Beyaza Beyaz / Ayşegül Savaş..
[ENG is below]
- @MugaMag kitap kulübü Ekim 2025 seçkisi.
- Hem sanata ilişkin bir kitap olduğundan hem yazarın Antropologlar kitabının metni çok duyduğum için çok merak ediyordum.
- Özellikle sanat eserlerine ilişkin pek çok cümlesini çok beğendim.
- Akademisyen bir sanatçı ile ressam arasındaki ilişki iletişim demek daha doğru hissettiren durumu merkeze alarak onun üzerinden çeşitli ilişkilere dair çıkarımlar yansıtması güzeldi
- Ara ara bir çok düşündürücü soru cümlesinin beni de duraksatıp üzerinde tefekkür etmemi sağladığını da söylemeliyim.
- Ve fakat son kertede nedense çok daha belki de büyülü ve vurucu bir hikaye beklentisinde olduğum için beni tam tatmin etmedi açıkçası.
Eskiden saatlerce müzelerdeki resimleri kopyalamış, ustaların eserlerini çağdaşlarından ayırt eden şeyin belki de mükemmel olmayışları olduğunu gözlemlemişti. Mükemmellik bir zanaatkârın görsel ve dokunsal ustalığıyla yaratılırdı. Halbuki en büyük sanat eserleri, derinliklerdeki bir yerden sökülürcesine çıkarılıyor ve kusursuz benzerlerinin yanında rahatsız gibi görünüyordu.
Pencere kenarına, eskiden ceviz büfenin durduğu yere bir iskemle konmuştu. Babası duvarları boyayıp hayatlarının onlarca yılına mim koymuş lekeleri kapatmıştı. Agnes yoğun, birikmiş zamanın artık açılan alanda serbestçe dolaşabildiği, geçmişle kutsanmış boş odaya şövalesini kurdu.
Kütüphaneden eve döndüğümde içimde evle ilgilenme isteği uyandı. Tezgâhları sildim, battaniyeleri havalandırdım, kanepe örtülerini yıkadım. Pazara gidip çiçek aldım. Okumayı bıraktım, bir şeyler yapasım vardı: katlamak, silmek, havalandırmak. Sonra ışıkları azaltıp geri oturdum. Her yer beklemenin keyfiyle yüklüydü. Evlerin dip köşeleri; sokaklar ve dükkânlar. Dairede de beklentinin ağırlığı vardı.
Çıplaklığın ruhun ikonografisi olma işlevini taşıdığı yönündeki savım -sağlam bir sav olduğu ve iyi bir araştırma yaptığım halde bana pek inandırıcı gelmiyordu. Bana giderek öyle geliyordu ki beden hiç de çıplaklığı simgelemiyordu, bilakis daha içteki -tamamen çıplak- anlamın üstünü örten belli belirsiz bir pelerin gibiydi. Güneyden döner dönmez bir kiliseyi görmek için yeniden seyahate çıktım.
Kesinliklere dayalı ilerleyen, mevsimlerinden emin olunan, ışık ve karanlık, soğuk ve sıcak, su ve tahıl vaat eden, bunların hepsinin de bütün insanlara aynı şeyi ifade ettiğine güven duyulan bir dünyaydı bu.
Sanatın bütünü için de bu geçerli değil miydi, diye sordum. Bir tablonun gücü gösterilen kadar noksan olanda, neyin tuval dışı bırakılacağına dair kasıtlı seçimde yatmıyor muydu?
"Son yemek fikri bana hep ilginç gelmiştir," dedi Agnes. "Kadere boyun eğmenin yanı sıra, bu yemeğin düşünülmüş, tasarlanmış oluşu."
***
[in ENG]
White On White / Ayşegül Savaş..
- @MugaMag Book Club October 2025 selection.
- I had been very curious about this one, both because it’s a book about art and because I’d heard so much about the author’s The Anthropologists.
- I especially loved many of the sentences about artworks they were truly striking.
- Centering on the relationship or perhaps more accurately, the communication between an academic artist and a painter, the book beautifully reflects on various kinds of relationships through that lens.
- I should also say that several of its thought-provoking questions made me pause and truly reflect for a while.
- And yet, in the end, it didn’t fully satisfy me perhaps because I was expecting something more magical or more powerful in its storytelling.



Comments
Post a Comment