Dişi Domuz [Truismes] / Marie Darrieussecq..
[ENG is below]
- @kentkabilesi online bibliyoterapi atölyesi Eylül 2025 kitabı.
- O neydi o öyle demek geçiyor içimden gerçekten!!
- İnanılmaz çarpıcı, çok mu çok vurucu bir eser.
- Zaten 1996’da ilk yayınlandığından beri böyle bir etki yaratmış ve çok da yerinde.
- Tam bir bibliyoterapi kitabı tabii ki.
- Sembolizmden pek çok şeyi çıkardım ancak eminim onun katbekat daha fazlası var arkasında.
- Yaşadığımız topluma, sistemlere ve yönetimlere dair öyle bir açıdan yaklaşıyor ki her cümlesiyle tokat atıyor.
- Gözlerinizi faltaşı gibi açıp her sayfayı okuyorsunuz.
- Gözün Öyküsü’nden sonra bir o kadar etkileyici bir kitap olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Ne demek istediğimi okuyanlar tahmin edebilecektir.
- Bir kez daha bu kadar kısa bir roman kapsamında dünyaları aktarabilmesinin şaşkınlığı içinde yazarın önünde saygıyla eğiliyorum.
Meraklısına: Ve sizi sevgili Funda Sakaoğlu hocanın aktardıklarından bir derleme ile bırakıyorum.
- Lacancı yaklaşıma uygun bir kitap.
- Tam bir Fransız işi.
- Feminen kadın nasıl yaratılıyor, ona yönelik şiddet ne şekilde ortaya konuyor bunu gözler önüne seriyor.
- Kitap öfkeye dayalı bir feminist metin.
- Bir metamorfoz hikayesi. Ki bedenin metamorfozunun giderek kontrolden çıkışı.
- Ego-id-süperego çatışmasını hatırlatıyor.
- Kadının arzularının kültürel normlarla çatışması.
- “Object” kavramına gönderme var kitapta.
- Dişi domuz ->
- -hem üreme makinesine hem arzu nesnesine indirgenmesinin karikatüre edilmesi.
- -ikisinin yozlaşması ile.
- Pembe domuzdan (dinle ilişkilendirirken) => yaban domuzuna (daha asil, soylu bir arketip) bir dönüşüm var.
- Ki bu dönüşümü önemli bir metafordu.
- Yaban domuzuna dönüşmesi ->
- -ayna evresi ile bedene yabancılaşması
- -ancak ayna evresi tersine bir şekilde yer alıyor zira bütünlüklü değil parçalanma şeklinde (bedene yabancılaşma)
- O toplumsal dayatma vd -> kadının kendine yabancılaşmasına sebep oluyor.
- Bedenle ilişkimiz çok kopuk -> kitap bunu anlatıyor zaten (aynaya bakıp kendimizi parçalıyoruz)
- Başta dönüşümü kontrol edemezken, sonda kendi kararı ile dönüşüyor (metaforik)
- Anneyi öldürmesi -> (fiziksel de de yapıyor) kendi benliğini bulma yolculuğuna adım atıyor.
- Cinsellik ->
- -tahakkümle bağlantılı kitapta
- -ve erkekliğin halini de aşağılıyor (öteki olarak)
- Dolayısıyla cinsellik açısından ikircikli bir yan var.
- Domuz o zaman istenmeyen, değer verilmeyen varlık.
- Cinsellik de erkekler için de öyle.
- 1990’lar -> politik yozlaşma ile toplumsal yozlaşma da paralel olan bir dönem.
- Ki domuz tek tanrılı dinlerde de hem üretim hem tüketim hem ahlaki oluyordu.
- Fransız kadınları-> çabasız güzelliği annelerinden mirasla bir sıfır önde başlıyorlar. (annelerinden aşılanan bir özsaygıları var)
- Kadın kahramanımız kitapta anime-animus açısından dengeli bir ilişkiden sonra o özsaygıyı ediniyor.
- Toplumsal imkansızlıklar (kadın bedenine yüklenen) -> o bedeni / o beden bütünlüğünü parçalıyor.
