadaşının deri sırtlıya dönüşmüş ihtiyar bir acuze olduğunu anlatıyordu. İhtiyar kadın, güzel kadın, ikisi de dışlanmış. Kadınlık, her şeyi doğru yapmadığın takdirde tehlikeli bir işti.
Meraklısına: Ve sıra tabii ki toplantıda sevgili Funda hocanın anlattığı muhteşem notlardan alıntılarda:
- Üç coğrafyanın hafızası var
- Ada ülkelerinin bir tenis eteği var
- Sömürü mantığını sorgulayan bir alegori
- Büyü de gerçekte var ancak çok dengeli
- Arzunun şiddete maruz kalmış olduğu bir hafıza
- Neruda'daki sarhoşluk, burada travma
- Modern Dünya hâlâ bir mit üretme kapasitesi var ama metallaştırıyor ki kitabın en sert eleştirilerinden biri de bu.
- Latin Amerika edebiyatının genel çizgisinden çok daha sert bir kitap çünkü sömürü perspektifinden veriyor ve hiç umut vaat etmiyor
- Deniz = erkeği sınayan bir yer
- Eko feminizm de hissediliyor zira onun dediği gibi doğa iyileşince kadında ancak iyileşebiliyor
- Neruda’da da arzu, sarhoş
- Marquez'de mitolojinin dönüştürücü potansiyeli
- Hemingway’de erkekliğin gücü
- Vahşi kadın arketipi -> bastırılır, ancak yok edilemez
- Denizde kalması = bilinç dışına sürülmesi
- Bedenin geri kazanılması, Estess’te de çok önemliydi
- Parçalı ve kırılgan bir yapıda -> dönüşüm/dönüşümü
- Bir iyileşme masalı değil, iyileşmenin sürekli kesintiye uğradığı bir öykü
- Hep kendimizi seçmeliyiz
- Kendini seçmediği için geri dönmek zorunda kaldı
- Dil ve kültür anneden geliyor ve belli ki anne karakteri yok + ablalar hep çemberin dışına itiyor onu (demek oluyor ki eskiden de dili yoktu -dil, dişil bir şey)
- Kendi dişiliğini hiç bulamıyor
- Artık doğaya dönmek de güvenli değil -> bir kırılma ve kitabın ters köşesi
- Dünya tersine dönmedikçe doğaya dönmekte güvenli değil
- Karşılayan dünya halen avcı -> iyileşmemin en büyük sebebi
- Kitaptaki metamorfoz, askıya alınmış benlik şeklinde -> modern dünyaya gönderme
- Kadın kimliği çok bölündü ve tam olarak bütünleşiyorlar
- Beden, travmanın taşıyıcısıydı
- Bedensel sorumluluğumuzu hatırlatıyor -> orada sağalt => bknz. Aynaya bakışı
- Kendi bedenine yeniden alışma süreci
- Dönüşüm, bir kazanım değil; yabancılaşma
- Tam + bütün hissetme yok
- Bakış meselesi -> özne değil, arzu nesnesi (kontrol etme + sahip olma)
- Bireysel iyileşme, toplumsal yapı yüzünden kesintiye uğruyor -> iyileşme-imkansız diyor
- Travma = deneyimlemediği sonradan geri dönen kırılma
- Travma değil, bedenin kendisi anlatıyor dönüşüyor ki -> bedendeki durumlar, hep travmanın anlatıcısı (örneğin kanca boğazında)
- Kendi hikayesini anlatamama hali -> tarihselliğin tekrarı
- Tanıklık imkansız olduğu için travma iyileşmiyor (ki travmanın iyileşmesi için bu bir must)
- Tarihsel tekrarı = tek bir travma yok yani ->
- Metamorfoz bir kurtuluş değil; form değiştiriyor
- Şefkat alanları var ancak yeterli değil (o yüzden David iyileştiremedi onu)
- Kancanın boğazında olması eşittir ses kaybı -> büyük bir yarılma
- İki katman var: sembolik ve semiotik
- ! Sesini bulmalıydım; beden ve dili bağlamalıydı (sadece konuşmayı öğrenmek değil yani)
- Beden ve dil -> erken dönemde kesintiye uğrayan unsurlar
- Yapılması gereken: Kendi sessizliğimize bakışımızı değiştirmek + savunma mekanizması olduğunu bilmek => bunlar olmazsa içsel direnç
- Konuştuğu için güçlenir
- Bedenden geçip dünyaya ulaşmasına izin vermek
- Dolayısıyla kitap derin bir psikanalitik anlatı
- Başkalarına ait bir alandı hep, beden
- Arzunun yeniden nesnelleştirilmesi idi -> avlanması da
- Aradaki hali -> kadınlığın tarihsel o arada kalmışlığı
- İyileşme, doğrusal geri dönüş değildi
- Dünya değişmedikçe beden iyileşemez
- Kadınlığın tarihsel arada kalmışlığının verilmesi = iyileşmeyi romantize etmiyor olması, bu olay kırılgandır diyor
- İyileşme = bedenin kendi hikayesini nihayet taşıyabilmemesi



Comments
Post a Comment