Ve huzurlarınızda majesteleri genç kraliçe Victoria...




Kabarık eteklerin hüküm sürdüğü moda anlayışını yansıtan estetik kaygılı kostümler, şaşalı avizelerin aydınlattığı devasa salonlarda verilen keyifli partiler, şıklık ötesi yemek takımlarıyla bezenmiş her biri ziyafet tadında sofralar, birbirinden romantik ve rengarenk çiçeklerle donanmış gösterişli büyük bahçelerde ağır adım yürüyüşler... Tüm bunlar sizi içine çekiyor ve ‘evet, benim yaşamış olmam gereken yüzyıl budur’ diye düşünüyorsanız, kesinlikle siz de bir dönem filmi hayranısınız ve ‘The Young Victoria’ -‘Genç Victoria’- (http://www.theyoungvictoria.co.uk/) tam da bu hislerinize tercüman olacak bir film..



Bir Amerikan-İngiliz yapımı olan ‘Genç Victoria’; 63 yıl boyunca tacını taşıyarak Birleşik Krallık tarihinde en uzun süre saltanat sürmüş hükümdar unvanına sahip olan Kraliçe Victoria’nın (1819-1901) gençlik yılları ve Prens Albert’le olan inişli çıkışlı aşklarının öyküsünü konu alıyor. Yönetmenliğini, adını 2005 yılı yapımı ‘C.R.A.Z.Y.’ -‘Çılgın’- adlı gençlik filmiyle duyuran Kanadalı Jean- Mar Vallée’nin yaptığı filmde; başrolleri Kraliçe Victoria olarak izlediğimiz Emily Blunt ve Prens Albert’i canlandıran Rupert Friend paylaşıyor. Daha çok, 2006 yılında Meryl Streep ve Anne Hathaway ile birlikte yer aldığı ‘The Devil Wears Prada’ -‘Şeytan Prada Giyer’- ve 2009 yapımı ‘Sunshine Cleaning’ -‘Günışığı Temizleme Şirketi’- filmleriyle tanınan Blunt; I. Victoria rolü ile 67. Altın Küre Ödülleri’nde -Golden Globes- drama dalında ‘En İyi Kadın Oyuncu’ ödülüne aday gösterilmesiyle, oyunculuk kariyerini güçlendirdiğinin sinyallerini veriyor.

Hükümdarlık dönemi, ‘Viktorya dönemi’ -‘Victorian era’- olarak bilinen bir çağı simgeleyen Kraliçe Victoria’nın çocukluk dönemi ile başlayan öykü, onu kraliçeliğe hazırlayan süreci keskin bir bakış açısıyla ortaya koyarak ilerliyor. Film, dayısının üzerinden birincil kuzeni olan Prens Albert ile tanışması ve amcası IV. William’ın ölümü üzerine 1837 tarihinde 18 yaşındayken tahta çıkması; ardından ise 1840 yılında gerçekleşen evliliği üzerine odaklanarak süre gidiyor. Oldukça detaylı bir kostüm ve sahne tasarımının, her karesine hakim olduğu film; İngiliz parlamento binası Westminster Abbey, Buckingham Sarayı, Arundel Kalesi, West Sussex, Wilton House ve Leicestershire gibi İngiliz Krallığı’nın başlıca mekânlarında geçen tarihsel atmosferiyle de izleyicileri 1800’lü yılların büyülü geçmişine sürüklüyor. Öyle ki filmin, 2 Şubat 2010 tarihinde açıklanan 82. Oscar Ödülleri -Academy Awards- adayları arasında; ‘En İyi Sanat Yönetimi’, ‘En İyi Kostüm’ ve ‘En İyi Makyaj’ olmak üzere üç dalda ödüle aday gösterilmesi bunun en güzel kanıtı olarak yer alıyor.
Film, Victoria’nın tahta geçme yolunda, özellikle Belçika Kralı Leopold I’in kız kardeşi olan Sex-Coburg-Salfeld Prensesi unvanına sahip annesi Victoria (Miranda Richardson) ile dönemin ünlü siyaset adamı Lord Melbourne’ün (Paul Bettany) baskı ve yönlendirmelerine maruz kalışının yanı sıra; toplumsal statüsü gereği eşinden üst bir konumda olması, ancak eşinin her zaman için politik danışmanı olarak ona yardımcı olmasına izin vermesi ve bir kadın olarak erkek egemen bir ortamda genç yaşında yüklendiği sorumlulukla olan mücadelesi, siyasi yaşamda aktif rol alması şeklinde sıralanabilecek unsurlar noktasında, gerek saray-politika yaşamına, gerekse kadın-erkek ilişkilerine dair önemli atıflarda bulunuyor.
Popüler sinema sitesi Imdb.com üyelerinin 7.2 olarak yüksek bir not ile derecelendirdiği bu epik yapım, iki genç oyuncunun ışıldayan performansları ile ışıltılı bir döneme ışık tutarak, keyifli bir sinema deneyimi yaşanmasına olanak tanıyor.
 

Popular Posts