- Lacan’ın gerçek dediği olan bir yerde dilin sınırlarını aşıyor
- Temsil boşluğunu kitap, grotesk şekilde dişi domuz ile görünür kılıyor. - dönüşmese hiç görünür kılınmayacaktı (‘o söylenmeyenler’)
- Kendi dönüşümünü tamamlamadan anne olunmaması -> hamile kalıp kalıp doğurmaması ancak kitabın sonlarına doğru yavrularla oynayabilmesi.
- Gerçek: söylenemeyen, dil dışı alan.=> fazlalığa dönüşüyor. o zaman bilinçdışına atıyoruz.
- Domuz anlarında sesini kaybetmesi, o bastırılmışlığı çok güzel anlatıyor.
- İşlev görmediği anda domuz oluyordu => (kitabın iddiası) kadın olamazsam domuz olurum.
- Lacan’ın “jouissance” kavramına bakmak gerek -> erkek öznenin çıkmazlarını gösteren bir kavram
- İlkel/arkeik bir dürtü ama bastıramıyorlar ve eskortlarla oluyorlar.
- İğrençlik ile haz birbirine karışıyor.
- Büyük ötekinin (Lacan) baskısıyla var oluyoruz.
- Dönüşümü (kahramanımızın)=>
- hem bireysel hem toplumsal olarak bir dışlanma şeklinde oluyor. (tek başına kırsalda)
- Kültürün temsil edemediği kadın fazlalığı -> onu groteskçe hem cazibe hem tiksinti ile domuzda veriyor.
- Domuz olunca = ses yok => yine o semiotik döneme dönüyor o içsel çocuğumuz.
- Domuzluk ile dişil enerji hem aşağılanır hem kutsallaştırılıyor -> durumuna bir atıf kitap.
- Demeter’in domuz kurbanları, Kirke’nin erkekleri domuza çevirmesi vd.
- Kurt = içimizdeki gücü temsil ediyor.
Bankıma geri döndüm ve kıvrılıp yatarak uyudum. O sırada hâlâ yağmur yağıyordu. Uyandığımda bulutların aralandığını fark ettim, güneş de yolu yarılamıştı ve havada gece kokusu vardı.
Gözlerinde insani bir parıltı belirdiğini gördüm: İçgüdülerine direnmenin verdiği acıyla gözbebeklerini perdeliyordu, orada aşkın açlıkla savaştığını görebiliyordum.
Onunla usul usul konuşmaya başladım; ona bozkırlardan, tayga ormanlarında yazın yağan karlardan, Galya ormanlarından, Gevaudan Canavarı'ndan, Bask tepelerinden, Cevennes ağıllarından, İskoç topraklarından, yağmuru ve rüzgardan bahsettim.
Ağaç kabuğunun, gövdenin dibinde toplanan özsuyun ve kışın güçlü rehavetinin kokusunu aldım. Devasa ağacın kökleri daha da derinlere gömülürken etrafındaki toprağı kazıyormuşçasına toprak çatlak ve gevşekti.
Geçen sonbaharın ölü yaprakları hoş bir koku yayıyor, toprak yosun, meşe palamudu ve mantarla çeşnilenmiş küçük kök topları halinde ufalanıyordu. Toprağı kazıp oydum; bu kokuyla sanki tüm gezegen bedenime yerleşiyor, içimde mevsimler dönüyor, yaban kazları havalanıyor, kardelenler ve meyveler bitiyor, güney rüzgârları esiyordu.
***
[in ENG]
Pig Tales [Truismes] / Marie Darrieussecq..
- @kentkabilesi online bibliotherapy workshop September 2025 book.
- All I can think is: What on earth was that!!
- Unbelievably striking, incredibly powerful work.
- And no wonder it has had this exact impact since its first publication back in 1996, and rightfully so.
- It is, without a doubt, a true bibliotherapy book.
- I pulled so much out of the symbolism, yet I’m certain there is layer upon layer more behind it.
- The way it approaches our society, systems, and governments it hits you like a slap with every single sentence.
- You find yourself wide-eyed, devouring every page.
- I can safely say it’s just as impactful as Story of the Eye. Those who’ve read it will know exactly what I mean.
- Once again, I bow with respect to the author, still in awe of how they can capture entire worlds within such a short novel.



Comments
Post a Comment